ne çok çeşidin var senin ey sevgi. insanlar sana ulaşmak için didinir, çırpınır, diğerlerinin önünde koşar.. azı da çoğu da zararlı olmayan tek varlıksın. insana dünyayı sırtlatacak şevki verir, sonra da kendini sevilene adatırsın. ne şiirlerle şarkılarla tarif etmeye çalışmışlar seni. başaran olmamış tarif eden ama seni gerçekten tadan ve hissedebilen o yüce insanlar hep sessizce zikretmiş senin mükemmelliğini
***
derken şimdilerde seni zor bulur olmuş insanlar. çölde susuz kalan balıklar gibi sensiz olmuş insanlar, çünkü seni başka başka yerlerde arayıp taklitlerine sığınmışlar. ama merak etme ey sevgi.. ben düşmedim o hilecilerin tuzağına..biz
* düşmedik. seni, sevilene ulaşma yolunda harcanan ve vuslatla yok olan zayıf bir kağıt gemi gibi tanıttılar dünyaya şimdilerde. koca bir gemiyi ne emeklerle yapıp suyla vuslatında batırıp mahvedenler uydurdu bu yalanı. bilmiyorlar ey sevgi şimdi senin etekleri inmeyle bitmeyen bir "birliktelik"dağının üstünden yuvarlanan bir kar topu gibi giderek büyüdüğünü. görkemini biz
* biliyoruz ama merak etme ey sevgi..aslında ruhun kalan yarısının sevdicekle beraber tamamlandığını, ona kendini adamanın doğal bir görev olduğunu, sevginin koşulsuz vermeyle hissedilebileceğini adımız gibi biliyoruz...sabahları doğan güneşle beraber o'na (o an duyamasa bile uzaktan) "günaydın!" demenin mutluluktan ne yürekleri çözerek erittiğini sıcak denize inen bir buzdağı gibi...
senin aslında, birleşmeye beraber daha da arttığını, insanın kendini koşulsuz sevdiğine adaması olduğunu, sadece yanında sıcaklığını hissetmenin bile aslında yüreği titretmeye yettiğini hatta seni en saf halde yaşamak olduğunu ilk başta biliyoruz biz
* senin aslında olgunlaşmanın baş şartı olduğunu gördük biz
* ey sevgi.
ey sevgi! sen öyle bir birleştiricisin ki; ne denizleri geçip insan sevdiceğin yanında yani limanında huzurla gözlerini kapayabiliyor...insan dünyada niye yaşadığını göryor senin yardımınla. ne için yaratıldığını, içindeki alevlerin senin büyüklüğünle gökyüzüne kadar uzadığını fark ediyor insan. biz
* biliyoruz bunu merak etme ey sevgi..
kalp görevini bitireceği zaman bile gözleri son kez kaldırıp elimi elleri arasında sımsıkı tutacak o'nun gözlerine dalıp da hâlâ mutlu kalabileceğimizi biliyoruz senin sayende biz
* sen merak etme..
sözcükler isyan edip seni anlatmaya karşı durur, kendi acizliklerini kabul eder sözcükler senin büyüklüğün karşısında ey sevgi...faruk nafiz
** "eriyen adam" olmuş seni anlatırken."kıskanç"ı yazmış sonra "sana" deyip ama yetmemiş. necip fazıl
** "beklenen" ile "bekleyen"'i birleştirmiş, attila
* "sana mecburum" diye haykırmış sonunda. çok seven yerine göre sessiz olur işte ama kim anlar ki...senin yüceliğin karşısında dilin aman dilediği yerde artık gözler iki küçük sıcaklık akıtırlar yanaklardan süzerek.. senin belki de vücut bulduğun andır ey sevgi..biz
* gördük bunu sen merak etme..
(devamını yazarım belirsiz tarihlerle, keza sevginin kendisi bitmezken, onunla fısıldaşmanın notları bile nasıl biter ki içimden...)