denize girdikten kısa bi süre sonra, götümüzün donması sebebiyle dışarı söverek çıktığımızda, babamın her zaman, "ordan soğuk su akınıtısı geçiyo, ondan soğuk" diye açıklama yaptığı
baba ocağı, memleket.
bi tatil beldesi değil, hiç olmadı bence. taş döşeli sokaklarında gezerken dikkati çeken sessizlik, kadınların akşamüstünden geceye kadar kapı önünde oturup muhabbet etmeleri, çarşıdaki insanların kahvede oturup okey oynamaları, gelen geçeni seyretmeleri, dükkandan dükkana bağırarak konuşmaları, babamın çocukluk arkadaşı sürekli sarhoş bakkal... bunların hiçbiri "tatil beldesi" kelimesinin içinde yer bulamaz bence. insanlar kendi yaşam biçimlerinden hiçbir şey kaybetmemişler çünkü. bugüne kadar tatil için ne kadar yere gittiysem, hepsi gelen yabancı turiste göre yaşamını değiştirmiş. misal fransızlar çok geliyorsa dükkan yazıları fransızca olmuş, ruslar çoksa yoldan geçen bütün esnaf rusça konuşur olmuş. gelen turist profiline göre değişmiş her yer. kışın hayalet kasaba gibi, bütün dükkanların kepenkleri iner hale gelmiş ama seferihisar'da böyle bi durum yok. yazın da gitseniz, kışın da gitseniz köşedeki bakkal dahi hep açıktır.
güzel günleri hatırlatır bi de.
aileden ayrı, kuzenle geçirilen ilk tatilde evde tek başımıza kalışımız, evi böceklerin basmış olması, uyurken omzuma çıkan kertenkele, 2 gün boyunca korkudan iki büklüm şekilde aynı yerde yatmamız, akkum'a diye çıkıp, ada'ya kaçışımız, babamın çocukluk arkadaşlarıyla,
sığacık'ta, sabah ezanına değin süren tsm'li, içkili güzel gece, babamın gençlik anıları... her birini yaşamak, her birini orda yaşamak çok güzeldi.
kısacası
nüfusa kayıtlı olduğu yer ibaresinin altında yazmasından mutluluk duyduğum yer...
kavak yelleri dizisinin bazı bölümlerinde tanıdık yerler görünce heyecanlanmak, "buralarda az gezmemiştik" demek, "ee burası
urla değil ki" diye hava atabilmek... hepsi güzel.