bundan yaklaşık bir sene önce seda sayan'ın sabah sabah izleyici kitlesini toplayarak onların huzurunda yaptığı şov amaçlı gösteridir. daha önce de çarşaf giyerek aynı gösteriyi farklı kombinasyonlar oluşturarak yapmaya çalışan bu zihniyetten yapılması beklenen bir harekettir. buna söyleyecek sözüm yok tabi. yalnız nasıl oluyor da sabahın bir vaktinde yollara düşerek gündüz saatini çoluğunun çocuğunun yanında geçirmek varken seda sayan'ın kıç kadar stüdyosunda amanın da seda türban takacakmış nidalarıyla akın akın görmeye gelen insanlar olabiliyor. yahu kör müsünüz yapılmaya çalışan şov ötesi bir şov. hanım türban üzerinden prim yapmaya çalışıyor aklı sıra. siz de geçmiş karşısına amanın da ne de yakıştı diye alkış tutturuyorsunuz.
hadi bu geçti gitti. bir sene öncesinin olayı falan feşmekan. şimdilerde ne diye yeniden hortlatılıyor peki? neymiş efendim bir sene evvel seda hanım türban takarkene eleştiren hülya avşar şimdi hükümete yalakalık olsun diye türban takıyormuş. daha dün tangasıyla pozlar veren sibel can tesettürü sevdiğini açıklamış. seda hanım dayanamamış. "ben bir sene önce de seviyordum, bu modayı ben başlattım, benim akımım, benim buluşum, çalmayın!" diye laf sataşmalarına girmiş. bu ne ya? bu kadar mı çatlattınız ar damarınızı. bu kadar mı kanamalısınız? ne bu şimdi? hükümete göre şerbet mi?
aslında lafımı kısa kesip
evrensel'de yayımlanan
yücel sarpdere'nin yazısını kopy paste edecektim. neyse söyleyecek daha çok söz var da burada kesip yazıya geçelim:
"devir o devirdi…
develer tellal…
pireler berberdi.
bayrağı kapan, hasan abinin alt kadrosunda yer almak için koşardı!
hasan abi ise tok sesli bir adam.
“yine de şahlanıyor” diye başladı mı okumaya…
sıkıyorsa hazır olma…
adama ters ters bakarlar…
hazır ola durmayışından nem kapar…
dış güçlerle bağlantı ararlar!
ve sorarlar:
neden şahlanmıyorsun sen?
diyemezsin…
“burası veliefendi değil ki, efemmm?”
fakat hasan abi belki de en masumuydu.
kendisi sonradan söylemişti; o, sesinin kurbanıydı!
öyle ya sesi darbeli matkap formundaysa o ne yapsındı?
bir de diğerleri vardı.
bayrağı kapıp koşanlar…
paşam paşam deyip coşanlar.
makam odalarına özel servis yapılanlar.
milli şarkıcı rozeti takmak için yarışanlar!
devir o devirdi çünkü;
süngü takılacak takkkkk…
milli hisli şarkıcı olunacak… ollllll….
***
görünen o ki, “
süngü takılacak takkk” devrine ara verildi!
şimdi başka bir devre geçildi:
“
türban takılacak…
takkkkk!”
zamanında bayrağı kapıp koşanlar, şimdi türbana sarıldılar.
seda abla türban bağlama tekniklerini anlatıyor.
sibel hanım, kocasının ‘ört kendini sibel’ dediğini anlatıyor.
hülya, kardeşi helin’den geri kalan zamanlarda itikata sosyal dönüşüm dersleri veriyor!
devir bu devir çünkü.
zaten dün de dündü!
zaten ihtimal ki bu ablalar, milli hislerini kaybetmiş olamazlardı.
olsa olsa, milli hislere bir miktar iman katıyorlar…
özgün kokulu yeni bir karışım yaratıyorlardı!
kim bilir, “onca günahtan sonra hidayete eriyorlardı!”
ama bu demek değil ki, orada öyle kalacaklardı.
yarın devir değiştiğinde, başka bir kimlikle karşımıza çıkacaklardı!
belki süngüyle… belki tüfenkle…
belki “şehidim” marşları ve gözlerden yaşlar akarken…
ya da, mekke’de şeytan taşlarken!
artık nihat da hacı olur herhalde!
sulhi, otelini tesettürlü hale getirir.
devir bu devir çünkü.
süngü çıkartılacak… çıkarttt…
türban takılacak… takkkk…
alın yazısı bu:
yani
her koşulda yalamalık yapılacak!