karşıdaki kişinin size olan ilgisinden ve konuşmalarından sevildiğinizi hisseder siz de bir süre sevmeye başlarsınız.ancak bir zaman gelir ki aslında gösterdiği ilginin ve sevginin sadece bir maskeden ibaret olduğunu anlarsınız.
sonuç olarak hırçınlığı getirir. artık kim sevmiyorsa, (arkadaş olur, sevgili olur pek farketmez) onun ağzına sıçmak için zaman kollanır. hatta bunun için çeşitli planlar yapılır. bu konuya karşı hissedilebilecek maksimum nefreti hissedebilen bünyeler, tabiri caizse bu 'intikam' planında başarılı olurlar. zira önceden sevdiği sanılan kişi iyi tanınır ve zayıf noktaları bilinir. bu nefreti maksimum seviyeye taşıyamayanlar ise planlarını hayata bile geçiremezler, kendi kendilerini yerler.
bir de bunlardan tamamen farklı iki kategori vardır ki, bunlardan biri sevilmediğini anlayınca mutlu olur. benden nasıl daha çok nefret ederler diye düşünür durur. sonuncu ve en güzeli olan insan tipimiz ise sevilip, sevilmediğini siklemeyen, deyimi yerindeyse siki taşağına denk olanlardır. bunlar ne kadar sevilirler, ne kadar sevilmez önemli değildir, önemli olan zamanın geçmesi olup, seven ya da sevmeyen kimle olduğu farketmez.
ilk olarak anlamak istemezsiniz. daha ilk dönemeçte tipiye tutulan aşkınız ürpertir bedeninizi. ruhunuzun uzun süreli bir soğuk alınganlığına yenik düşmesini önleyemezsiniz. neden beni sevmedi ki acep diye düşünürken kendinizi haddinden fazla hırpalayabilirsiniz. içinizi kemiren son virüsün,son umut ışığının da yok olmasıyla yavaş yavaş kendinize gelmeye başlarsınız. sancılı bir süreçtir netekim.
anlamak için hatrı sayılır bir zaman geçmesi gereken sanrıyla başlayıp kararla biten gelişim sürecinin son halkası. bazen bir veda bile etmeden o şehirden gidişiyle anlaşılır bazen, yıllar sonra herhangi bir şehrin herhangi bir sokağında hasbelkader karşılaşınca adınızı geç hatırlamasıyla ya da...oysa ne çok anlam ifade ediyordu değil mi o zamana kadar... ara ara aklına gelip acaba şimdi, tam şu anda ne yapıyor diye dakikalarca düşünülüp canlandırılmaya çalışılır akılda... belki bir arkadaşıyla yolda yürüyor, geniş bir cadde, pek araba yok, her zamanki gibi kaldırımın kenarından yürüyor, üstünde o çok sevdiğim mavi tişörtü, hararetli hararetli konuşuyor kesin tooldan bahsediyordur yine, doymaz bir türlü ondan konuşmaya, saatlerce konuşabilir o konudan gözleri parlayarak... ya da tam şu anda derstedir, sıkılmış kalemiyle oynuyordur, aklı bambaşka bir yerde, tatil planları yapıyordur şimdiden. belki de kelebekleri düşünüyordur, sahiline kurduğu çadırın nasılda ordaki çadırların en yamuğu olduğu konusunda kafa patlatıyordur; dersi dinlemekten daha zevkli bir konu nasıl olsa! zaten günlerce uğraşmamış mıydı o çadırı düzeltebilmek için. karar vermiştir bu yıl kesin erkenden rezervasyon yaptırıp bungalovu kapmak için!haziran da gitmeli ama yetişemez.. o zaman eylül!hem en güzel zamanı oranın, daha sessiz olur.
ne zaman acaba şu anda...lar gelse akla artık hiçbir zaman içinde yer alamamaktır onun kafasının içinden geçenlerin, planlarının parçası olamamaktır.
merak edilmemek, aranmamaktır. hele bir de ebeyenler tarafından sevilmiyorsanız, bu daha da koyar insana. sizden yaşlarca büyük insanların, eve bir saat geç kaldı diye ailelerinin hemen paniklemesine karşın; siz sabaha karşı eve gelseniz de siklenmemektir.
cayır cayır yandığını sanar insan. vurur kendine. sözleriyle. bakışlarıyla. hep bir halka arar, hani o bozan, nerededir o, onu fırlatmak ister saçma düşünceleriyle. hastaneye kaldırır hayallerini, ambulansını kaybeder dönüşünde. her yere bakar, hiçbir şey göremez halde. bu kadar paniğe batar, bataklık kuşu olur. ama yağan yağmur yok mudur... bir anda temizler. bir anda tekrar hızlandırır, alır panik havasını, yerine buruşmuş salatalık parçası gibi bir şey de olsa yeşil, renkli, renkli sizi koyar...
sevilmediğinizi anlamak yerine sanma eylemi içindeyseniz ve ortada böyle bir durum yoksa gerçekten, gidin bir yerlerden atlayın. ilişkinizin içine etmeye başlamışsınızdır. ondan sonra gelsin gereksiz kaprisler, kavgalar, ciyaklamalar. yer bitirir sevgiyi, bütün bu yaptıklarınızdan sonra gerçekten sevilmediğinizi anlamanız gereken gün gelir çalar kapıyı. sevilecek bir yanınız kalmamıştır o yaptıklarınızdan sonra. tüketmişsinizdir herşeyi. buyrun hayrını görün efendim
anlaması güçtür.böyle bir şeyi insanın anlaması için peki ama nedenlerini, iyi de nasıllarını oturup düşünüp öğrenmesi gerekir. ve artık sevilmemenin aslında elle tutulur anlaşılır bir yanı olmadığı için içi içini kemirir insanın asla yanıt alamaz.asıl zor an artık sevilmediğini farkettiğin ve gitmen gerektiğine karar verdiğin andır.pazartesi başlanılıp salı bozulan rejimler gibi bir gündür insanın kararlılık hali.zordur o yüzden kabullenmek.hele ki karşı taraf seviyor gibi yapmayı da bırakıp artık sevmediğini gözünüzün içine sokuyorsa, sizin de görmezden gelip yalandan da olsa kendinizi kandırıp mutlu olma şansınız bitmiştir demektir.aslında iyilik etmiştir ikinize de.sevgi alışkanlıkla doğru orantılı olduğunda ayrı geçirilen zaman içinde artık sevmediğinizi farkedersiniz.
(bkz: artık sevilmediğini farketmek)
(bkz: artık sevmediğini farketmek)
şapkanı takıp, hüzünle yola düşmek... yürüdüğün yollarda kendini kaybetmeyi dilerken, sürekli onu düşünmek, hüznünle guru duymak ve aynada hiçbir şey görememek...
sen kendi halinde yaşarken birden karşına çıkar gelir tanışır seninle.. birden bire hayatının tümü olur sıcacık bakar gözleri , ilgilidir,şevkatlidir. ve dersin, çok acı çektim ama işte sonun da buldum galiba! açarsın yüreğini.. sanırsın ki derman olacak unutturacak kötü günleri.. seviyor mudur acaba diye uykuların kaçmaya başlamışken, süpriz! seni seviyorumder. dudaklarından dökülürken bu kelimeler gözlerin yaşarır. ne kadar da mutlusundur...sonra bir gün seni seven adam gider yerine buz gibi bakışları olankalpsizinteki gelir. senden kaçar , yabancılaşır , telefonlarına bile çıkmaz artık... sen beynin de bir sürü soru işaretiyle kalakalırsın ama nasıl olur ? ama neden ? ne yaptım ki ben? sonra zahmet eder de açar bir gün telefonunu ve buz gibi bir sesle bittider. bir daha da ne arar ne sorar. kalbin acır ve anlarsın ki hiç sevilmemişsin çok ama çok acıdır sevilmediğini anlamak hep sorgularsın hep bir cevap ararsın ama nafile sonra da o iki kelimeye olan inancını yitirir gidersin.
yalnızca bir bakıştır kimi zaman ; sevilmediğini anlamak …
içindeki ölesiye o hisle sevmemeye çalışmak,tüm varlığında ona alışan her şeyi hiç olmamış gibi duyumsamak … çalışmak … unutmaya,sevmemeye çalışmak … bir gülü dikenleriyle beraber ellerinde sıkıp yine de kanayamamaktır ; sevilmediğini anlamak . onun sana sevgisizliğiyle verdiği tüm darbelere karşı yalnızca içten içe kanamaktır ; sevilmediğini anlamak .
yüreğinin tam orta yerine aynı yerden art arda kurşun yemek gibi,çocukken çocukluğunun elinden alınması gibi,tüm hayallerini elinden çekip almışlar gibi,yüreğinin yarısını bırakıp gitmek gibi...
onca kişi varken çevrende,onca dost el uzanırken ellerine onlar ne derse desin hiç biri umurunda değildir …
çevrende bir oyun döner – ve buna yaşam derler -,senden bağımsız,sensiz,anlamsızdır tüm dönen şeyler ...
insanlar yaşar siz izlersiniz..hiç bilmediğiniz bi yerde nereye gideceğinizi bilmeden dönüp durmanın verdiği his gibidir...canınızı ölesiye yakan bişeydir bu his...gülüşünüze yabancı bakar aynanız,aynanızda gördüğünüz o yüz sizin değil gibidir sanki...sizi güldüren kişi sizi ağlatmıştır işte...
belki seni sevmiyorum dememiştir ama anlarsınız işte,yüreğinizin tam orta yerine bir sancı girer kolay kolay da çıkmaz...görüyorsunuzdur,anlamışsınızdır işte sevmiyordur sizi...güçlü durmaya çalışırsınız,konuşmazsınız..anlatamazsınız kimseye,gücünüz yetmez...ağlarsınız göz yaşlarınızı saklaya saklaya,kimse görmesin diye...sizi sevmiyordur anlamışsınızdır,canınız yanıyordur yine de bıraksın beni,gitsin,mutlu olsun dersiniz..acısı sizin acınız,mutluluğu sizin mutluluğunuzdur..yarınız ondadır...nasıl acımaz ki bir insanın yanı diğer yarısı yara alınca?!..öyle bir durumdur işte sevilmemek.. vazgeçmeye çalışırsınız,yapamazsınız...bir zamanlar siz de sevilmişsinizdir ama bu onun yaptığı vurgun sayılmıştır!..basbaya vurgundur...
acıdır işte..bırakın boşverin hatta çıkarıp atın hayatınızdan sizi sevmeyeni...yapabilirseniz tabi!..
"tahir'i zühre sevmeseydi artık,yahut hiç sevmeseydi tahir ne kaybederdi tahirliğinden?!.."
akabinde dünyanın başınıza geçtiği, midenize sağlam bir yumruk yemiş hissiyatına kapıldığınız, kaybedecek birşeyiniz kalmadığını sandğınız andır. öncesinde muhtemelen sancılı bir dönem geçirmiş, kendinizle yeterince savaşmış, ziyadesi ile yorulmuşsunuzdur zaten. kendinizi kandırmanızda cabasıdır. aslında beni seviyo sevmeseydi şunu yapmazdı bunu söylemezdi die düşünür durursunuz. ancak bir zaman gelirki kalbiniz mantığınıza yenik düşer. kalp paramparça olur. ağlayamazsınız bile...
daha önce sevildiğinizi sanıyorsanız -ya da o öyle söylediyse- içinizdeki ona ait dünya aniden çöker. büyük bir yıkıma uğrarsınız. onun sebep olduğu boşluğu başka şeylerle veya başka biriyle doldurmaya çalışırsınız.
zaten sevilmemişseniz ve bunu farkettiyseniz bir müddet üzülürsünüz, sonra hafiflersiniz ama gerçekten sevildiğinizi bildiğiniz halde artık eskisi gibi davranmadığını görüp bu kanıya vardıysanız işte o zaman sorgulamaya başlarsınız kendinizi, onu, aşkı, hayatı... kalbiniz acır, hayatınıza gözyaşlarınızı içinize akıtarak devam edersiniz. hiçbirşey teselli etmez uzun süre.