|
|
- laikliğin daha gelişmiş modeli. din devlet içerisinde özerk bir yapıya sahiptir ve "dinden devlete gelen bir tehlike yoktur", yani din ve devlet barışıktır.
abd'de uygulanan sistemdir
- kıvırmaya gerek kalmadan hemen söylemek gerektir ki; sekülerizm laiklikle bağdaşık değildir. zira kavram avrupa'da din savaşlarından sonra ortaya çıkmış ve kilisenin hakimiyetinin yıkılıp, insanlığın faydasını istemek bir yana durmadan ona bela yaratan tanrının (?) sürgün edilmesinden sonra ortaya çıkan dinsizlik akımının ta kendisidir. (eevet böyle)
- birçok ingilizce türkçe sözlükte laikliğin karşılığıdır.
(solti, 20.05.2005 20:06)
- (bkz: laiklik)
(bkz: laisizm)
- sekülerlik latince "secularity" sözcüğünün ingilizce kanalıyla dilimize geçmiş bir şeklidir. "secular'
sözcüğü, latince'de ki "şu anki çağ/zaman" anlamına gelen "seaculum" sözcüğünden türetilmiştir. "seaculum" sözcüğü de latince'de 'dünya' ve 'zaman' sözcüklerini çağrıştıran bir sözcük olup, yunanca'daki "aeon" sözcüğünün latince tercümesidir. türkçe de ilk defa kullanılmaya başladığı yıllarda genellikle, asrilik, laiklik vs. gibi anlamlarda kullanılmış fakat sonraları bu karşılıkların bir takım eksik ve sınırlı tanımlar içerdiği düşüncesiyle bu karşılıklar yaygınlık kazanmamıştır.
sekülerlik (secularity): dünyevileşme; dikkatleri yalnızca bu dünyaya, bu dünyadaki şeylere yoğunlaştırma anlamına gelir.
- avrupada rönesansı hızlandıran ve lokomotif haline gelen sekülerizm, sekülerleşme yani manevi boyutu sosyal olgular içine terkedebilme düşüncesidir. biraz daha açmak gerekirse; ülkemizde hergün tartışılan laiklik kavramıyla aynı tabanda ama zıt fikirler içerisindedir demek yanlış olmaz.. ancak laiklik modern devlet olgusudur, dini duyguları devlet hassayitine sokmamaktır. rönesans olgusu ise son derece basit sekülerleşmeye sebebiyet vermiştir. insanlar maddiyata önem veren aristokrat sınıfını kilise yönetiminde yani buyruk altında bulmuşlar, dünyevi işlerin ve uğraşların aslen maddiyat değilde manevini boyutunu inceleyip insan olgusu diğer anlamda düşünen varlık kompozisyonunu oluşturmuşlardır beyinlerinde. zaten halihazırda ressamlar ve edebiyatçılar verdikleri eserlerle bu tavıra bürünmüşlerdir. amacı insanların baskı altında olmaksızın beyinleri ile dünyevi oluşumu yorumlayabilme ve din kavramının sosyal bir statü olmadığını ve aristokratlarla aynı cennet ve cehennemde yer alabilmenin, o zaman ki koşullarda üst egosunu tatmin etmekten başka bir şey olmadığının göstergesidir..
- hilmi yavuz hoca olayın analizini yapmış ve laiklik-sekülerizm ilişkisini tanımlamış:
...bugünkü dersimiz: sekülerleşme. önce bana fevkalâde ilginç gelen bir terminoloji meselesine değineyim: merhum prof. niyazi berkes, ingilizce yazdığı 'secularism in turkey' başlıklı kitabını türkçe'ye 'türkiye'de çağdaşlık' diye çevirmiştir. 'secularism', 'çağdaşlık' mıdır, yoksa çağdaşlığın ya da modernliğin işaretlerinden sadece biri mi? çevirinin 'ideolojik' oluşunun somut bir örneği!
sekülerleşme, başlangıçta, biraz da aydınlanma'nın etkisiyle olmalı, moderniteyle birlikte din'in, daniel bell'in deyişiyle, 'politik alan'dan geri çekilmesi anlamına gelmiştir. bell, bu durumu şöyle özetler: 'ilk kullanım zamanlarında sekülerleşme dinin politik hayattan çekilmesi anlamını taşımaktaydı ki, bu da din ve devlet işlerinin ayrılması [...] demekti'. 'kısacası, 'sekülerleşme' kavramı, dinin kamusal alan üzerindeki kurumsal otoritesinin daralması' anlamına geliyordu.
görülüyor: sekülerleşmenin her şeyden önce 'kamusal alan' kavramıyla birebir bir ilişkisi vardır ve bu, sekülerleşmenin, 'kamusal alan' kavramına başvurulmadan tanımlanamayacağı anlamına gelir.
pek iyi de, 'kamusal alan'ın tanımı nedir? 'kamusal alan', devletin alanı' mıdır, yoksa 'sivil toplum'un alanı mı?
daha önce de birkaç defa yazmıştım;- tekrarlamanın tam sırası: sekülerleşmeyi, laiklikle özdeş sayanlar için, 'kamusal alan', 'devletin alanı'dır. dikkat edilirse, daniel bell, sekülerleşmenin ilk kullanım zamanlarında dinin 'politik hayattan çekilmesi' anlamına geldiğini bildirmiştir ki bu, 'kamusal alan'ın 'politik alan' ya da ' devletin alanı' olduğu anlamına gelir. bir başka deyişle, bu anlamda 'sekülerleşme ile birlikte din ve onun kurumları artık sadece özel hayatla sınırlı kal[mış]' demektir. peki ya, sekülerleşmenin laiklik anlamına gelmediğini savunanlar? onlar için ise, 'kamusal alan' 'sivil toplum'un alanıdır!
'kamusal alan'ın 'sivil toplum'a ait olması, din'in kamusal alan'a yeniden geri dönüşünü işaret eder. 'geri dönüş' kavramı, daniel bell'in. bell, din'in 'kamusal alan'a geri dönüşünü 'kutsal-olan'ın geri dönüşü' ('the return of the sacred') adlı kitabında irdeler. insanların dinsel kimliklerini kamusal alanda 'görünür' kılma konusundaki talepleriyle birlikte bu geri dönüş, 'kamusal alan'ı, 'sivil toplum'un alanı kılar.
mesele, 'kamusal alan'ı, hâlâ, 'politik alan' ya da 'devletin alanı' olarak görmek ısrarında olanların, müslümanların 'dinsel kimlikler'ini 'görünür' kılma konusundaki taleplerini, 'siyasi kimlik'e ilişkin bir talep olarak okumaları ve bu varsayımdan yola çıkarak başörtüsü'nü, bir 'siyasi simge' olarak yorumlamalarıdır.
burada, apaçık ideolojik değerlendirme söz konusu. ideolojik bir değerlendirme, evet;-çünkü, müslüman kadınların 'dinsel kimlik'leri ile görünme isteklerinden, onların siyasi bir kimlik' talebinde bulunduklarını çıkarsamanın, dolayısıyla da başörtüsünü 'siyasi bir simge' saymanın hiçbir mantıksal ya da sosyolojik dayanağı yoktur. dahası, bu talebi siyasi bir talep, başörtüsünü de siyasi bir simge farz etmek, doğrudan doğruya, 'kamusal alan'ın hâlâ, ''politik alan' ya da 'devletin alanı' olduğu konusundaki miadı dolmuş ısrardan gelmektedir. *(defacto, 29.03.2007 23:58 ~ 23:59)
- (bkz: dünyevileşme)
- devletin dini konularda bağımsız olması ve herhangi bir din ile organik bağının olmamasına batıda verilen ad.
- http://en.wikipedia.org/...
http://en.wikipedia.org/...
- dini saf dışı bırakmış bir dünya anlayışı,dünya ile ilgili olan,dünyevî
- laiklik süreci geçirmeye gerek kalmadan toplumun kendi dinamikleri sayesinde laik yapıya kavuşmasıdır.
- vakti geldiğinde hacca giden dini bütün bir iş adamı borç harç işlerinde islamın kurallarını uygulamak yerine mevcut ticaret yasaları ve borçlar hukukun gereklerini yerine getiriyorsa ticarî yaşamında sekülerdir diyebiliriz. bu davranışı hayatının her alanına uygulayan bir insan seküler insandır. böyle yaşayan insanlardan müteşekkil bir toplum da seküler bir toplumdur.
dünyevileşme anlamında kullanılan sekülerlik doğada mucizeyi kabul etmeyen bilimsel yöntem ile de paraleldir.
(bkz: seküler islam)
(bkz: seküler müslüman)
- ilk önce laiklikle arasındaki ayrımı iyi yapmak gerek. sekülarizm laiklikten farklı olarak toplumsal bir kavramdır, laiklik ise siyasi bir kavramdır. klişe anlamda bildiğimiz laiklik devlet yönetiminde dinin devlet işlerinden ayrı tutulma durum iken sekülarizm toplum içerisinde güncel pratiklerden dinin ayrı tutulmasıdır. seküler olan toplum laikliktir ama laik olan devlet seküler olmayabilir.
|