1. ne denilebilir ki bu durumda..sadece bakışlar vardır geride hatırlanacak olan yıllar sonra. kimin kime ne dediği önemsizdir artık.bir zamanlar en güzel sözleri söyleyen dudaklar artık mühürlenmiştir iki taraf içinde.yapılacak en iyi şey susmaktır.
  2. -şimdi ağzına sıçtım!(sevgilinin kafasına tutulan silah ateşlenir)

    -elveda bebek(kızdan ayrılınmıştır ve içi kız dolu mustang'e atlayıp -kapıyı açmadan sıçrayarak- gaza basılıp gidilir)

    -deprem mi oluyor?(bkz: son sözler)

    -seni aldatıyorum.(malum son)

    (bilgisayarda oyun oynanmaktadır ve tam bölüm canavarı ölecekken kız fişi çeker)
    -birazda benimle ilgilen aşkım
  3. son sözse, ışın karaca'nın ağzından dökülenler hislerinize tercüman olabilir.

    eyvah
    simsiyah gecede
    kuytu bir köşede
    yar elden gidiyor gibi

    aşkım
    ellerin ne soğuk
    bir beyaz gül gibi
    avcumda soluyor yazık

    tanrım
    geçmeden saatler
    bitmeden ümitler
    ne olur sen ona
    derman ver

    kader
    amansız düşmansın
    zalimsin, yamansın
    koparma gülümü benden
    lütfen kalsın

    bil ki
    unutsam ben seni
    unutsan sen beni
    unutur mu bu aşk bizi
    hep hatırlar

    (bkz: ışın karaca)
  4. kadınlığımla sevmiştim seni ben. en kadın yanımla, ruhumla, yüreğimle, benliğimle! ben olan her şeyle sevmiştim seni ben... içimde saklı duran ne varsa işte onlarla; onca şeyle sevmiştim seni. sert duruşumun altında barınan korkularımla, titrek ellerimle, ürkek bakışlarımla, dudaklarımın pembeliğince... tutkularımla kadınca! kadın gibi işte... bildiğin kadın! bir tarafı çok masum yanımla sevdim seni ben, öbür tarafı toy yanımla safça sevdim seni. inanarak... aldanarak... kanarak belki de kanmak isteyerek. dokunuşlarımı içimde saklı tutarak, kaçak ama kamaşarak ve bir parça kopup gelerek hatta parça parça sana kopup gelerek sevdim seni. öyle böyle değil. yıldızında kin olan ve kin nedir bilmeyen bir sonbahar çocuğuydum ben lanet olsun ki kin duyamadım sana da!
    hani öksüz kalmış bir çocuk gibi bir başıma bbıraktın ya şimdi beni. boşluğun boğazımda bir düğüm! hayret içinde şaşkınlığım, suskunluğum öylece kalakalışımdan. hani bir tokat gibi indi ya gerçek yalanların yüzüme, hani anlayamadım ya neye uğradığımı işte biraz da bundan bu suskunluk yoksa bağıra bağıra, hıçkıra hıçkıra atacağım boğazıma oturan bu yumruyu... oyuncak isterim diye tutturduğum zamanlardaki gibi randumanlı bir ağlayışla temizleyeceğim seni kursağımdan, kalanını da yutkunacağım. toparlayacağım tarumar ettiğin ne varsa bir akıtsam seni içimden, bir yırtsam suskunluğumu, delip geçsem sessizliğimi... çekeceğim acını, kaldıracağım enkazımı ve yine sarıp sarmalayıp ne varsa içimde kaldıracağım kuytu bir köşeye. içimdeki seni bir boğsam bir öldürsem! ne vardı seni bu kadar sevecek? ne vardı?neyin vardı?
  5. neyin intikamıydı bu?
    kimin acısı içini bu kadar yakan?
    kimin bıraktığı derin iz aşkı yok saydıran?
    açmadın ki yaralarını, saralım!
    aşkı inkâr ediyorsun eyvallah öyle olsun...
    peki o istekli dokunuşlar, uzun öpüşler!
    haz mı yoksa tatmin oluş mu sevgilim?
    hayır hiçbiri değil: aşktı!
    erkekliğin küçük dokunuşlardan ibaret olamazdı.
    tenimde dolaşırken içinin gitmesi aşktı, aşktandı, aşkın tutkusundan!
    ve gidişin aşktan, aşka duyduğun korkudan!
    aşkı teslimiyet sanışından, aşkın seni esir alacağından korkuna...
    daha fazlasını vermen gerektiğini sanışından. değil sevgilim değil!
    ama geri döneceksin birgün çünkü aşk sızdı damarlarına,
    kanına karıştı çünkü dudakların dudaklarımı tanıdı
    çünkü ellerin benim oldu ve tenim senin!
    gittiğini sanıyorsun ama bilmiyorsun buradasın...
    bir parçan dudaklarımda kalmış,
    yüzün ellerime bulaşmış...
    gittiğini sanıyorsun değil mi?
    ama burada kaldın! hem de aşk içinde aşk dolu.