kar kesti yolu
sen yoktun.
oturdum karşına dizüstü
seyrettim yüzünü
gözlerim kapalı.
gemiler geçmiyor uçaklar uçmuyor
sen yoktun.
karşında duvara dayanmıştım
konuştum konuştum konuştum
ağzımı açmadım.
sen yoktun,
ellerimle dokundum sana
ellerim yüzümdeydi.
(bkz:
nazım hikmet)
özlemin artması, zaman zaman acı vermesi, özlemek güzel özlemeyi bilmeyen özlemi yaşamayan için. ne kadar da kolay uzaktan acı çekmek. keşke yanımda kollarımda uyuyabilseydin şimdi. insanı duygulandıran ağlatan bir nazım hikmet şiiri.
sen yoktun ağladım
*
dursun ali erzincanlı'nın özellikle ramazan ayında dinlendiğinde insanı ağlatabilen
naat'ı.
(selenge, 29.09.2005 17:48 ~ 08.09.2006 15:15)
anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.
ağlayarak süslediler ölüme...
ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler.
sen yokken sultânım,
canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek.
anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi.
ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi...
sözlerine sahip
dursun ali erzincanlı şiiridir.
dursun ali erzincanlının yorumu ise zaten tartışılamayacak kadar güzeldir.
tam sözleri aşağıdaki şekilde olan dursun ali erzincanlı eseri.
sen yoktun sultanım...
hz adem'deydi nurun
önce cenneti,
sonra yeryüzünü şereflendirdin.
adem nuruna affedildi
arafat bu affa şahitti.
sen yoktun
nuh'un gemisindeydi nurun...
dalgalar yeryüzünü boğarken
toprağın bağrındaki su
gökyüzüyle buluşurken
ve bu bir ilahi azap derken,
allah nurunu taşıdı binbir sebeble
tufan,nurunu selamladı edeple...
sen yoktun...
hz.ismail'in alnındaydı nurun
ibrahimi bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden
"rabbimiz" dedi,
" onlara kendi içlerinden
senin ayetlerini okuyacak
kitap ve hikmeti öğretecek onlara,
onları temizleyecek bir elçi gönder ";
amin dedi on sekiz bin alem
nurunla aydınlanan minicik ellerini
semaya kaldırarak
amin dedi ismail.
hira nur dağı amin diyerek ayağa kalktı
medine'den adı uhud olan bir amin yankılandı
sevr dağında.
sen yoktun sultanım...
hz.isa ahmed diye muştuladı seni
alemlerin efendisi diye sana seslendi
" artık ben sizinle çok söyleşmem "dedi havarilerine
çünkü bu alemin reisi geliyor...
bekleyin ahmed geliyor
kainata rahmet geliyor...
havarilerin yüzünü okşayan, ölüleri dirilten bir nefes oldun.
ama sen yoktun.
sen yoktun....
hz.abdullah ın alnındaydı nurun
başı eğik gezerdi mazlum
put eyle göklerden seni sorardı
varaka seni arardı sema'da
anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.
ağlayarak süslediler ölüme!...
ağlayarak “hadi dayına gidiyorsun” dediler.
sen yoktun sultanım...
canlı canlı toprağa gömülmenin adı idi dayıya gitmek,
anne yüreğinin çıldırtan çaresizliği idi,
ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi.
en son çocuk atılırken çukura,
annesinin suretinde bir melek tuttu onu
ve tebessüm ederek hira nur dağını gösterdi
melekler süslüyordu hira'yı,
efendisine hazırlanıyordu cebel-i nur
efendisine hazırlanıyordu mekke
alem, efendisine hazırlanıyordu.
kainatın gözü hz.amine'deydi
toprak yalvarıyordu rabbine...
gel diye ağlıyordu mazlumlar
gözleri sema'da
ve bir gelişin vardı ya resülallah
bir inişin vardı yeryüzüne
ve cebrail ardında yalın kılıç melekler
bir inişin vardı yeryüzüne
yetimler en huzurlu geceyi geçirdiler belki de...doya doya.
sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini
herşey sus pus olmuştu.
hadi diyordu yıldızlar, hadi diyordu ay,
kainat bir isim duymak istiyordu
ve bir ses yükseldi amine’nin evinden
muhammed...
karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini
muhammed...
seni yaratan allah'a kurbanız ey dürr-i yekta...
sana o adı veren rahman’a kurbanız.
artık sen vardın...
susuz topraklara rahmet indi seninle
annenden sonra, anne halime sevindi seninle
yağmura mı ihtiyaç var?...
kaldır şehadet parmağını...
yağmuru salsın allah
sonra tut ağacın yaprağını
köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün allah.
yeter ki sen iste
sen iste ya resülallah
deki; ben kimim?...
dağlar, taşlar dile gelsin...
dilsiz çocuklar ellerinden tutup "ente resülallah" desin.
sen vardın...
bedir kârdı,
uhud dardı,
hendek yardı,
yiğitlerin vardı.
ölmek için yarışan yiğitlerin
hele bir enes'in vardı ya resülallah
uhud'da öldüğünü duyunca arkadaşlarına;
" niye burada oturuyorsunuz ? " diye sordu...
onlarda ;" allah'ın resül-ü öldürülmüş ! " deyince...
" peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız,
kalkın ve o'nun gibi ölün." demişti.
ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü.
hem de ne şehit ey nebi...
vücudu yaralardan tanınmaz halde idi
kız kardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu...
musab bin umeyer'in vardı senin...
uhud'da sancağını taşıyan, öyle bir aşkla sana bağlıydı ki!...
allah o gün meleklerini musab'ın suretinde indirdi.
ebu hureyre'n vardı...
acıkınca mescidin önünde durur
sana bakardı, sen anlardın.
" ya ebahir!..gel " derdin.
ve sen gittin...
bir gidişle gittin.
ardında hüznün kaldı,
hasretin kaldı göklerde,
bilal ezan okuyamaz oldu
ne zaman teşebbüs etse
" muhammed resülallah " demeye...
dizinin üstine çöker kendinden geçerdi.
sonra günler ay, aylar yıl oldu.
asırlar oldu...
sensizliğe açtık gözlerimizi
ama sen bırakmazsın bizi!...
sen varsın...
ey şehitlerin sultanı sen varsın
bir şehit bile ölmezken
sana nasıl yok deriz.
ebu talip şam'a giderken,
devesinin önüne geçip;
" beni burada kime bırakıp da gidiyorsun " demiştin
" ne anam var ne babam..."
ebu talip bırakmamıştı bu yüzden
sensizliğin ızdırabı ile inleyen
ümmetini kime bırakıp gidiyorsun ya resülallah
bırakma bizi ki ; allah " sen onların içindeyken onlara azap edecek değiliz." buyuruyor.
bırakma bizi !...
hayatı seninle öğretti rahman
kulluğu seninle tanıdık
duayı senden öğrendik sevgili,
hz.ömer umre için senden izin isteyince,
kardeşcik dedin ona;
" duanda bana da yer ayırır mısın ? "
bizler ömer değiliz ama bütün dualarımız senin için.
ey rabbimiz!...
resülünü anışımızdan haberdar et...
o'na binler salat,binler selam...
habibine makam-ı mahmud-u ver...
o'na vesile-i lütfet...
o'nu refik-i ala'ya yükselt....
bizi de affet...
o'nun hatırına affet...
zatının hatırına affet...
ne olur affet bizi...
bizi affet....
taksimde elinde çiçekle börgırın önünde için gıcıklanarak hatunun gelmesini beklemek ve ardından telefona sarılmaktır.kısaca attığın mesajın sonudur.
sen yoktun
ama ben sevmeyi arzuluyordum.
sensizliği algılamamak için direniyordu ruhum
ve sen yoktun.
gittiğinin ancak farkına varan iki sulu göz vardı ve sensizliği gördükce isyankarlaşıyorlardı
ve sen yine yoktun.
sevda türküleri marşlar fısıldıyordu birileri
ve ben ezberliyemiyordum hiç birini çünkü sen yoktun...
yoktun.. geceler boyu içtiğim o parkta, o salıncakta sallanırken yıldızlara erişecekmişim gibi sanıp, hemen ardımdaymışsın, yanımdaymışsın gibi hayal ederken aslında sen hiç yoktun.. o gökyüzünde seninle ilgili tuttuğum her dilekte bir yıldız kayardı, belki çok mutluydun belki de vican azabından ağlıyordun bilmiyorum ama emin olduğum tek şey olmadığındı..
başım dönüyordu, sendeleye sendeleye yürüyordum.. yardım çağrılarını reddediyordum, hayır ben iyiyim uzak durun diyordum.. bir kaç adım sonra düştüğümde ve alnımın sol tarafını yani sol kaşımın hemen üstünü buz gibi soğuk, sen kadar soğuk betona çarptığımda sen yoktun.. o inanılmaz acıyı duyduğumda ve bir daha ayağa kalkmak istemediğimde senin ellerin değildi beni yerden kaldıran, bana gidecek yerim olup olmadığını soran.. tek istediğim benden uzak durmalarıydı, senden nefret ediyordum herkesten her şeyden nefret ediyordum çünkü sen yoktun...
ağlayamıyorum.. o kadar çok ağladım ki artık hiç ağlayamıyorum.. ne zaman ihtiyacım olsa en uzakta olanlardan, en uzakta olduğun için ağlayamıyorum..
akşam eve geldiğimde sessizliğin çıldırtan tınısı.. kusarken aklıma gelen sen.. oysa sen biliyordun kusmakla atamayacağım zehrini içimden.. hayır, gayet iyiyim biraz uyusam uyumama izin verseniz geçer.. gidin..
yoksun, belki de hiç olmadın...
yoktun,
ne zaman gittin, nasıl gittin bilmiyor hatırlayamıyorum. gidişinle ne zaman kavramım kaldı ne de hayat belirtim.
giderken bir şeyler söylemiş miydin, saçma sapan "elveda" cümleleri kurmuş muydun bilmiyorum, duymadım.... kulaklarım sağır gibiydi.
tek hatırladığım " gitme, gidersen her şey seninle yarım kalacak, bir daha asla eskisi gibi olmayacak hiçbir şey" demek istedim diyemedim. bir yumruk vardı sanki boğazımda, istesem de çıkmıyordu kelimeler dudaklarımdan.
kalbinde dinmek bilmeyen bir sızı, kanırtan bir acı hissettin mi hiç bir bıçağın kanırttığı gibi? ben sen giderken de yokluğunda da hissetim bunları ve ben bunları hissederken sen yoktun.
hani şimdi sen yoksun ya, bazı zamanlar çok kızıyorum sana. bu sevginin asla bitmeyeceğini söyleyen dilin nasıl " elveda" demişti hala bimiyor, anlamaya çalışıyorum. yokluğunda her şey anlamsız, yavan ve sahte..
sen yoksun ya ben de yarımım artık asla tamamlayamıyorum kendimi. gittiğimiz yerlere gitmiyor gidemiyorum. mutlu, sarmaş dolaş çiftleri görünce ne yalan söyleyeyim kıskanıyorum.. bilirsin ben senden başka hiç kimseyi, hiçbir şeyi kıskanmazdım aslında, ama yokluğunda kıskanıyorum o sevgiyle, tutkuyla birleşmiş elleri, sarılan kolları. bakarken çok canım yanıyor.
yoksun ve ben yokluğunla baş etmeye çalışıyorum bu aralar. ne kadar başarabiliyorum bilemiyorum...
ama hala mutlu olmanı istiyorum. sevmek; elini tutmadan da, gözlerine bakmadan da, sürekli yanında olup kokunu içine çekmeden de oluyormuş. bak bunu da öğrendim yokluğunda.
sevmek bazen vazgeçmekmiş istemeden de olsa... ve ben artık sadece yokluğunu seviyorum....ben bunları hissederken sen yoktun ve artık olmanı da istemiyorum....
(coolgirl, 11.03.2009 17:52 ~ 27.03.2009 19:09)
ben büyürken,
ilk adımlarımı atarken,
ilk sözcüğümü söylerken,
okulda kavga edip ağlarken,
herkes parklarda babasıyla oynarken,
sen yoktun.
çünkü ben istenmeyen çocuktum.
çünkü ben sevilmeyen bir annedendim.
ama ben öylesine masumum ki,
öylesine çaresiz.
bugün gelsen,
bugün sarılsan oğlum desen,
ben yine baba derim,
seni affederim.
çünkü ben hala çocuğum.
kocaman kalbi,
kısacık hayatı olan,
sekiz yaşında bir çocuk.
sen yoktun
hiç olmadın
ben ağladım
sen güldün
nerdesin?
diye giden bir şarkıyı akıllara getirir. sanırım murat yılmazyıldırım ın kuzeni söylüyordu. hatta birlikte söylüyorlardı, evet.
sen yoktun.
kalbimde bir bıçakla dolandım sokaklarda.
yarım kaldım.
eksik kaldım.
yol aradım çıkmak için bulamadım.
nefesim sensizlik kokuyordu.
anlatmak istiyordum sensizliğin acısını kelime hazinem eksik kalıyordu.
ben eksik kalıyordum seni anlattıkça.
biliyordum sen benim tamamlayıcı yanımdım.
artık yoktu bir yarım.
artık eksiktim.
sen yoktun
ruhumda bir hançerle dolaştım yollarda.
ağladım kalbim temizlendi ...
sen hala yoksun ...
konuşmak hiç bu kadar zor olmamıştı.
sadece şunlar döküldü korkak dilimden önce; "sen yoktun ve ben gözlerimi alamadım kapıdan, gelirsin diye.."
"hayatta kaçırılan şanslar vardır, kapanan kapılar. kapattın mı kapılarını bana bilmiyorum, bilmek istemiyorum. önemli değil, yeniden hissetmek güzel sadece yaşamayı. istediğin gibi davran, kaç git ya da gel. her iki durumda da sadece kendi halime bırak beni. "
kalkıp geldin düşünmeden. sormak için öldüğün soruları sormadın ben anlatmak isteyene kadar.
"kelimeleri iyi kullanırdım ben eskiden, anlatmak istediğimi bin farklı şekilde cümleye döküp anlatabilirdim. eskiden... şimdi kuracağım cümleler kırık dökük olacak, o yüzden anla beni. "
anladın. ve hiç çekinmedin karşılığını henüz duymadığın sözleri söylemekten.
"eskiden herşeyi yapabilirdim sırf sevdiğim için. eskidendi. şimdi çok çabuk vazgeçmek isteyebilirim, yılabilirim yılmak istemesem de. sendeleyebilirim. çok mutluyum, alışık olmadığım şekilde mutluyum. mutlu olmaya alışamadım. sen böyle mutlu ederken beni, ben sana yeterli olamadığım için mutsuzum. o yüzden affet beni. "
affedecek birşey olmadığını, farkında olmadan seni mutlu etmek için birçok şey yaptığımı söyledin. mutluydun. yaptığın hatalar için üzgündün, benim hatalarıma da bir okadar sabırlı.
"seni olmadığın her yerde ve hatta yanımda olduğun halde bile uzağımdayken çok özledim."
güldün, öyle güzel güldün ki bana o. ve öyle güzel söyledin ki sana söylemek için daha sonra günlerce fırsat kollayacağım cümleyi.
sen yoktun, uzun süre benim yüzümden yoktun ve benim hiçbirşeyim az olmamıştı senin kadar. umarım artık hep kalırsın yanımda. bana yıllarca sevmediğim herşeyi, öğrenemediğim şeyleri, gitmediğim yerleri ve soyadımı sevdiren insan, gitsen de bil ki senin yokluğunu hep hissedecek biri olacak burda.
bunun bir üst versiyonu "olm ben bu işe başladığımda sen babanla geziyodun ehehe"dir.
(bkz:
babanın sikinde gezmek)
(sulta, 30.10.2009 01:57)
ilk dinleyişimde ağlatan bir
dursun ali erzincanlı şiiri. her dinleyişimde ağlatsa, ağlatabilse ya da ben ağlayabilsem keşke..