hakkında çok fazla efsane dönen, mimar sinan'ın "ustalık eserim" dediği, neredeyse tüm dünyanın haberdar olduğu mimari başyapıt. neden edirne'de yapıldığına dair sorulara verilen ve birçok çevre tarafından doğru olduğu kabul edilen cevap ise; sultan selim'in ihtişamlı bir cami yaptırmak istemesi ama babası adına istanbul'a yapılan süleymaniye camii'ne karşı bu camiyi yaptırmanın saygısızlık olduğunu düşünmesi sonucu edirne'nin uygun görülmesi ve caminin buraya yapılmasıdır. camiyle ilgili rivayetler arasında caminin tam olarak tamamlanmadığı da vardır. bu rivayetin doğru olma ihtimali yüksek dayanağı ise edirne'de kışların çok soğuk olması ve şadırvanın üstünün açık olmasıdır. zira kışın ortasında orada abdest almak pek mümkün görünmemektedir.
caminin arka avlusuna (müzenin olduğu kısım) gidenler (şadırvanların üst hizasına yakın bir yerlerde) cephedeki taşlardan birinin bir kısmının olmadığını göreceklerdir. balkan harbi sırasında camiye de saldırı düzenlenmiş ve bazı toplar camiye isabet almışlardır. daha sonraki zamanlarda atatürk'ün edirne'yi ziyareti haber alınınca cami hızla restore edilmeye başlanmıştır. yalnız atatürk geldiğinde o kısmın restorasyonu daha tamamlanmamıştır. atatürk camiyi ziyaret ettiği sırada savaş izlerinin ortadan kaldırılmaya çalışıldığını görüp bu kısmın restorasyonunu durdurmuş ve " gelecek nesiller bunu görüp şu anki durumumuzu anlasınlar. mabetlerimiz dahi topa tutulmuştur." gibi bir cümle kurmuş ve o kısmı ibret göstergesi olarak bırakmıştır. ne yazık ki atamızın bu isteği sözde kalmıştır. bu durumu şu an birçok edirneli dahi bilmemektedir. ayrıca orada bu durumu açıklayan herhangi bir not, yazı v.b bulunmamaktadır.
gelelim caminin meşhur ayasofya'yla kıyaslanan kubbesine. öncelikle ayasofya'nın kubbesi tam daire değildir. eliptik bir dairedir. yani ayasofya'da bir kısa çap bir de uzun çap vardır. selimiye cami'nin kubbesi tam dairedir ve çapı ayasofya'nın kısa çapından uzun, uzun çapından kısadır. ama selimiye'nin tam daire olması, kubbe yüksekliği ve yapım tekniği onu gerçekten şaheser kılmaktadır. bir rivayete göre mimar sinan bu kubbeyi yapıya başlamadan önce yerde yapmış ve "ben bunu bu yapıya oturtacağım" demiştir. ama bu pek insanın akıl sınırları dahilinde bir ihtimal değildir. çünkü o kubbenin ağırlığı günümüz şartlarında dahi, deformasyona uğratmadan, hareket ettirilebilecek bir ağırlık değildir.
yapıyla ilgili bir diğer can alıcı nokta pek bahsedilmemesine rağmen minarelerdir. minareler bulunduğu kesitle o yüksekliğe ulaşması gerçekten bir hünerdir, büyüdür, efsundur. normal bir insanın yapabileceği birşey değildir. ne yazık ki minarelerden sadece birisi günümüze kadar orjinal kalabilmiştir. diğer üç minare yıldırım, yangın gibi sebeplerden yıkılmış ve yeniden inşa edilmiştir. hatta inşa sırasında minarelerden birini, günümüz teknolojisine rağmen, mimar sinan'ın yaptığı kadar iyi yapamamışlardır. o meşhur "edirne'ye girerken dört minare iki tane görünüyor" sözünü bozmuşlardır çünkü şehre yaklaştığınızda arkadan minarelerden birisinin alemini görürsünüz ve arkada bir minare olduğunu anlarsınız. bu arada edirne'de hiç bulunmayanlar için söyleyeyim o minareler gerçekten de öyle bir yerleştirilmiştir ki, arkada minare olduğunu anlayamazsınız. günümüz aletleriyle bile ne kadar hassasiyet gerektiren bir çalışma o zamanı siz düşünün. minarelerde birbirini görmeden şerefelere çıkma olayı minarenin ortasına mercedes yıldızını andıran bir taş blok koyularak yapılmıştır. ama bu bloklar zemine geldiğinde girişlere nasıl dağıtılmıştır hakikaten bilmecedir. çünkü zeminde minare girişlerine ayrılan kısım çok geniştir bu bloklar ne şekle sokulmuş da o genişlik sağlanmıştır o kısmı çözmek insan zekasını aşmaktadır. ayrıca şu an kapalı olan ve birçok kişi tarafından bilinmeyen bir bölüm de (şu an hangileri olduğunu hatırlamıyorum) minarelerin bazılarının alttan tünellerle birbirine bağlı olduğudur. bu sistemin amacı müezzinlere kolaylık sağlamakmış ama günümüzde gelişen teknolojiyle ihtiyaç kalmamıştır. ayrıca duyduğum kadarıyla o kısımlar bakımsızlıktan hafiften çökmüş içi toprak dolmuştur. minarelerle ilgili bir rivayetse sanırım 1970'li yıllarda (bkz:
yanlış olma ihtimali yüksek tarih girmek) yapılan restorasyonla ilgili. işi üstlenen japon mühendisler hesap yapmışlar, kitap yapmışlar ve bu minarelerin bu kesitle uzun süre ayakta kalamayacağını, temelinde kaymalar olacağını düşünmüşler ve minare temellerini kelepçe diye tabir edilen bir sistemle yapı temeline sabitlenip bir bütünlük sağlanmasına karar vermişler. daha sonra minareleri destekleyip temelini açmışlar ama kendi uygulamak istedikleri sistemi minarelerin temelinde görüp tabiri caizse göt olup
* minare temelini tekrar kapatmışlar. sonra bizim türkleri karşılarına alıp "kardeşim, bizim gibilerin şimdi kıçını yırtarak bulduğu, bu sistemi vakti zamanında yapısında kullanan mimarınız var da bizi neden çağırıyorsunuz. siz manyak mısınız" demişler. bizim türkler de "eeee... şeyy... kemmm... kümm..." demişler. adamlar da iç kısımların restorasyonunu yapıp parayı da çatır çatır alıp gitmişler.