übermensch'tir, yoktur, hayaldir, masal kahramanıdır.
değil mi canlar?
biz ki milyarlarca insanı tek tek tanımış, ciğerlerini dahi ezberlemiş insan sarraflarıyız, bilmez miyiz hiç herhangi bir kategorideki erkeğin var olup olmadığını; nelerle beslendiğini, hangi doğa koşullarında yaşadığını?
yoktur böyle birisi. güzel olan hiçbir şey, doğru şeyleri yapan hiçkimsenin varolmadığı gibi.
biz ki inandıklarımızı üç beş kuruşa satmışız, biz ki bütün hayallerimizden acımamak pahasına vazgeçmişiz, biz ki ömrünü bir nefeste çöpe atarcasına tüketmişiz, bizden iyi kim bilir karanlığı? insan ruhundaki 'satma' merakını, güvenilmezliği ve tutarsızlığı kim anlatabilir bize? biz ki kendimizden, hayattan, inanılası ne varsa hepsinden tek tek vazgeçmişiz, kim inandırabilir bizi yarınların güvenli sığınaklar olabileceğine?
* * *
nasıl oluyor, bazen almıyor aklım. nasıl bu kadar yabancı düştük birbirimize. insanlar nasıl bu kadar koptu, uzaklaştı birbirinden ; çok değil, birkaç on sene önce aynı amaçlar için birlikte canlar veren, 'yarin yanağından gayrı' her şeyi paylaşan güzel insanların torunları nasıl bu kadar soluk, ruhsuz maskeler ardında yittiler, anlamıyorum bazen.
doğamızdan nasıl bu kadar koptuk sahi biz? nasıl en normal, en insani duyguları, tavırları, refleksleri bu kadar uzaklara fırlattık attık acımadan? hiç mi içimiz sızlamadı aramızdaki güven bağlarını kopartırken, hiç mi vicdan muhasebesi yapmadık birbirimizin ruhunu acıtır, kendi ruhumuzu katlederken? nasıl bu kadar gözü kapalı kıydık insanlığımıza? en basit canlı bile hayatta kalmak için elinden geldiğince refleks gösterirken, en kutsal canlı saydığımız insanın ruhunu nasıl bu kadar gaddarca parçalayabildik? en ufak zerresine kadar?
'seni seviyorum' ve 'özür dilerim' diyebilen erkeklerin var olduğuna dahi inanmıyoruz artık. tıpkı aşık olabilen, bir erkeği sevebilen kadınların varlığına inanmadığımız gibi. iki karşı cins, iki karşıt kabile gibi didişir olmuş; kendi aralarındaki iktidar hesaplarını bir kenara bıraksak dahi herkes yalnız. nasıl oluyor - anlamıyorum hem de hiç! - da böylesi kesin kararlar verebiliyor hayatlarının daha başlarında, bütün dünya istedikleri gibi şekillensin diye doğa tarafından avuçlarına bırakılmış insanlar? nasıl böylesi infaz edebiliyoruz kavramlarımızı, nasıl böylesi yakabiliyoruz herkesten önce kendi canımızı?
yalnızız işte, düpedüz yalnızız. görmüyor mu hiç kimse? kimse kimseye dokunmuyor, farkında değil misiniz? kimse avuçlarının içine alıp bakmıyor yüzünüze, cinsel organlarınız hariç hiçbir yeriniz kimsenin umurunda değil artık. peki ya ruhunuz? bedeniniz içinde üvey evlat, dokunulmamışlıktan, tanınmamışlıktan kendini tanımlamayı unutmuş bir hayalete dönüşmüş yalnızca. düpedüz yalnızız, hiç mi anlayan yok?
kim tanıyor artık bizi? kim kişiliğimizin en ince detayına kadar biliyor, dahası tanımak için emek harcıyor, istek duyuyor? saçımız, başımız, mesleğimiz, okulumuz, yani etiketlerimiz bir yana, kim için bir anlam ifade ediyoruz artık? kim umursuyor insana anlamlar vermeyi, tanımayı, hatalarını hoşgörüp içindeki 'iyi' yanları keşfedebilmeyi?
en ufak darbede birbirimizden nefret edecek şekilde programlanmışız artık; en ufak eksiklikte birbirimize herkesin içinde saldırabilecek kadar insaftan arınmışız. yalnızız ama bu işin sonunda, göreniniz yok mu? insanlar, suratlar, sesler, nefesler, kimlikler, ruhlar o kadar hızlı akıyor ki gözlerimizin önünden, ve seçeneklerimiz o kadar çok ki artık - lanet teknolojidir elbet insanları yaklaştırdıkça uzaklaştıran - umursamıyoruz bile.
gündelik kelimeler, yargı vermeye muhtaç ruhumuzu tatmin edecek birkaç ortalama cümle yetiyor artık bize. erkekler şöyle, kadınlar böyle. ötesi? koca bir yalnızlık.
* * *
aynı çukurun içinde,
başımız dimdik yürüyoruz şimdi hepimiz. sizi bilmem, ama ben geçmişin tutkulu, ateşli, 'kişilikli', güzel insanlarını özlüyorum. o güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler, demiş, bir kalemşör. belki gidilen diyarlardan dönmenin bir yolunu bulurlar, kim bilir?
ben artık sadece bekliyorum.