|
|
- yakalandığında 60 yaşını geçmiş olmasına rağmen yaşı mahkeme kararıyla küçültülmüş ve idam edilmiştir. ayrıca cesedi yakılmıştır. son sözleri; hükümete be şeref ü zeker olmuştur.
- oğlu resik hüseyin babasının gözünün önünde idam edilmişti yanlış hatırlamıyorsam. ihsan sabri çağlayangil'in anılarında geçiyor galiba.
- oğlunun can verişini izliyor ve haykırıyor baba yüreği, "ma evlade kerbelayme, gunao!"
yani türkçesi, "biz kerbela evladıyız, yazıktır"
sonra çıkıyor sehpaya ve kendi ayağıyla kaydırıyor ihtiyar bedeninin altında duran kürsüyü, canını kendi alıyor.
- idamında, 1937 martında dersim ve civarındaki karakolların basılması ve türkiye cumhuriyetine mensup askerlerin katledilmesi önemli rol oynamıştır. [ kahraman ilan edenlere karşı bir bilgi notu olarak vereyim dedim. ]
o tarihte bölgede bulunmasa da çok değil 10- 20 sene öncesinde bölgede araştırmalar yapan tanıdık bir sima ile karşılaşıyoruz. kim olacak tabii ki; binbaşı noel.
- cesedi ardından daha da devleşmesin diye (demekki böyle bir korkusu varmış devletin) gizli bir yere gömülmüştür, elazığ-malatya karayolunun yakınlarında bir yerde gömüldüğü rivayet edilir. çeşitli suçlamaların tersine dersim isyanı bazı kürt isyanlarından tamamen farklı olarak kendi özgün ve iç çelişkileriyle patlak vermiş, kesinlikle "yabancı parmağı" olmayan bir isyandır.
- tunceli bölgesi halkının toprak köleliğinden çıkmasını sağlayan merkezi bir medenileştirme hareketine neden olan isyanın önderi şahıstır.
ayaklanmanın bastırılmasıyla, bölgedeki feodalite tamamen yıkılamamıştır. fakat toprak köleliği ve adaletsiz toprak ve gelir dağılımı bir nebze de olsa dengelenmiştir. en azından adalet mekanizması olan savcılık ve mahkemelerin, kolluk kuvvetlerinin, eğitim kurumlarının ve belki de en önemli sorunsal, vergi toplayan kurum olan maliyenin bölgedeki tesisleşmesi bu isyana katılanların devre dışı bırakılmasından sonra gerçekleşebilmiştir.
dış mihraklar mensubu ajan provakatörlerce alt yapısını hazırlandığı resmi kayıtlara geçmiştir. bizden farklı olarak bugün devlet sırrı olarak saklanan ve kamuya açılmayan kayıtlar, yabancı devletlerde belirli bir zaman zarfı sonra açıklandığı için, söz konusu provakasyon hadisesi kanıtlanmıştır.
içerdeyse hala, yok asker kaçakları yüzünden, yok kardeşimi size teslim edemem, yok aşar , öşür diye geçiştirilir durur.
- abdullah öcalan ile büyük benzerlikleri olan zaza halk kahramanı(!) kime isyan etmiş? türkiye cumhuriyetine. kime başkaldırmış? yüce meclise, atatürk'ün kurduğu cumhuriyete, türk ordusuna.
kimse kusura bakmasın, kimse martaval okumasın. dersim isyanı bir özgürlük mücadelesi değildir. "milli sınırlar içinde vatan bir bütündür bölünemez " herkes ama herkes bu düstura uymak zorundadır. bugün bu vatan evladını öldüren acımasızca katleden pkk ne ise cumhuriyetin ilk yıllarında türk ordusunun evladına başkaldırmış dersimli de odur. o isyanda ölenler eğer türk ordusuna başkaldırdıysalar ölü de değildirler. osman pamukoğlu nun deyimiyle leştirler. kimse türk vatanında leş edebiyatı yapmasın. alevi kardeşlerimi tenzih ederim, olay tamamen bir isyanın anatomisidir. burası türkiye cumhuriyetidir, bir avuç toprak için zalim gecede kanını toprağa akıtıp, ay ve yıldız ile şereflendirenlerin ülkesidir.
- ''senin hile ve yalanlarınla başa çıkamadım, bu bana dert oldu. karşında diz çökmedim ya, bu da sana dert olsun'' sözlerini sarfetmiş, kimine göre eşkiya, kimine göre isyancı kişi.
(refugee, 20.07.2008 14:39 ~ 14:40)
- "meydan doluşmuşçasına, boşluğa şöyle seslendi: evladı kerbalayıh. bı hatıyh. ayıptır, zulümdür, cinayettir, dedi. benim tüylerim diken diken oldu. bu yaşlı adam rap-rap yürüdü. çingene'yi itti. ipi boynuna geçirdi. sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını yaptı." * *
- tarih, kendini halka adayıp egemenlerce öldürülenlerin, ezilen kitlelerce “efsanevi” kahraman olarak algılandığı, üzerine destanlar düzenlendiğine tanıktır. seyit rıza, bu efsane kahramanlarından biridir.
dersim, denince seyit rıza akla gelir. seyit rıza; ezilen, horlanan, dışlanan, hak hukukun sıfırlandığı, güçlünün güçsüzü hakladığı, eşkıyanın kol gezdiği, perişan, korumasız bir dersim bilgesi. bu bilgelik okuyup yazan, demokratik ilkeler üreten bir bilgelik değil. yönetilemeyen, düşkün, dardaki insanlarına el uzatan, incitmeyen, hak hukuk gibi insanlık kokan yararlı sözler eden, lokmasını paylaşan, yaralara merhem süren, çaresizi gözleyen, derin suların geçidini gösteren, her ezilmişe kulak kesilen, birlikte olan bir bilgelik. seyit rıza; ezilmişlerin umut dünyasını süsleyen “kaf dağı”nın bir devi.
...”.büyük bilge diyor ki:
bizim dağlarımız yalçın
yaylalarımız yüce / kayalarımız sarp
uludur meşelerimiz / nar yürekli yiğitlerle
doludur köşelerimiz...”.
“yolsuzluğu” hüner sayan yöneticiler, halk öncülerine karşı savaşımını abartılı yürütür. seyit rıza o zamanki hükümetçe, “ele avuca sığmayan, etken, tehlikeli, bir asi lideri” olarak tanıtılıyor.
aşiret sisteminde “aşiret liderliği” nesnelden çok sayısal güce dayanır. özellikle dersim gibi bir aşiretler beldesinde tüm aşiretlerin peşinde gideceği, bir lider olmak olanaksız. seyit rıza ancak dürüst bir “rehber”.
1914’te anadolu’yu paylaşmaya başlayan emperyalist devletlere, sessiz kalan osmanlı yönetimine karşı koçkiri’de baş kaldıran alişer ile nuri dersimi, yenilgi sonrası dersim’e sığınır. önemli aşiret ağaları ilgilenmez. seyit rıza dersim aşiret geleneğini sürdürerek korumasına alır ve sonuna dek, kellesi pahasına korur ve ilk devre tbmm’ni reddeder. bu iki neden seyit rıza’yı hedef seçmeye yeter. yabancı devlet sefirlerine gönderilen ingilizce- fransızca mektup ve mektuptaki diplomatik incelikler seyit rıza’ya yüklenir. oysa bunları yazan ve gönderenlerin, alişer ve nuri dersimi’den başkası olmadığını biliyorlardı.
nuri dersimi ;”babamın medresesinde okumuş” diyorsa da yakınları “seyit rıza’nın okuma yazmasının olmadığını ve kendini ifade edecek kadar türkçe bilmediğini” söyler. ne ki
dersim coğrafyasında:
... dostluğun- cömertliğin
mertliğin- dürüstlüğün aşiretleştiği
yiğitliğin sertleştiği
hakça paylaşımın - dostça bölüşümün bilinçleştiği
çetin direnişlere eşkıya / dersim
....ve
kayalara çarpan su / aydınlığı yansıtan doruk
özgürlüğün koyağındaki yürek
yaşam suçlusu
hepsi bu
bilinçsizliğin yıkım dünyasında, dönen çarkın keskin dişleri , dersim yaşamını öğütür, türküleştirir:
bir coğrafya ki ezelden zulmün tetik eri
bir can ki doğmadan tüm suçluluğu belli
bir halk ki oku namluların ucunda gerili
bir inanç ki arap şeriatında bulunmaz yeri
ne 38 harekatında ne (f) tipi hücrede tükendi
ne yıllar yılı gıda ambargosundan yıldı
ne pir sultan coşkusundan geri kalmasını bildi
ne yasak/açlık / sürgün/ kurşun önünde eğildi
seyit rıza, ne alişer gibi şair, sanatçı, diller bülbülü; ne de nuri dersimi gibi ırk ideolojisine sahip, o bir rehberdir yol gösterir. kendini savaş içinde bulur. başına toplar yağar. yoğun bir çatışmadan sonra barış görüşmelerine katılmak için çağrıldığı yolda, (5 eylül 1937 de) tutuklanır. elazığ’a getirilerek “sözde” yargılanır. bu hukuk dışı yargılanmayı ve idamını sağlamak için hükümetçe gönderildiğini söyleyen ihsan sabri çağlayangil’in cumhuriyet idaresine yakışmayan, talihsiz açıklamasını, anılarından birlikte okuyalım:
”...seyit rıza ve çevresi yakalandı. mahkemeleri sürüyor.işte bu sırada atatürk ..elazığ’a gelecek. kara yoluyla murat suyu üzerinde yeni yapılan singeç köprüsü’nü açmaya gidecek. emt. gnl. müdürü şükrü sökmensuer bey, bana diyor ki dersim hareketi bitti. beyaz donlu altı bin doğulu elazığ’a dolmuş. atatürk’ten seyit rıza’nın bağışlanmasını isteyecekler. beyaz donluların atatürk’ün karşısına çıkmasına meydan vermeyelim. ...bizden istenen atatürk’ün karşısına beyaz donlular çıktığı zaman iş işten geçmiş olsun....trenle elazığ’a vardım emniyet müdürü ibrahim bey’e gittim savcı için ,”kural dışı bir şey yapmaz, mümkün değil “dedi. savcıya gittim... ben mahkemeleri etkileyemem” dedi.
oysa biz mahkemenin kararını atatürk’ten evvel vermesini ve geldiğinde seyit rıza meselesinin kapanmış olmasını istiyorduk. ben bunu hal etmek için hükümet tarafından gösterilmiştim.
savcı vekili hukuktan sınıf arkadaşımdı. bana ” valiye söyle bu savcıya rapor alsın, gitsin ,ben istediğini yaparım”..savcı rapor aldı. arkadaşım vekil olarak savcının yerine geçti. mahkeme hakimini evinde buldum ...abdullah paşa sıkıyönetim kumandanı olarak kararı tasdik edecek. o da,”yukarıdaki karar tasdik olunur” demiş, basmış boş kağıda imzasını.. yukarıya “abdullah paşanın idami “diye yazsanız kendisi asılacak dedim. hakim, kaç kişi asılacak onu karardan önceden söyleyemem” dedi ama akledi : savcı 27 kişinin idamını istedi.” biz ona göre mi hazırlığımızı yapalım”? bilmem dedi.
türkiye cumhuriyetinin uzun sure dış işleri bakanı olan e.sabri çağlayangil, bu inanılmaz vahşeti ve hileli idamı söyle sürdürüyor:
biz seyit rıza’yı aldık. otomabilde benimle polis müdürü ibrahim arasına oturdu. jip jndarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. seyit rıza , sehpaları görünce durumu anladı. bana döndü:
-sen ankaradan beni asmak için mi geldin?
bakıştık, ilk kez, idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyorum . bana güldü. savcı, namaz kılıp kılmayacağını sordu. istemedi. son sözünü sorduk
- kırk liram ve saatım var, oğluma verirsiniz dedi.
bu sırada fındık hafız asılıyordu. asılırken iki kez ip koptu. ben seyit rıza görmesin diye pencerenin önünde durdum, fındık hafızın idamı bitti. seyit rızayı meydana çıkardık hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. ama seyit rıza, meydan insanla doluymuş gibi sesizliğe ve boşluğa hitap etti:
- evladı kervelayme, be gunayime, ayvo zulumo, cinayeto! (evlad-ı kerbelayız, günahsızız, ayıptır, zulümdür, cinayettir.) dedi
benim tüylerim diken diken oldu. bu yaşlı adam rap rap yürüdü çingeneyi itti. ipi boynuna geçirdi. sandalyeye ayağıyla tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi. oğlu yaşındaki bir subayı öldürecek kadar katı yürekli bir insanın bu mukadder akibetine acımak zor. ama ihtiyarın bu cesaretini takdir etmekten kendimi alamadım. asabım çok bozuldu.em. md. ne; ben üşüdüm, otele gidiyorum dedim”
***
s. rıza, idam edilmeyecek yaşta. muhundulu tanık seyit uşen, yaşını belirler. duruşma yargıcı seyit rıza’ya” ne dersin” diye sorar. s. rıza, 'ne denir hakim bey tanık büyük oğlumdan iki yıl küçük'.
ne yapalım ki dersimli olmanın kaderi abdullah paşadan önce tayin edilmiş, sonrakilere kolaylık olsun diye boş kağıda “ yukarıdaki karar tasdik olunur” diye yaşamları kirletilmiş.
***
1937 baharında askeri operasyonlar sırasında seyyid rıza'nın oğullarından bra ibrahim arabuluculuk için gittiği elazığ dönüşünde, istihbarat şefi binbaşı şevket'in adamları tarafından öldürüldü. bunun üzerine türk yetkililere başvuran seyyid rıza oğlunu öldürenlerin kendisine teslim edilmesini istedi.
ancak bu talebi kabul edilmedi ve çatışmalar yeniden başladı. eylül 1937'de kürt kaynaklarına göre hükümet yetkilileriyle görüşmek üzere erzincan'a giden seyyid rıza tutuklandı. yeni genel müfettiş izzettin paşa kendisine seyyid rıza olup olmadığını sorduğunda "ben dersim'li rızo'yum" dedi, "dersim'de her meşe altında ve her dağ başında binlerce rızo vardır. şu halde siz hangi seyyid rıza'yı soruyorsunuz?" 14 gün süren mahkeme sonunda ölüme mahkum oldu. 18 kasım 1937'de, aralarında oğlunun ve kardeşinin de bulunduğu toplam 11 kişi elazığ'ın buğday meydanında idam edildi. idamdan sonra cenazeleri darağaclarından indirilerek elazığ sokaklarında halka teşhir edildikten sonra yakıldı...
ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu.
ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim bu da size dert olsun!
seyit rıza
|