merhaba! itü sözlük, içeriği dünyanın değişik noktalarında bulunan yazarlarca oluşturulan bir interaktif sözlüktür. daha fazla bilgi alabilir, üye olarak içeriğin genişlemesine katkıda bulunabilirsiniz.
  1. 1

sevgiliyi üzmek

  1. bu başlıkta
  2. bakın dur
  3. sırala
  4. #ilişkiler
  1. aradım ama bulamadım.

    her ilişkide ara sıra meydana gelen eylemdir. istem dışı yapılır genelde. karşınızdaki üzülür hatta üzülme boyutuna göre kalbi bile kırılır. işte o an sizin de ne yaptığınız aklınıza gelir ve canınız yanar. çünkü sevdiceğini üzmüşünüzdür. özürler pek fayda etmez çünkü yapılan yapılmıştır. canınızdan çok sevdiğiniz üzülmüştür çünkü. kendinizi affetmek istemezsiniz ve canınız tüm gün sıkılır.
  2. insanın küçük karanlık odasında, yağmurlu ve kasvetli bir günde yanan tek mumunun sönmesi gibidir. sarı bir aydınlıkla alevle beraber neşe içinde raks eden her obje bir anda grileşir, donar. taş kesilirler. cıvıl cıvıl dünyanızda herşey durur ve sadece kalbinizi sıkıştıran bir mengene kalır kıpırdayan. ama o da her saniye kalbinizi biraz daha şıkıştırır. sıkışan bir sünger gibi kan damlaları sızar kalbinizden. damla damla hissedersiniz. en son her ne yediyseniz de şişer şişer. o bile kalbinizi sıkıştırmaya çalışır. "bir düşün bakalım sen ne yaptın? onu neden üzdün." diye sorgular seni açtığın her sayfa. suya karışıp, göz yaşı olamayıp kalan tuzlar gözünüzü yakar. böyle bir şey.
  3. söyleyeceğiniz en ufak yanlış bir söz bile, genelde alıngan olmayan birinin kalbini kırabilir. aslında söylemek istediğiniz şey söylediğiniz şeyden oldukça farklıdır.lakin bir kelimeyi unutmak sevgiliyi tahmin edemeyeceğiniz şekilde üzebilir. o üzülür ama sizin içiniz parçalanır. ne kadar özür dileseniz de boştur. kalbi kırılmıştır bir kere. tekrar gönlünü almak sizin elinizde hayal gücünüzde dil dökme yeteneğinizde saklıdır.
  4. normal veya samimi bir arkadaşı üzmekten çok daha kolaydır.söylenen basit bir söz bile sevgilinin kalbinde büyük yaralar açabilir.
  5. "benim küçük sevgilim, ben sana neler yaptım" sözleriyle ifade etmek istediğiniz ama uzaklarda olması sebebiyle elinizden onun için dua etmekten başka bir şey gelmeyen durum.
    sizi kırdı diye o kadar uzatırsınız ki meseleyi, üzüntüsünü size yansıtmamak adına gece 1'de sokağa vurur kendini.
    pişmanlığını göz ardı edip o kadar yüklenirsiniz ki üstüne, ne durumda olduğunu anlayabilmek için aradığınızda karşınıza ev arkadaşı çıkar da "kapıyı çekip çıktı bir anda, anlayamadım telefonunu da bıraktı bilerek" der size.
    çaresizliğinizden ev arkadaşına bağırırsınız "neden durdurmadın onu?" diye, saatlerce "kış vakti bu saatte sokakta ne yapar eder?" diye içiniz içinizi yer, sabaha kadar gözünüze uyku girmez, nihayet sabah 7'de eve döndüğünü haber alırsınız arkadaşından. uykusunu almasını beklersiniz, uyanınca üzdüğünüz için af dilersiniz, geniş yüreklidir affeder.
    o kadar üzmenize rağmen "ben seni nasıl affetmem, bu kadar severken, seni seviyorken nasıl affetmem?" der. affeder..
  6. sizin sevgili olarak adlandırmadğınız ama onun kendine biçtiği bir rolse sevgili olmak gerçek duygularınızı söylediğinizde istemdışı gerçekleşen olaydır. şöyle ki; siz onu arkadaş olarak görseniz de sizi çok sevdiği için kabul etmişseniz çıkma teklifini, gerçekleri söylememek için ne kadar dayanacağınız onun yaptığı hareketlere veya vicdanınızın sesine ne zaman kulak vereceğinize göre değişir. bir süre sonra siz istemeseniz de vicdanınız dile gelir ve acı gerçekleri ona açıklar. artık siz özgür o üzgündür.
  7. eger gerçekten bir şekilde üzülmüşse sevgili, ve eger ki gerçek sevgili ise, hayatı bir daha sorgulamaktır.
  8. dün gece seni üzmek istememiştim...
    bağırarak söylediğim her cümle,
    gözlerinden yaş değil,
    öfke akması içindi....

    çakmıştı boynumda atan damarlar
    can acısıyla saldıran vahşi bi çakal gibi
    sivri pençeleriyle saldırdım bilinmez öfkenin

    saatlerce buhardan yanmış teninde
    o isimsizin izleri vardı,
    nevizade'den aldın onu,
    milano'da bıraktın...

    görünmez sarı saçlar vardı üstünde,
    ucuz bir peruktan düşmüş,
    mor dudaklarında yabancı bir titreme,
    pişman oluyordun...

    ama ben, kucağında o büyük öfkenin,
    göremiyordum,
    ince bir topuğun kırılması gibi,
    parke taşında kalıyordum...
  1. 1