şehitler, kuvâyi milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
şehitler, kuvâyi milliye şehitleri,
sakarya'da, inönü'nde, afyon'dakiler
dumlupınar'dakiler de elbet
ve de aydın'da, antep'te vurulup düşenler,
siz toprak altında ulu köklerimizsiniz
yatarsınız al kanlar içinde.
şehitler, kuvâyi milliye şehitleri,
siz toprak altında derin uykudayken
düşmanı çağırdılar,
satıldık, uyanın!
biz toprak üstünde derin uykulardayız,
kalkıp uyandırın bizi!
uyandırın bizi!
şehitler, kuvâyi milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
basit yaşayacaksın, basit.
mesela susayınca su içecek kadar basit...
dört çıkacak, ikiyle ikiyi çarptığında.
tek düğmesi olacak elindeki cihazın;
tek bir düğme, tek bir cümle gibi...
sevince lafı dolandırmadan söylediğin "seni seviyorum" gibi.
basit bir öpücük yetecek sana...
basit, sıcak bir öpücük; ve o öpücükle dolacak tüm günlerin, tüm
düşlerin.
o öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,
öpücük için yiyeceksin, hayatının dayağını.
kabak çekirdeği verecek, sana rakamların veremediği mutluluğu.
el yazısıyla yazılmış, eğri büğrü bir mektup olacak,
en değerli kağıdın, hep yanında taşıdığın, atmaya kıyamadığın.
iki harekette giyiniverecek, iki harekette soyunuvereceksin.
kısacık olacak uyanman ve yola çıkman arasında geçen süre;
kısacık olacak sıcacık kollara dolanman ve
kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını; bakışların bile
anlatabilecek kendini.
beklentilerin de basit olacak, kaf dağı'nın önünde bekleyecek
mutluluklar.
bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;
ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana en ucuz romanını;
pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken gözlerini.
zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.
bir kaşarlı tost olacak aradığın, nasıl oturacağını bilemediğin
sofrada,
parmakların en kıymetli çatalın, yine, aynı parmaklar çözecek en
karmaşık denklemleri.
iskender'in kılıcı duracak, avukat rehberinin yanında.
bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana, kontraplak bir gitarda
doğru basılmış bir fa diyezin mutluluğunu,
makyajı, ilk "a"sına kadar bilmen yetecek, temizlik kokacak en pahalı
parfümün.
"bilmiyorum" diyebileceksin bilmediğinde ve çok normal olacak
"bilemeyişin".
tek dereden su getirmen yetecek, bir "istemiyorum" diyebilmeye,
ne durduğu fark etmeyecek abanın altında.
saatin, sadece saati gösterecek,
telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın,
küçük bir not defteri olacak, "bilgini" en hızlı "sayan".
basit yaşayacaksın, basit.
sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit...
çay, simit ve peynirle...
nazım hikmet
dünyanın saygı duyduğu ama vatanında hala layık olduğu saygıyı ona çok görenlerin fazlaca bulunduğu, anlayamayanların ya da anladıkları işine gelmeyenlerin hedefi olmuş, asılsız ve de haksız suçlamalara maruz kalmış büyük insan...
16 ocak 2002 yüzüncü doğum yılı nedeni ile unesco tarafından yüzyılın şairi seçilen üstad. avrupadaki merkezlerde adına layık şekilde kutlamalar yapıldı ama ne yazıkki kendi ülkesinde yapılmadı çünkü o bi vatan hainiydi(!). oysa o vatan haini aysa-afrika yazarlar birliğinde kendisine yöneltilen 'bu adamın burada ne işi var türk vatandaşı değil ki bu' suçlamasına tokat niteliğindeki şu cümleyi kurmuştur 'ben şiirlerimi türkçe yazarım ve bir yazar şiirlerini ve yazılarını hangi dilde yazıyor ve halkının dertlerini anlatıyorsa oraya aittir'. keşke tüm vatan hainleri onun gibi olsa...
sen esirliğim ve hürriyetimsin
çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin
sen memleketimsin
memleketimi seviyorum.
çınarlarında kolan vurdum, hapishanelerinde yattım.
hiçbirşey gideremez iç sıkıntımı
memleketimin şarkıları ve tütünü gibi...
memlektinden uzakta, memleket hasreti ile hayata gözlerini yuman bir üstad...
seni düşünmek güzel şey,
ümitli şey,
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil,
şarkı söylemek istiyorum...
akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
- demeğe de dilim varmıyor ama -
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
komünizm üzerine yazdığı şiirleri halkın %99ince bilinmeyen, ran soyadını neden ve nerden aldığını halkın %99unun bilmediği, rusya da neler çevirdiği sır gibi saklanan, son zamanlarda bazı kesimlerce milliyetçilik abidesi olarak gösterilmeye çalışılan, ama çok güzel şiirleri olan yazar.
rusyada neler çevirdiğinin kimler tarafından sır gibi saklandığını çılgınlarca merak ettiğim, komunistim diye zaten bas bas bağıran, şiirlerinin sadece komunizm üzerine olanları değil bir çoğunun halk tarafından bilinmediği, lise müfredatlarında bulunmayan, edebiyat derslerinde çoğu zaman ismi dahi zikredilmeyen, hatta üniversitede bazı hocaların * adını bile anmadığı, asla eskimeyen, yıllandıkça kıymetlenen, okudukça sevdiğimiz , değeri bilinmemiş bir evvel zaman şairi.