aşkın nur
yenge'nin ilk albümünden aynı isimli bir şarkısı
sözleri şöyledir
bir gün gelir, her yer sen olur
bilirim ki beni özlemişsindir o an
öyle kuvvetli isterim ki seni
yok olur engeller, var olur zaman ve mekan
bir gün gelir de benim olursan
işte o zaman var olurum ben
kavuşur ruhum öbür yarısına
işte o zaman başlarım yaşamaya
bir an gelir, her yer sen olur
bilirim ki beni özlemişsindir o an
öyle kuvvetli isterim ki seni
yok olur ayıplar, var olur arzulanan
kıraç ve funda arar'ın birlikte yaptığı çok gral bir albümdü. (bkz:
seni düşünürüm)
seden gürel şarkısı.
içimde bir telaş
sanırım herşeyin sonuna geldik bu akşam
diz çökerim önünde
ne olur affet affet herşey senin elinde
hayat işte desem yalan
artık sır değil bütün bunlar benim hatam
içimde bir telaş
yavaş yavaş sonuna geldik bu akşam
diz çökerim önünde
ne olur unut unut herşey yine senin elinde
kader işte desem değil
ben en büyük korkularımı seninle geçtim inan
ne olur inan
hayır ağlama
ağlamak yakışmıyor güneşe
vur yüzüme
yeter ki üzülme
ben ağlarım bana sarıl
zamanı tut saçından çek geriye üzülme
ne olur üzülme
elimden gelse silmez miyim bir anda hepsini
seni üzen herşeyi
bu sabah bağırarak şarkılar söyledim yine hasret yoğun yüreğimle. en bilinmedik en umulmadık sözler yazdım bildiğim ve artık herkesin bildiği ''sen'' dolu nağmelerime.
daha önce bu kadarını yaşamamıştı ruhum, saklı kalan o gizlerin çözümsüz ana fikirlerini. sana ulaşamamak iki gündür yedi bedenimi, beynimi. kuruttu dudaklarımı, ellerimi. özlem yine batırdı tüm hışmıyla kalbime, üzerinde i s m i n yazan o hançerini.
yalvardım ama dinlemedi, yıllardır dinlemediği gibi. yine sorularım cevapsızdı, yine şarkılarım deli. yine avuçlarım boştu, gelecekse besbelli. yine şiirler yazacaktım o gelmeze ben yine duymayacaktı. neler söyleyecektim o güzel gözlüye, yine deli deli ama hep özlemli.
o sürdürecekti biliyorum yine, donuk ve buzlu sessizliği. alev alev yanıyor ellerim yine sevgili, konuş ne olur, konuş ve bitir bu işkenceyi.
(özlemce, 22.12.2007 00:37 ~ 00:39)
eskiden sadece erkeklere sevgili dendiği yıllarda kadın olan sevgililer için kullanılan zamirdir.
insanların hayatlarında hep daha çok, daha çok sevdiği insanlar oluyor.
büyümekle, kendini tanımakla da değişen, gelişen bir şey sonuçta ilişkiler de.
bigün birini seviyorsun başka bir gün başka birini seviyorsun. belki kısa bir süre sonra oluyor. gönül bu.belkide hiçbirşey aramıyosun
bunlar önemli değil. bu değildi konum zaten.
biz birbirimize hiç böyle gelmedik...
biz zaten, bizi arıyor, bulamıyor, yoruluyor, duvar örüyor, bazen pencere açmak istiyor,
bazen nefes almak istemiyorduk. sıkılmıştık. öyle değil mi? cesaret yoktu ama umutsuz değildik. uğraşmıyorduk ama bekliyorduk.yavaş yavaş attık tuğlaları. acele etmedik.önce duvarların ardından konuşuldu
ama dinledik birbirimizi, dertleştik..
duvarın ardındakini merak eden ilk ben oldun. daha hızlı sökmeye başladım yığınlarını.
söktükçe rahatladım.
ama sen durdun. korktun demeyeceğim. sadece neler yapabileceğini,
ne kadar cesaretli olduğunu görmek istedin belki.bi taraftanda o kadar sabırlıydın ki bana karşı,
duvarımın ardından konuşmaya devam ettin benimle. sabırsızlığını biliyorken, sabrını gördüm.
o duvar nasıl yıkıldı biliyor musun? yıkılmadı bir nevi eridi sıcaklığından. sıcaklığınla..
içten ve gerçek sıcaklığın.
karşılaştığımızda...
andı o artık karşı koyamıycağımız bian ,biz birbirimize işte böyle geldik.dolu dolu yaşandığından bizim için ömür gibi gelen zamanda değişmeyen
birçok şeyden en çok sevdiğim ne biliyor musun? gelişen ama değişmeyen şey; bu yalınlığımız..
şüphe karışmadı, saygısızlık, anlayışsızlık, bencillik girmedi aramıza.
her şeyi seninle paylaşmayı seviyorum. bunun ne kadar güzel bir şey olduğunun farkında mısın?
yalnızca elele gezmek istediğimde aramıyorum seni yanımda.
ateşlendiğimde, kızmanı, beni
'dinlen biraz, iyi oldun hemen geziyorsun' diye azarlamanın hoşuma gittiğini
nasıl anlatabilirimki? seni, hayatımın her anında seviyorum.
bana duyduğun her duygunu. şefkatini, sevgini, güvenini, koruyuşunu,
darıldığında çocuk gibi oluşunu, kızdığında babam gibi, abim gibi..
nasıl denk geldi hayat, nasıl karşılaştık o gün, neydi artık bilmiyorum.
çok da önemli değil, bilmesemde olur. iyi ki varsın demek sanki az geliyor.
o kadar çok söylenince sanki anlamı değişiyor ama anlamını bile bile, bağıra bağıra,
doya doya söylüyorum iyi ki varsın.. herkes sever evet.belkide eskiden sevmemişim der tekrar ve tekrar,
ama herkes bu güveni, bu huzuru yaşayamaz. başkasında bulamayacağımı bildiğim şey bu sendeki.
benim için önemli olan, benim için anlamlı olan, özel olan..
benim hayatımdaki tüm endişeleri, kırgınlıkları temizleyip hayatıma huzur veriyorsun.
sıcaklığınla...
insan aklını zorlayacak kadar karmaşık ve üzerinde tartışma programları yapılacak kadar abes duran hayranlığımın sebebi olan sevgiliye,
''ömrümce hep adım adım, heryerde seni aradım'' diyeyim mi sana, nefes nefese, milimetrik hesaplarla ve duygularla dopdolu koştum sana, aç bana kollarını artık desem kızar mısın bana?
hayatımdaki yerini, sanal enerjini, kalbimi çepeçevre zapteden uysallığını ve eş zamanda ayaklarıma pranga vuran gözlerinden ve ellerinden cezalı yalnızlığıma sarıl yalvarırım desem, gelir misin bana?
ruhumdaki onca kalabalığa bunca gürültüye rağmen yalnızım. dört duvar ve duvarların arasına sinmiş yalnızlık benimkisi. içimdeki sensizlik sarhoş, içimdeki sensizlik sessiz, içimdeki sensizlik korkak. acıtıyor... sana sığınıyorum sensizliğimden kaçarcasına. sen gittiğini sanmıştın di mi? hayır işte giden yalnızca bedenin, kalbin bende, ruhun bende. hep derdin ya "kapat gözlerini prensesim yanında olmasam da kalbim kalbinin üstünde çarpacak, tüm melekler uyuduktan sonra gelip dudaklarına son öpücüğü ben konduracağım, asla bırakmayacağım seni"
gittin...
gözlerin gibi kapkara şimdi gecelerim, bir deli çığlık yüreğim. susmuyor, susturamıyorum. kendimi bilmediğim bir sona hazırlıyorum. hasret çekiyorum neye hasretim bilemeden. özlüyorum... sen yüreğimde yüreğim ellerinde şimdi. yüreğimi sana bırakıyorum gece gözlüm. kapatıyorum gözlerimi ve bekliyorum meleklerin uyumasını. seni bekliyorum...
(toşdidi, 05.02.2008 09:57 ~ 24.11.2008 09:41)
eğer bu dünyada beni şaşırtabilecek bir kişi varsa, o da sensin. sen kitle kültürünün bir parçası değilsin, en azından şimdilik. yeni bir şeyler görebilmek için tek umudum sensin. sen benim üstümdeki sıkıntı büyüsünü bozabilecek büyülü prenssin. hiç değişmeden birbirini izleyen günlerin yarattığı transı bozabilecek. ben bunu daha önce gördüm duygusunu yıkabilecek. sen tek kişilik bir kontrol grubusun.
sevgilim;
söylentiler çıksın elimi kana bula.
yeter ki günlerim olsun, çırılçıplak koynunda.
sen;aklımı karıştıran yegane varlık...ilk buluşmamız daha dün gibi,üstünden aylar geçmiş olmasına rağmen.yağmurlu bir gecede sabahlayışımız,ellerimizdeki yeşil bira şişeleri,dudaklarımızda hep bir gülümseme...hiç olmadığım kadar kendimdim,hiç olmadığım gerçektim sanki o gece.bir de hiç olmadığım kadar savunmasız...zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştık.sonraki günler birbirimizi gaza getirmekle ve çoğunlukla sırıtmakla geçti.bazı zamanlar seni çok kızdırdım,biliyorum.ama elimde değildi.tam senden vazgeçmeye alıştırıyordum kendimi ama olmuyordu bir türlü.sanırım bunu da sarhoş olduğum o gece anlamıştım.o kadar özel ve güzeldi ki benim için...
şimdi,o yaşadığımız güzel günler gibi uzaksın bana,belki de hayatıma.ben seni hep kalbimde bastırmaya çalıştıkça tekrar aklıma geliyorsun.unutmaya çalışıyorum,hepsi bir rüyaydı demeyi deniyorum ama olmuyor.iyi ya da kötü yaşadıklarımızın hepsi çok değerli.bunu kendime bile itiraf etmekten korkuyorum aslında ama sanırım ben seni seviyorum hala...
cânâne.
ser-name-i muhabbeti canane yazmışam,
hasret risalesin varak-ı cane yazmışam.
bugün günlerden cuma...
bir cuma geldin bana, öyle mubârek, öyle sıcak. cumaları sen geldiğin günden beri çok seviyorum. garip bir hüzünle karşılıyor her hafta beni. yine geleceksin umutlarıyla karışıyor aklım. gelmiyorsun.. gelmiyorsun.. cumalar bitmiyor ama sen bitiyorsun. mubârek gün bitmezken, sen; kalbimin mâbedi!.. "s e n" nasıl bitiyorsun??
uzun zamandan beri görmedim, o gözlerini örten kılıçtan keskin kirpiklerini... her baktığımda beni benden alan gözlerinden korktum belki de. ışığından, bakışlarından, sana her baktığımda kalbimin sesiyle irkilmelerimden korktum. sonra bir titreme.. akan gözyaşları.. sonra yine sensizliği kabulleniş.. bu süreç hiç değişmiyor... bir değirmen gibi hep başa sarıyor, her seferinde dirhem dirhem öldürüyor beni. tekrar dirilmeden önce hayalinle uyanıyor ve seninle yuva kurduğumuz o hiç olamamış(!) günleri hayal ediyorum. birbirimizi eş kabul etmiş halde görüyor, heyecanlanıyorum. kızdığın ve kahkahayla güldüğün zamanları, o kalbindeki annelik merhametini, o eşarp giydiğindeki güzelliğini, o utanışlarını, o ellerinin sıcaklığını bir tabağa koyuyor yoğuruyorum hepsini bir güzel.
sonra hepsine şekil veriyorum. çoğu kalp şekli.. iki tane ev, iki araba, bir bebek ve sayayamayacağın kadar kalp şekli. evimiz iki tane çünkü biri çocuğumuza. arabamız iki tane çünkü sen işe gidip gelirken zorlanma kendi arabanla git. canın sıkıldığında ya da kız arkadaşlarınla buluşmaya çıktığında rahat rahat git diye. kafanı dağıtırsın. senin için de değişiklik olur...
ve bir bebek...
o rabbimizden bize verilen minik ama çok büyük armağan,
o küçücük dudaklarından senin ve benim ismimin dökülen,
o henüz kısacık hayatında sadece ikimizin var olduğu,
o gözlerinin rengarenkliği,
o nefes alıp verişini dinleyerek huzur bulmayı,
o kaşlarındaki rahmâni çizgiyi,
o kucağına aldığındaki güzelliğinizi,
ve o sevinç gözyaşları,
sonra ikinizi birden sıkı sıkı sarmam...
ah..
tamam fazla daldım.
hayaller hiç gerçek olmadı. resimlerle beraber yok olur tüm hayallerde. ama yukarda hissettiklerim senin için hiç yok olmadı. olamazdı. ilktin. son olmalıydın. evet. rabbim beni sana yazdıysa bir bildiği vardı. benim gibi bir belayı başına bıraktı hanfendi....
tutar mısın ellerimden??
sana muhtacım ben.
yanıma gurur, sinir, hırs giyisilerimi almadım. hepsini bir varile basıp, üzerine küfürlerimi döküp, çaktım çakmağımı.. yandı. arınıyordum. ve bembeyaz bir örtü aldım bak.. beğendin mi..sana tertemiz geldim..
hadi sıra sende, çıkar; bana seni bembeyaz getirmeyi engelleyen ne varsa, çıkar, kurtul, arın... sonra çırılçıplak birleşsin hayatlarımız ve beni giyin üzerine. öylece kalalım, cumalarca, aylarca, asırlarca...
...
(night, 13.12.2008 15:23)
sen uyurken kadın kokunla şimdi ,ben kaparım gözlerimi.ilkin adın düşer fikrime sonra nazlanmadıysa kalem öylesi anlatırım seni kağıda döner durur sözlerim.korkak da kelimeler bunlar yan yana gelmeye bilirim sebebini. ve bilirler öylesi ben gibi kapalı gözlerini. yol aynı, durmaz adımlarım. her yol sana çıkar da gene sen de kalırım. aklıma çok şey gelir de adını söyler ötesini bırakırım. değerse eğer bir parmağının ucu yakar tenimi. belki ağlar belki gülerim iz olur senden tutar ona sevinirim. sonra düşlerin olur olur ya ben misafirin kapalı gözlerin önünde yolun sonunda gözlerin. sonra adın sonra sen bakma sen, görme sen
kül olmuş yüreğimi. ve boş ver duyma sözlerimi korkarım uyanırsın
ve yüreğimi bu sözler mi anlatır sanırsın. olmayacak iş benimki
parçalanmış yürektesin sen şimdi yanmış bir tenin her külünde
böyle nasıl seveyim bilmiyorum.kapalı gözlerinin önünde.
doyamamak sana! kana kana içmek isteyip sadece sesini duyabilmek çağlayanın..
serap gibi seni sevmek! sadece geceleri görebildiğim bir serap! gündüzleri güneşin kavurucu sıcağında "
hayat" diye nitelendirilen bu çölde boğuşurken, geceleri senin olduğum, sana sahip olduğum anların serabı serinletiyor ruhumu, serinletiyor bedenimi, tenimi..
bu eller değil miydi güneş doğmadan hemen önce teninde gezinen, bu tırnaklar değil miydi sırtını kanatan şehvetinden! şimdi yokluğunu göstersin diye değil mi bu parmakta takılı duran göz alıcı, kocaman altın yüzük ve senin
simgen değil mi o kocaman yüzükte - hayatta - parıldayan minicik pırlanta..
tenimi saran elbise; senden sonra kimse görmesin diye değil mi varlığımı, bir çeşit
maske değil mi bu!
içtiğim bu çay ısıtabilir mi içimi senin ısıttığın gibi! ya damağımda bıraktığı tat!! tutabilir mi senin tadının yerini, unutturabilir mi sevdiğim..
ne geleceksin bana, ne de gideceksin benden!! peki ya ben!!
daha ne kadar dayanabilirim güneşle gelen yokluğuna? başka bedenlerin savruluşunu izleyemezsin diye sen; daha ne kadar savrulabilirim ben?
tanrı zaman düğümlerini atarken bu kadar hızlı, melek çekebilir mi parmağını, kördüğüm olur mu.. durdurabilir mi zamanı, durdurabilir miyiz zamanı??!!....
(evolet, 11.03.2009 13:58 ~ 13.03.2009 18:11)
sana olacak bu sözlerim, yarım yamalak belki. belki adam akıllıca...
yanında değilim diye huysuzlanıyorum arada, canımı yakıyorlar burdakiler bazen, ben de acımıyorum onlara, olanlara. "huysuzlanıyorum" mu "huzursuzlanıyorum" mu olmalı aslında hissiyatımın tam karşılığı, işte bunu bilmiyorum. yahut yanına gelene kadar bilmemezlikten geliyorum..
her gece yatmadan hemen önce, her sabah uyandıktan hemen sonra aklıma düşüyor içimdekileri döktüğümde beni bir cümleyle nasıl da rahatlatacağın, gün içinde unutuveriyorum dertleri böylece..
lakin öyle anlar geliyor ki sana ihtiyaç duyduğum, geçemiyor hiç bir telkin önüne, susuyor ve herhangi bir şeyin dikkatsizliğimi dağıtması için dua ediyorum. kendimi böyle oyalıyorum sevdiğim, küçük çocuklar gibi oldum iyice..
söyleyecek nice şeylerim var "sevgiliye"... belki baktığında gözlerimin içine duyarsa içimden geçenleri, gerek kalmaz bile tek bir söze...
iç çekerek başlar sevgiliye yazılan her satır. evet, ben de öyle yaptım iç çektim derin bir iç. içime çektiklerim hüzünlerim miydi yoksa özlemlerim mi bilemedim? sevgili ya o ikisini bir arada sunuyor önünüze. hem sevindiriyor hem üzüyor. öyle bir şey ki iki seçenekte de düşünürken yüzünüz gülümsüyor; kızamıyor, darılamıyorsunuz.
o inanmasa da kimi zaman onu sevdiğinize siz gönlünüzü sonsuz açmış onu bekliyor oluyorsunuz. size sorduğu her sorunun altında bir cinlik olduğunu size tavır yaptığında anlıyorsunuz ancak. yani onu o kadar dürüstçe seviyor ve ondan o kadar şüphe etmiyorsunuz ki aynısını siz de bekliyorsunuz. olamayabiliyor elbet ama her zaman için unutturuyor bunu size.
uzak durmaya karar verdiğiniz her an, ona yakın olduğunuzda “bunu nasıl düşünebildim”lere dönüşüyor. yokluğunun ne kadar kötü olduğunu onunlayken anlıyorsunuz. tek dokunuşu ile her zerrenizi titretiyor, eritiyor içinizi. küçük bir öpüş ılıtıyor titreyen içinizi, tatlı bir gülüş sımsıcak yapıyor sonra.
“beni neden seviyorsun?” dediğinde çünkülerle başlayan cümleleriniz olmuyor, olamıyor. çünkü sevgi, çünkü aşk nedensiz değil mi? her şey bir bütün değil mi? kaşını gözünü seviyorum demek haksızlık değil mi acıyı tatlıyı onunla yaşamak isterken? kısımlara ayıramaz insan, sınırlayamaz, kalıbı yok duyguların. beni ben yapan, beni tamamlayan sen değil misin ki? öyleyse tüm çünküsü budur insanın “tamamlayıcımsın”, eksilmeyelim dilekleriyle.
onunla konuşurken ben’le başlayan cümlelere kurmak istemiyor insan, eylemlerin sonuna birinci tekil şahıs ekini koymayı istemiyor, her şeyi iki kişilik düşünüyor. hayalleri birlikte yaratılan o küçücük dünyada iki kişilik oluyor. iki demek bir olmak demek içlerde bir yerde. öyle seviyor ki insan cümleyi tamamlayacak kelimeleri bulamıyor. tanımlansın, sınırlansın istemiyor.
ondan öncesini düşünemiyor insan. “nasıldım ki?” diye sormadan edemiyor kendisine. gelecekte de “sen olmazsan nasıl olurum? “ sorusunu sormaya, o ihtimali düşünmeye korkuyor. ölecek gibi oluyor, nefes almak ihtiyacı duyuyor derin derin. kalp atışlarını hızlandıran, ona hayat veren pınardan su içmek istiyor.
geceleri uzaksa sevdiğinden gözlerini kapadığında onun iyi geceler öpücüğü ile dalmak istiyor uykuya. hayal ettiğinde sarılışları, çıkacakmış gibi atan kalbi ve ateş gibi yanan vücudu var. küsmüşse sevgili dalamıyor uykuya düşünmeden edemiyor “niye?” diye. bozuksa arası sevgilisiyle tüm dünyayla bozuşuyor. gülmeyen yüzü, hızlı ve soğuk bir dağ gibi sarp sözleri oluyor. hiçbir şeyi çekmiyor canı, renksizdir dünya gözüne. hayalleri daima vardır ve daima ordadır aklında ve kalbinde.
sabah olduğunda “günaydın” demeden duramaz her şeye rağmen. suçu olsa da olmasa da bilse de bilmese de ayrı kalmaya, kırgın olmaya küs olmaya izin vermez. boğsa da sevgiliyi üzerine gider aşkım dediğini duymak için, gülümsetebilmek için. korkar insan benden sıkılırsa diye korkar da duramaz, durdurulamaz.
kısacası böyle uzuncasına nefesim yetmez, ben seni böyle sevdim. ben aşkların en gerçeğini ve en güzelini senle bildim. bitmesin, bitmeyeyim, bitme, bitmeyelim!
seni çok seviyorum.
bana bir kişilik yer ayır.
can kenarı olsun...
öyle bir yolculuk;
tek gidiş olsun...
bir başlasam konuşmaya, bir anlatsam içimdekileri, o kadar çok şey öğreneceksin ki bendeki sen hakkında.. ama işte anlatabildiklerim anlatamadıklarımın yanında hiç kalıyor. dediğin gibi, daha önce birlikteydik bir yerlerde.. zehirli elmayı yedik ve sonra sürgün edildik bu dünyaya. ama ben yine geliyorum sana, en belalı meyveyi avucunda saklamaya çalışan havva gibi. inanılmaz birşey bu, bir rüya.. bir an olmuyor ki hayran olmayayım sana.. sen ki; her güne güzel başlama sebebim, ruh eşim, uykusuzluğum, korkum, mutluluğum, aşkım, prensim, kurabiye canavarım, sevgilim.. aldığım havada sen varsın, damarlarımda dolaşıyorsun, nefesim kesiliyor... aşk mı bu? daha güçlü birşey... herşeyiz ve hiçbir şeyiz artık.
nameless & endless