-aa emre inanamıyorum yıllar sonra sen buralarda ha? ne zaman geldin?
-üç gün oluyo daha
-temelli mi geldin yoksa dönücek misin yine amerika'ya?
-artık kesin dönüşü yaptık hayırlısıyla, işe başlıcam pazartesi günü
-aa çok sevindim. nerde?
-tıkla holdingte insan kaynakları müdürü oldum
-inanamam!! bizin arzu'da orda çalışıyo ya!
-hangi arzu
-ya liseden işte yan sınıftaydı, hani kıvırcık, kızıl
-haa! tama hatırladım. sen neler yapıyorsun
-napiim hala aynı yerdeyim, bu yıl terfi alacağım bakalım uğraşıyoruz, çok sevindim seni gördüğüme yaa!
-bende
+öhöümmmmmııhhhhaaark
-aaa pardon ya tanıştırmayı unuttum emre, bu ahmet sözlüm
+bu mu?
-memnun oldum..
+bi dakka birader...sen bana bu'mu dedin
-ay lafın gelişi ahmet
+o laf öyle gelmez, sen bana bu diyemezsin
-tamam canım uzatmayın
+arkadaşım bi geri dursana sen, ne yılışık adamsın
-ahmet çok ayıp
-evet ahmet kabalaşmayalım
+sen bana bu de, sonra geç karşıma mıy mıy mıy kabalaşma, ayıp mıy mıy mıy
-tamam ahmet bu konuşmayı daha fazla sürdürmeyelim..
+ingilizce "it" nedir bilir misin emre?
-eaaam evet tabi cansız varlıklar ve hayvanlar için kullanılan belirteç
+yani hayvanı gösterirken "it" dersin hemi?
-bir nevi evet...
+şimdi merve sen bana bu diyerek aslında ingilizce "it" dedin yani beni hayvan yerine koydun farkında mısın?
-ya git lütfen ahmet...git!
+bana bu diyemezsin ben hayvan mıyım? söyle emre hayvan mıyım?
-olay öyle bir noktaya geldiki bundan sonra hiçbir şeye bu diyebileceğimi sanmıyorum..
+bu'ymuş sensin bu
-sensin işte bu, bu, bu, bu
+bu, bu, bu, bu,
-ben sizi yalnız bırakayım
+bu, bu, bu
-bu, bu, bu, bu...