tual adlı grup tarafından pencereler adıyla söylenen şarkı. göktan versiyonunun tek farkı sondaki dehşet şiirdir:
güneş doğduğunda, başka bir şehrin sabahında olacağım
her insanın bir öyküsü vardır ya, benimki de böyle işte
bu sabah pencerene bak, bu koca şehri sana bıraktım
başka bir şehrin sabahından, başka bir dilde, elveda
serçe albümünde yer alan bir sezen aksu şarkısı:
sen yıllar önce kaybettiğim ümit
sen hayata pembe bakan gözlerim
sen yaşama sevincimdin
sen ellerimde bahar demetleri
içim ışıl ışıl
kısaca sen gençliğimdin
yok dönemez geriye
seni seni seni seni arıyorum
seni seni seni seni özlüyorum
en güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
ben sokakta rastlasam bile tanımayım diye
en güzel günlerimin bu üç mel'un adamını
yer yer tırnaklarımla kazıdım
hatıralarımın camını..
en güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
biri sensin,
biri o,
biri ötekisi..
düşmanımdır ikisi..
sana gelince...
yazıyorsun..
okuyorum..
kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa,
insanın
bu rütbe alçalabilmesinden korkuyorum..
ne yazık!..
ne kadar
beraber geçmiş günlerimiz var;
senin
ve benim
en güzel günlerimiz..
kalbimin kanıyla götüreceğim
ebediyete
ben o günleri..
sana gelince, sen o günleri -
kendi oğluyla yatan,
kızlarının körpe etini satan
bir ana gibi satıyorsun!.
satıyorsun:
günde on kaat,
bir çift rugan pabuç,
sıcak bir döşek
ve üç yüz papellik rahat
için...
en güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
biri sensin,
biri o,
biri ötekisi...
kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi...
sana gelince...
ne ben sezarım,
ne de sen brütüssün...
ne ben sana kızarım
ne de zatın zahmet edip bana küssün..
artık seninle biz,
düşman bile değiliz..
söz ve müziği suat suna'ya ait bir eser.
söyleyen ışın karaca, son albümünde bulabilirsiniz..
sen aşk nedir hiç bilmedin
eridik, bittik hissetmedin
her yalan söze değer verdin, hata ettin
ne istesem olmaz dedin
yanılırsın bak, geçer dedin
sevgisizliğe, ilgisizliğe alışamadım
sen! kıvılcımı fark etmeden
yangına körükle giden
başımın belası sen!
sen! rüyalarıma dur diyen
cevabı bile bilmeden
çok sevmeyi öğreten
sen, yanlışsın sen!
benden veya bizden sonra gelen tekil kişi...hayat denilen bu yolda ufuğa açılan durgun sularda yelkenlinin altında fısıldanılılan kelime tümcesinden ilkidir..sen bir tanesin ve iyiki varsın gibi..
sen eğer...
bir su olsan...okyanus...
bir tepe olsan...everest...
bir şehir olsan...istanbul olurdun...
eşi benzeri bulunmayan...
bir diken olsan...gül...
bir çiçek olsan...orkide...
bir ağaç olsan...çınar olurdun...
asırlık köklere dayanan...
sen eğer...
bir mevsim olsan...ilkbahar...
bir içki olsan...şarap...
bir bağlılık olsan...tutku olurdun...
tarifi mümkün olmayan...
bir kum olsan...çöl...
bir taş olsan...elmas...
bir kumaş olsan...ipek olurdun...
en incesinden dokunan...
sen eğer...
bir savaşçı olsan...samuray...
bir camia olsan...imparatorluk...
bir zaman olsan...sonsuzluk olurdun...
tarihe sığmayan...
bir kitap olsan...gerçek...
bir yazı olsan...destan...
bir madalyon olsan...şeref olurdun...
göğsümüze takılan...
sen eğer...
bir ses olsan...tribün...
bir öfke olsan...volkan...
bir yıldız olsan...güneş olurdun...
içimizi ısıtan...
bir zehir olsan...şifa...
bir yapı olsan...mabet...
bir kuş olsan...zümrüt ü anka olurdun...
kendi küllerinden doğan...
sen eğer...
bir karakter olsan...asil...
bir organ olsan...yürek...
bir sembol olsan...aslan olurdun...
krallığı daim kalan...
bir kelime olsan...aşk...
iki kelime olsan...seni seviyorum...
bir sevgi olsan...anne olurdun...
herşeyi karşılıksız yapan...
bunların hepsi bir araya gelince...
adın...galatasaray oldu...
uğruna ölünce bile... asla...yalnız yürümeyecek olan...
benim hep uzakta bildiğim aslında burnumun dibinde olan, bakıp da göremediğim.
sanırdımki gözümden uçan kuş bile kaçmaz, palavraymış. abartmışım. onca sene aynı yerlerde nefes alırken birbirine çarpmamış soluklarımız ve gözlerim görmemiş gözlerinin ışığını. karanlıkta yürürmüşüm de haberim olmamış. her şeyim tamamdır dediğim anda kendimi kandırmışım. gülüp oynamışım, eğlendim sanmışım. "aşkı yaşadım, daha da tövbe aşk uzak kalsın" demişim, çok bilmişler gibi laf söylemişim işte. aptalca beylik laflar etmişim. şimdi anlıyorum ne yaşadığımı. şimdi anlıyorum aşkı, özlemi, hasreti.. yol beklemek neymiş, hepsini saniyesi saniyesine ben yaşıyorum kolumdaki saat, masamın üstündeki takvimle. işte bir saat daha geçti, bir gün daha bitti derken nasıl çocuk gibi sevindiğimi bir ben biliyorum. çocuk gibi oldum; yatcaz, kalkcaz, geçecek günler diye uykuya dalıyorum her gece. anlayacağın koyunları atlatmıyorum çitlerden. telefonlara da ben koşuyorum, telefonu açmayı maharet sayan çocuklar gibi. halim şen şakrak çocuklar gibi gözükse de farketmiyor, aniden asker bekleyen anneler gibi gözüm televizyondaki askerlerde takılı kalıyor, bir anne şefkatiyle bakıyorum hepsine, içim sızlıyor, olgun bir kadın oluyorum, etrafıma bakınıyorum, seni arıyorum.
sen...
sırtındaki zıpkının kanlı yarası kanayıp içine aktıkça daha da hırslanıyorsun.
ve...
benim girdabımdan kurtulmaya çalışırken, aslında kendi içinde
boğuluyorsun.
yeni türkü'nün aşk yeniden adlı albümünde bulunan 9 no'lu parça. cengiz onural ile derya köroğlu'nun birlikte çalışması olan nadide parçalardan birisidir. şarkı sonlara doğru insanı laylaylom yapar. *
bir de keman güzel gitmiş.
sen (lem'a)
söz-müzik: cengiz onural, derya köroğlu
hep aydınlık yüzün
sen gündüzdün
biz hep gece geçtik kapından
hep ışıklı yüzün
sen yıldızdın
biz hep gece düştük yollara
sen daha düşlerinin
kolunda derin,
yalnız, uyurken
sen, gün olup doğmadan
usulca gelip,
öptük saçından
hep çağıran sesin
sen denizdin
biz hep sessiz geçtik kıyından
şimdiki benden sorumlu olansın. doğrularımın yanlışlarımın, mutluluğumun hüzümün nedenisin sen. sanki herşey senle başlamış gibi geliyor artık bana. hayatım ikiye bölünmüş gibi sanki senden öncesi ve senden sonrası. senden öncesi yokmuş gibi geliyor. belki hep karşıma çıkan senler için aynı şeyleri söyledim. senden öncede başka senler vardı. ama sen bir başkasın. senin bir gülüşün yetiyor dünyamı mutlu kılmaya. emir erin gibi hazır bekliyorum kapında. sadece seninle paylaşmak istiyorum acımı tatlımı, hüznümü sevincimi. sadece sen bil istiyorum nefes aldığımı, yaşadığımı...
ama sonra sen'de diğer senler gibi çekip gidiyorsun hayatımdan. söz veriyorsun hep benimle kalacağına ama gidiyorsun işte sende..hayatım tekrar eskiye dönüyor. mutluluklar mutluluk vermiyor, acılar acıtmıyor kalbimi senin gidişin kadar. kimse gülemiyor senin gibi. kimde veremiyor o ışıltıyı, o sevgiyi bana..gitme desem kal yanımda desem sana...
sen hep benim sen'im ol ben de hep senin ben'in olayım istiyorum umarsızca...
tenekeadlı güzide grubumuz ne kadar da güzel özetlemiş halbuki sen 'i...
ben ağlamazdım senden önce senhep üzerdin zoru görünce
ben nefessiz kaldım sengidince senkalpsiz kaldın bensiz gidince
senbana gülümsedin o ilk anda
görünen oydu ki bu aşktı bir anda
o gün karabulutlar varmış havada
gözümde canlanan bu ilk anı
geriye tek senden kalan...
ne geceler ne gündüzler gördüm
en vaz geçilmez yeminlerden döndüm
görmedim senin gibi sevmedim hiç kimseyi
yapayanlızım şimdi unuttum gülmeyi
sen vaktinden çok sonra gelen sevdalı bir yagmur gibisin
çisil çisil gözlerimden
sen çıldırmış şairlerin titreyen mısralarında
bahsettigi o perisin
pencereler önünce çürürken (o güzelim yıllarım)senden kalan çiçekler
hayalin gözlerimin önünde (bize)hala ağlıyorum
şiir:
güneş doğduğunda başka bir şehrin sabahında olacağım
her insanın bir öyküsü vardır ya benimkide böyle işte
bu sabah pencerene bak bu koca şehri sana bırakıyorum
başka bir şehrin sabahından başka bir dilde elveda...