görseller
sessiz ev 
  
belki ilginizi çeker
  1. · unutulmaz roman cümleleri
  2. · selahattin darvınoğlu
  3. · orhan pamuk
  4. · orhan pamuk versus oğuz atay
  5. · öteki renkler
  6. · beyaz kale
  7. · bir solukta okunan kitaplar
  8. · en iyi türk romanları
  9. · madde 98: hiç olmayacak birine dünyanın en inanılmaz konuşmasını yap (reklam)
gündem
  1. · galatasaray
  2. · boylumlama
  3. · otuz yaşına gelen kadının kendini avutma yolları
  4. · yeşim salkım
  5. · sevgilinin 5 gün aramayıp naber diye mesaj çekmesi
  6. · bakire kız ile evlenmenin verdiği huzur
  7. · itü yazarlarının evlenmek istedikleri ünlüler
  8. · kızların birbirlerine abi diye hitap etmesi
  9. · ayvalık

sessiz ev  

  1. orhan pamuk un ikinci romanı, biri tarihçi, biri devrimci, biri de zengin olmayı aklına koymuş üç torun istanbul yakınlarındaki cennethisar kasabasındaki babaannelerini ziyaret eder ve olaylar gelişir, güzel kitaptır hatta orhan pamuk un en güzel kitaplarından biridir.
    (depresif, 04.06.2007 16:07 ~ 16:07)
  2. bazı insanlar geçmişte yaşar. kim ne derse desin, geçmişin romanıdır sessiz ev. 90'lık fatma'nın hikayesi, kocası materyalist selahattin'in kendini ve ülkesini kurtarmak için çabalaması, oğlu doğan bey'in kaymakamlık yaptıktan sonra insanlardan iğrenmesi ve doğan bey'in oğlu faruk'un sadece hikayeler için tarihçi olması ya da hikayelerde yaşadığı hayatı bir türlü anlayamaması, hepsi, bütün hepsi geride kalmış yaşamların öyküsüdür.

    kitap her şeyiyle bence kalitesini ortaya koyan bir yapıt. karakterlerin kendi bakış açılarına göre bölüm bölüm "cüce recep efendi, metin, faruk ve fatma hanım" arasında gidip gelen anlatımlar harikulade. metin'in ceylan'a aşık olması, zenginler hakkındaki düşünceleri, sarhoş olduktan sonra hissettikleri, yani aslında hepimizin bir dönem hissettiği şeyler güzelce geçirilmiş kitaba. aynı zamanda politik ve tarihi bir arka plan oluşturularak, kitabın post-modernist anlatımı belirli bir amaç taşımaya konumlandırılmış.
    selahattin darvınoğlu'nun ilk türk materyalisti beşir fuad ile benzerlikleri had safhada. özellikle ikisinin doktor olması, az buz siyasete karışmaları, ömürlerinin sonlarına doğru mutsuz bir hayat geçirmeleri bir hayli benzerlik taşıyor. selahattin darvinoğlu'nun madde, hiçlik ve bilim arasında gidip gelen ve akıl sağlını git gide yitiren durumu bir hayli gerçekçi. çünkü 30 küsür ciltlik bir ansiklopedi hazırlamak için uğraşan ve kendini kendine hapseden birisinin eninde sonunda bilimsel bakış açısını yitirip, sarhoşluk denizinde boğulması gayet normal.
    tabi kitapdaki karakterlerin birer toplumsal kesimi ifade ettiği de bir gerçek. metin'in amerika hayalleri ile küçük burjuvaları temsil etmesi, hasan'ın ülkücüleri, nilgün'ün komünistleri ve faruk'un kendini arayan aydın sınıfını temsili açık.
    fakat kitapta ülkücü kesim fazlasıyla kötülenmiş. hasan'ın nilgün'ü öldürüp, ailesinden kaçarak hırsızlıkla bir trene atlayıp istanbul yolunu tutması, ülkücülerin soygun dahil her şeyi yapması, fakat solcuları temsil eden nilgün'ün saf ve güleryüzlü bir kimseyi yaşatması bende bir idealizmin ortaya sürüldüğü kuşkusunu uyandırdı.
    bunun yanında üç nesildir içki ile yaşayan ve ölümleri içkiden olacak ailenin aydın kısmını temsil eden selahattin, doğan ve faruk beyler, iki arada bir derede kalmış ve kendi tarihsel şuurunu yitirmiş, benlik karmaşası yaşayan türk aydını profilini iyi oluşturmuş.
    kitabın anlatımı üzerinde oluşturulan "post-modernist" ifadesi belirli bir doğruluk içeriyor. olayların belirli bir sıra ile gerçekleşmesi buna aykırı gibi dursa da, bu sıra içerisinde geçmişin de bugüne karışması yine post-modernist çerçeve içerisinde kalındığını doğruluyor. kitapta bol bol "plastik" göndermesi yapılarak modernizm'in açık bir göstergesi olan öğeler eleştirilmiş. özellikle modern yaşama duyulan ve burjuva aile yapısına getirilen eleştiriler belirli bir haklılık içeriyor."fabrikalar, neon ışıklar, meyhaneler, pis egzos gazları, lağamlar" gibi ifadeler ve çarpık aile ilişkileri beni bu kanıya yönlendirdi.

    kitabın sonunda ekşi sözlük'de okuduğuma göre fatma hanım öldürülüyormuş. fakat ben bunu bir realite olarak kabul etmiyorum. çünkü post-modernist yapıya uyularak muğlak bir sonla bitirilmiş kitap. yani sonunda ne elde edeceğiniz, sonunu nasıl düşleyeceğiniz size kalmış. yoksa açık bir ölüm işlenmiyor.

    okuyun, okutun, güzel bir orhan pamuk eseri...
    (madbrother, 28.07.2007 16:38)
  3. roman 32 bölümden oluşuyor.hikaye, babaanne, recep, hasan, metin ve faruk’un ağzından anlatılıyor.

    babaanne.
    babaanne 90 yaşında.cennethisar’da eski bir konakta üvey oğlu receple birlikte oturuyor.eşi selahattin darvınoğlu’nu ve oğlu doğan’ı içkiden kaybetmiş.gelini gül ise ard arda 3 çocuk doğurduktan sonra yorgun düşüp vefat etmiş.
    selahattin darvınoğlu, ittihat ve terakki partisiyle ters düşünce eşi fatma’yı da alıp cennethisar’a yerleşiyor.tek hayali yıllardır uğraş verdiği ansiklopedisini bitirip yayınlatmak.bu eserle doğuyu sarsacağına inanıyor.hastalarına allah’ın olmadığını inandırmaya çalıştığı için kasaba halkı ondan korkuyor ve ona muayene olmuyor.doktor, çok zengin bir ailenin kızı olan eşi fatma’nın mücevherlerini satarak evini geçindiriyor.
    fatma dinsiz eşinden soğuyor, nefret ediyor.selahattin de sık sık eşinin inancını sorgulattırıyor.eşinden nefret ettiği için evin hizmetçisiyle ilişki kuruyor.ve bu ilişkiyi fatma da biliyor.

    “soğuk kadın, zavallı kadın, buz gibisin, ruhsuzsun sen! bir kadeh içseydin belki anlardın.hadi buyur iç fatma, bak sana emrediyorum.sen kocana boyun eğmen gerektiğine inanmıyor musun? yaa inanıyorsun çünkü sana öyle öğretmişler, eh o zaman emrediyorum şimdi sana.iç, günahı bana yazılsın, hadi iç fatma, senin aklının kurtuluşu içi, bak kocan istiyor bunu senden.” 17.

    fatma’ya oğlu doğan’dan yadigar üç torun kalıyor: faruk, nilgün ve metin

    faruk.
    30-35 yaşlarında üniversitede tarih doçenti.kasabaya hem babaannesini görmek için hem de kasabanın tarih arşivinden yararlanmak için geliyor.karısı onu terk etmiş.o da teselliyi içkide buluyor.sonu, büyük ihtimalle dedesi ve babası gibi alkolden olacak.yalnız, mutsuz ve arayış içinde.

    “mideni mahvedeceksin” dedi nilgün. “sence karım niye bırakıp gitti beni?” dedim.kısa bir sessizlik oldu, sonra nilgün dikkatli bir sesle çekine çekine söyledi: “ ben, ikinizin de birbirinizi bıraktığınızı sanıyordum.” “hayır yalnızca o beni bıraktı.istediği yere bir türlü ulaşamıyordum çünkü…” 237
    “benimle oturmak ister misin?” “ne?” “burada arabada , demiyorum, çok ciddiyim şimdi, dinle:istanbul’da teyzenlerle oturacağına benimle otur nilgün.koskocaman bir boş oda var evimde, çok yalnızım.” 240

    metin.
    metin, 17-18 yaşlarında amerikan lisesi’nde burslu okuyan zeki, hırslı bir genç.zenginlerden nefret etmesine rağmen amerika’da üniversitede okuyup, zengin olmak istiyor.

    “bir şey söylemedim: vedat’ın güneşte yanmış, sağlıklı, huzurlu, gövdesine baktım ve düşündüm: evet ben derslerime çok çalışırım, sınıfımda birinci olmazsam canım iyice sıkılır ve benim gibilere inek dendiğini bilirim, ama benim babamın, beni 10 yıl sonra başına geçireceği takım tezgahları fabrikası yok, demir deposu ve dökümhanesi ya da libya’da aldığı küçük de olsa bir ihalesi ve hatta bir ihracat ve ithalat bürosu da yok benim zavallı babamın.benim kaymakamlıktan istifa etmiş babamın yalnızca bir mezarı var, yılda bir kere babaanne evde ağlamasın diye gideriz orada ağlar.” 47

    cennethisar’da ceylan adında genç ve zengin bir kızla tanışan metin, kıza aşık oluyor ve onu etkilemek için zekasını kullanıyor.

    “…23x27=? 891, 17x27=? 513, 81x79=? 6399!, 17x19=? 323, “hayır 373!”, “lütfen bir daha çarp ceylan!”, “peki, 323!”, “99x99=?”, “en kolayıdır bu: 9801”. öfkeleniyordun ceylan, nefret edecek kadar öfkeleniyordun. “sahiden inek gibi ezberlemişsin!”.ben yalnızca gülümsüyordum ve bütün aşklar nefretle başlar diye yazan o bayağı o aşağılık kitapların belki de doğruyu söylediklerini düşünüyordum.” 54

    bir gece çok içmişken ceylan’ı kendisiyle yatması için zorlar.ceylan korkar ve metin’den hızla uzaklaşır.
    isyankar, içten içe babaannesinden nefret ediyor.babası ve annesi genç yaşta ölmüşken onun bu kadar uzun yaşamasına dayanamıyor.konağı yıktırıp müteahhite vermeyi düşünüyor.annesi ve babasından kendi deyimiyle geriye “sarhoş bir ağabey, ideolojik bir abla ve bunak bir babaanne” kaldığı için hayatta başarısız olacağına inanıyor.

    “bu köhne evi yıktıralım babaanne”. anlamıştım. “bu evi yıktıralım yerine büyük bir apartman yaptıralım.yap-satçı yarısını bize verir.hepimiz için iyi olur.siz hiçbir şey bilmiyorsunuz”. evet, bilmiyorum ben bir şey!”. “hepimize para lazım babaanne! bu gidişle, yakında bu evin mutfak masraflarını karşılayamayacaksınız.”
    sonra birden durdu.”annem, babam niye öldü de siz yaşıyorsunuz?” dedi. 306

    nilgün.
    nilgün 19 yaşında devrimci bir üniversite öğrencisi.baş karakterlerden biri olmasına rağmen kitapta onun ağzından pek bir şey okuyamıyoruz.evde bile sesi çıkmıyor.babaannesi, onun gelişini tüy gibi ayak seslerinden anlıyor.torunlar arasından babaannesiyle en çok ilgilenen o.geleneklere saygılı.abisine çok bağlı, ona sık çok içiyorsun diyerek onu içkiden vazgeçirmeye çalışıyor.

    hasan.
    cüce recep’in yeğeni.sağ görüşlü bir lise öğrencisi.matematik ve ingilizce’den sınıfta kalmış.örgütteki arkadaşları tarafından sevilmiyor.onu, “gerizekalı”, “çakal” diye küçümsüyorlar.nilgün’e aşık.onu uzaktan izleyerek, çantasından tarağını alarak sevmekle yetiniyor.en büyük hayali “büyük bir iş” yaparak gazetelerin manşetlerine haber olmak.bu açıdan raskolnikov’a ve julien sorel’e benziyor.

    “on, in, under ve neydi ben bu saçmalıkları ezberlemek zorundayım, yoksa içeride horul horul uyuyan piyangocu, oğlum okumuyor diye dövünür.üstlerini kapayarak ve tavana bakarakezberledim, ezberledim ve sonra birden sinirim bozulunca kaptığım gibi kitabı yere çaldım: lanet olsun! masadan kalktım, pencereden dışarı çıktım.ben bunlarla yetinecek insan değilim. 109-110

    recep.
    selahattin darvınoğlu’nun oğlu.olayları gözlemlemekle yetiniyor.çocukluğunda babaanne fatma hanım’dan yediği dayaklar yüzünden cüce kalmış.yalnız.eski püskü bir konakta çürüyor.

    roman, nilgün, faruk ve metin’in babaannelerini ziyaret etmek için cennethisar’a gelmeleriyle başlıyor.babaanne, cüce recep’in torunlarına eski meseleleri (onları dayak atarak sakat bırakmasını, dedelerinin kendisinden nefret edişi) anlatmasından korkuyor.

    “recep cücesi anlatıyormuş gibi düşündüm.evet büyükhanım anlatıyorum diyormuş bana ve zavallı anneme ve kardeşime neler yaptığınızı torunlarınıza bir bir anlatıyorum büyükhanım; öğrensinler, bilsinler: çünkü artık rahmetli babamın, “sus cüce”, peki rahmetli selahattin bey’in de ne güzel yazdığı gibi şükür artık allah yok , bilgi var, her şeyi bilebiliriz, bilmeliyiz, bilsinler, biliyorlar, çünkü söyledim ve artık bana zavallı recep diyorlar.babaannemiz demek sana çok eziyet etmiş.hala da ediyor.biz senin için çok üzülüyoruz, suçluluk duyuyoruz. onun için şimdi yağlı ellerini yıkamana ve limonata yapmana ne gerek var; sen çalışma, tembel tembel otur, zaten bu evde senin hakkın varmış diyorlardır.çünkü recep anlatmıştır, anlatmış mıdır: çocuklar babanız doğan bey, babaannenizin son elmaslarını niye sattı da parasını bize vermek istedi demiş midir? düşününce birden boğuluyorum sandım.başım yastıktan nefretle kalkmış!
    “nerede o?”
    “kim babaanne?”
    “recep! nerede” 97-98

    babaanne ve torunlar kabristan’a dua etmeye gittiklerinde hasan’ı da görüyoruz.nilgün’ün dua ederken başını örttüğünü görüyor.nilgün’ün o halini çok beğeniyor ve kıza aşık oluyor.

    “tam gidiyorlardı ki, babaanneleri bir kere daha dua etmek istedi ve o zaman onunla birlikte bir tek nilgün açtı ellerini allah’a, bir tek nilgün, evet” 75

    metin, arkadaşlarının aracılığıyla ceylan adında bir kızla tanışıyor.yörenin gençleri zengin ailelerin çocukları.metin’i fazla zeki buluyorlar.başlarda onunla dalga geçiyorlar fakat aralarına alıyorlar.metin, ceylan’ı zekasıyla etkilemeye çalışıyor.

    nilgün’e aşık olan hasan, onu takip etmeye ve izlemeye başlıyor.nilgün’ün kendisine ters bir görüşte olduğunu onun cumhuriyet gazetesini almasından anlıyor.fakat yine de nilgünle konuşmaya çalışıyor.ocaktaki arkadaşları, onun devrimci bir kıza aşık olduğunu öğrenince hasan’ı aşağılıyorlar.ve hasan’ın nilgün’ü takip ederek onun elinden gazetesini alıp yırtmasını ve tehdit etmesini istiyorlar.hasan bunu yapamıyor fakat bakkalı tehdit edip onu cumhuriyet gazetesini satmaktan vazgeçiriyor.hasan’dan korkan nilgün takip edildiğini abisine söylüyor, fakat faruk bu konuyla ilgilenmiyor.

    ceylan’ı etkilemek için her yola başvuran metin yaz aşkında başarısız oluyor.kıza aşkını anlatıyor.beklediği karşılığı alamayınca onu kendisiyle yatmaya zorluyor.ceylan’ın kendisini zengin olmadığı için reddettiğini düşünüyor.ve o hiddetle babaannesine konağı satıp müteahhite vermesi için dil döküyor.babaannesi konağı satmaya razı olmayınca o da tıpkı abisi, babası ve dedesi gibi kendisini içkiye veriyor.ceylan’ın kalbini kazanmak için onu, abisinin arabasıyla gezmeye çıkarıyor.aşırı alkollü olduğu için kaza yapıyor.hem de bir dağ başında…ceylan, bir telefon kulübesinden metin’in rakibi fikret’i arayarak yardım istiyor.böylece metin, ceylan’ı tamamen kaybetmiş oluyor.bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de hasan ve arkadaşları tarafından soyuluyor.
    bir sabah hasan yine nilgün’ü takip ederken onu kasabanın meydanında sıkıştırıyor.kolundan çekip konuşmaya çalışırken nilgün’ün kendisine bağırmasıyla sinirleniyor.nilgün’ü döüyor.özellikle de başına vuruyor.

    “sanki, herkesin bana iftira ettiği, o inanılmaz rüzgarın bitip tükenmez korkusu şimdi sona erecek diye, söyleyeceği şeyi bekliyordum ki birden o bağırdı:
    ‘manyak faşist bırak beni!’
    işte böylece ötekilerle birlik olduğunu itiraf etmiş oldu.ben önce çok şaşırdım, ama sonra hemen oracıkta onu cezalandırmaya karar verdim ve vura vura cezalandırdım.” 274

    nilgün’ün başına gelenlerden sonra faruk, istanbul’a dönmeye karar veriyor.metin de ceylan faciasından sonra cennethisar’da kalmak istemiyor.yola çıkacakları sabah nilgün beyin kanamasından ölüyor.

    babaanne olaydan habersiz geçmişi düşünüyor.hasan ise büyük bir iş yaptığını ve gazaetelere çıkacağını düşünüyor.artık geleceğe umutla bakıyor.

    sessiz bir evde, ağır bir tempoyla başlayan roman, ortalardan sonra hızlanıyor.başlarda karakterlerin tanıtımına ve kişiler aracılığıyla geçmişe dönüşlere yer verilirken özellikle romanın sonlarına doğru olaylar ön plana çıkıyor.ama roman, olay temposunun yükseldiği zaman bitmiyor.romanın sonu durgun bir şekilde babaannenin, genç kızlığını düşündüğü satırlarla bitiyor.
    (hürrem, 28.07.2008 15:14)
  4. orhan pamuk'un 2. romanı. roman'da güzel bir dil kullanılıyor ve daha önce hiç bir kitapta rastlamadığım bir anlatım şekli yer alıyor. kitabın tek kötü noktası, nilgün'ün ölmesi.

    gerçekten dramatik bir kitap. mutlaka okunmalı.
    (intihar mektuplari, 25.03.2009 14:58)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil