1. ancak ohannestanrıverdi mertebesinde anlaşılabilirlik kazanan kamu telifi koruma yasası ve mükellef kanunu.
    bir başka deyişle: ismet amca... ne diyosun allasen?
  2. mesnevilerde konuya geçmeden önceki son bölümdür. divan şairleri bu kısımda mesnevilerini neden yazdıklarını, faydalandıkları şeyleri, gördüğü olayları ve yazma kararı üzerine diğer insanların verdiği tepkiyi anlatır.
  3. ismet özel'in hem dil, hem de ifade bakımından ermişlik mertebesine ulaştığı şiiridir kanımca. yok ben görmedim böyle bir tane daha. insanın okudukça tekrar tekrar okuyası gelir, o derece tadına doyum olmuyor. her türlü kalıpları yıkıyor, her türlü başkaldırıyor, ve inadına yine inadına aşkı küçültmüyor, yüceltiyor. öyle böyle değil hem de... şiirin kendisi, kendi adına güzelliğini haykırıyor zaten. üstüne yorum yazmak dahi ayıp kaçıyor. adını aşkın üzerine kendi yazmış adam ismet özel. eline, yüreğine, diline sağlık ismet özel. uzatmayalım, baksanıza;

    sebeb-i telif

    başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız,
    yaprakla yağmurun aşkı meselâ.
    kim olsa serpilen coşturuyor bizi,
    imreniyoruz başkalarının mahvına.
    yağmur mahvoluyor çarparak
    kendini parçalıyor mâşukunun açılan kıvrımında
    yaprak dirimle irkiliyor nazlı ve mağrur
    silkiniyor vuran her damlayla.

    başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
    bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya
    aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı
    ilk önce damarlarımızda duyuyoruz çağıltısını
    uzak iklimlerin
    kokusu gitmediğimiz şehirlerin önceden
    bir baş dönmesiyle kabarıyor hafızamızda
    sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz:
    bize ait olan ne kadar uzakta!

    başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
    başkalarının düşünceleriyle değil.
    "üstümde yıldızlı gök" demişti königsberg'li
    "içerimde ahlâk yasası".
    yasa mı? kimin için? neyi berkitir yasa?
    ister gözünü oğuştur, istersen tetiği çek
    idam mangasındasın içinde yasa varsa.
    girmem, girmedim mangalara
    yer etmedi adalet duygusu
    içimde benim
    çünkü ben
    ömrümce adle boyun eğdim.
    yıldızlı gökten bana soracak olursanız
    kösnüdüm ona karşı
    onu hep altımda istedim.

    başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
    ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla
    düşmanı gösteriyorlar, ona saldırıyoruz
    siz gidin artık
    düşman dağıldı dedikleri bir anda
    anlaşılıyor
    baştan beri bütün yenik düşenlerle
    aynı kışlaktaymışız
    incecik yas dumanı herkese ulaşıyor
    sevinç günlerine hürya doluştuğumuzda
    tek başınayız.

    diyorum hepimizin bir gizli adı olsa gerek
    belki çocuk ve ihtiyar, belki kadın ve erkek
    hepimiz, herbirimiz gizli bir isimle adaşız
    yoksa şimdiye kadar hesapların tutması lâzımdı
    hayatımıza kendi adımızla başlardık
    bilmediğimiz bu isim, hesaptaki bu açık
    belki dilimi çözer, aşkımı başlatırım
    aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine
    adımı aşkın üstüne kendim yazarım.

    bilmeyenlere;

    kösnümek; aslında hayvanların azgınlık dönmelerine verilen ad. terbiyelisi arzulamak olarak algılanabilir.
    berkitmek; sağlamlaştırmak
    adle boyun eğmek; hem kendi adının taşıdığı anlama, hem adil olana boyun eğmek anlamında.
  4. "insan ruhunu sürekli olarak hayranlık ve saygıyla dolduran iki şey vardır: üzerimdeki yıldızlı gökyüzü, içimdeki/vicdanımdaki ahlak yasası"

    konisgberg'li immanuel kant'ın pratik aklın eleştirisinde böyle diyor. bu bahsettiği iki şey ise mezar taşına yazılıyor. fakat neyi berkitir ki yasa?

    ""üstümde yıldızlı gök" demişti königsberg'li
    "içerimde ahlâk yasası".
    yasa mı? kimin için? neyi berkitir yasa?
    ister gözünü oğuştur, istersen tetiği çek
    idam mangasındasın içinde yasa varsa.
    girmem, girmedim mangalara
    yer etmedi adalet duygusu
    içimde benim
    çünkü ben
    ömrümce adle boyun eğdim."
  5. insana dair yazılmış bir başyapıt. sadece şiir denemez buna bir manifesto. izaha ihtiyaç duymaksızın ve kelimeleri heba etmeden ancak böyle anlatılabir...




    başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
    ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla
    düşmanı gösteriyorlar, ona saldırıyoruz
    siz gidin artık
    düşman dağıldı dedikleri bir anda anlaşılıyor
    baştan beri bütün yenik düşenlerle
    aynı kışlaktaymışız
    incecik yas dumanı herkese ulaşıyor
    sevinç günlerine hürya doluştuğumuzda
    tek başınayız.

    diyorum hepimizin bir gizli adı olsa gerek
    belki çocuk ve ihtiyar, belki kadın ve erkek
    hepimiz, herbirimiz gizli bir isimle adaşız
    yoksa şimdiye kadar hesapların tutması lâzımdı
    hayatımıza kendi adımızla başlardık
    bilmediğimiz bu isim, hesaptaki bu açık
    belki dilimi çözer, aşkımı başlatırımaşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine
    adımı aşkın üstüne kendim yazarım.
    ismet özel
  6. bu adama vahiy geliyor olmalı olmalı vahiy geliyor olmalı ...

    hazzı ruha yapıştıran ilahla sevişik harf ümetleridir
  7. ismet özel'in kendi sesinden dinlenildiğinde şiir okumanın da yazmak kadar zor bir şey olduğunu anlamamıza sebebiyet veren şiirdir. bir şiiri dinlerken ezilir mi insan? bir yusuf masalı'nda bu şiiri keşfettiğimi sandığım ve art arda binlerce kez okuduğum günler gelince aklıma, evet, eziliyorum işte. diğer taraftan da "neyi keşfetmişsin kardeş?" diyorum çoğu kez kendi kendime.

    üstad, tam olarak ne anlatıyor derseniz, ukalalık etmeyeyim; bilmiyorum. ama şunu biliyorum ki ismet özel dizelerini salt bir şeyi anlatmak için dizmez alt alta. okurken, dinlerken o kadar farklı şeyler düşünüyorum ki, o kadar başka şeyler hayal ediyorum ki bir anda yaşadığımı hissediyorum. içimden hep üstadın bir dizesini kendimce değiştirip tekrar tekrar mırıldanıyorum:"yaşamayı bileydim okur muydum hiç şiir?". öğretiyor üstad.

    şu da var; ilk elime aldığımda bu şiiri, üstad basit bir dille yazmış demiştim bu sefer. çünkü baktığımda anlamını bilmediğim üç-dört kelime vardı. okudukça şiiri sanki zihnim deşildi de bildiğim her şeyi unutmuşum gibi hissettim. hissetmedim öyle oldum. kala kaldım. anlamadım okudum, okudukça daha çok şey anlamadığımı anladım. şimdi bakıyorum bu şiire ve kısmen büyüdüğümü hissediyorum. o kadar karmaşık geliyor ki. ne bileyim o kadar ulaşılmaz geliyor ki...

    hele de;

    "düşmanı gösteriyorlar, ona saldırıyoruz
    siz gidin artık
    düşman dağıldı dedikleri bir anda anlaşılıyor
    baştan beri bütün yenik düşenlerle
    aynı kışlaktaymışız"

    bu kısmı okuduğumda saat kaç olursa olsun tek başıma hızlı adımlarla herhangi bir yolu adımlayıp düşünmek istiyorum. anlamak gibi bir derdim yok. sadece düşünmek...