|
|
- aslında en büyük fedakarlığı yapan şeklinde bir tanım getirmek pek de yanlış olmaz sanıyorum. dünya tarihinde ve mitolojilerde daima güç merkezleri ve onların şampiyonları olmuştur. seçilmiş kişi aslında devrimi, yeniliği getirendir. peki bu seçilmiş kişiyi kim seçer? galiba herşey buradan başlıyor. bunu normal yoldan anlatmamın pek imkanı yok sanırım. ondan dolayı bir hikayeyle örneklemeye çalışacağım.
odin yavaşça dolaşıyordu, kendi yaratımı olması gereken -ki dünyayı iki kardeşinin kemikleri üstüne inşa etmişti- fakat ondan yaşlı olduğunu bir şekilde bildiği yggdrasil'in etrafında. dünyevi sınırların çok ötesinde gören gözleri ağacın köklerinin dünyayı sardığını görüyordu fakat bunu nasıl başardığını veya nedenini anlayamıyordu. aklında şekillenen rünün hissini veriyordu ağaç ona.
büyünün hem sahibi hem de bu gücü dağıtan dı ağaç. odinin bilgiye ihtiyacı vardı, bilmeye ihtiyacı vardı. akan gücün kokusunu duyuyordu, tadını alıyordu ancak adı ismi yoktu onun için. ki isim en büyük güçtü kainattaki ve bu ismi bilmemesi o güçten mahrum kalması anlamına geliyordu.
bir şeyler feda etmesi gerektiğini hissediyor ancak buna anlam veremiyordu. sonuçta o en yüksekti o, babaydı, bilgiydi, ışığı getirendi ondan nasıl bir fedakarlık beklenebilirdi ki. üstelik kim bekleyebilirdi ki böyle birşeyi.
düşünmeden mızrağını eline aldı. bilmediği fakat gördüğü birşeyi görmese de olurdu. mızrak sanki kendi iradesi varmış gibi hareket etmişti ve daha ne olduğunu anlayamadan gözüne girdi ve kanı toprağa düştü. el yordamıyla ağaca tırmandı. bir halat diledi, halatı aldı ve ilk önce sol ayak bileğini, ardından da ipin diğer ucunu ağacın güçlü dallarından birine bağladı ve kendini boşluğa bıraktı. ağaç gibi olacaktı, göklerden yerlere uzanan. bir bütünün iki parçasını birleştiren...
9 uzun gün 9 soğuk gece asılı kaldı. çektiği acıya karşılık olarak rün günden güne şekillendi ve 9. gün rün tamamlanmıştı. kendisini yere indirdi. artık bilgiye ulaşmıştı ve bunu dağıtacak, daha doğrusu ihsan edecekti. zira o herşeyin babası odin di...
insanlar arasından kendisine şampiyonlar seçti ve onlara rün'ü verdi. odinin seçilmişleri bunu aldılar korudular ve aktardılar.
fakat herşeyin babası olan odine de bu bilgi verilmişti biryerden. üstelik hiç de küçük olmayan bir bedel karşılığı.
peki o zaman herşeyin babası odin de mi yoksa birisinin seçilmişi, şampiyonuydu?
bilgi o anda geldi odin'e. aslında o seçilmemiş, bizzat seçmişti ve yine farketti ki aslında o şampiyonlar seçmemişti, o ruha sahip olanlar gelip onu bulmuştu. seçilmiş değil, seçenler vardı sadece.(radiance, 08.12.2004 18:47 ~ 26.11.2007 05:30)
- (bkz: the one)
- bir nevi (bkz: pikachu)
- hoca : mustafa x bileşenşerini sen bul
mustafa : ama neden ben hocam
hoca : çünkü sen seçilmiş kişisin
mustafa : ha?=)(//&%+
- (bkz: harry potter)
- undead adlı filmde dalga geçilen konsept.
- kendilerine çoğu zaman dünyayı kurtarma görevi verilen kişilerdir. star wars gibi özel durumlarda ise olay abartılıp bazılarına evrene denge getirme misyonu bile yüklenebilmektedir. frodo baggins örneğinde görüldüğü gibi sözkonusu kahramanlarımız bazen doğuştan bu azim ve kararlılığa sahip olabilirken, neo örneğinde ise sonradan atlama-zıplama, uçma-kaçma yetileri edindirilip itin uğursuzun üzerine salınmaktadırlar.
seçilmiş kişiler anti kahramanların tam tersi özelliklere sahiptir. anti kahramanların en iyi örneklerinden biri olan john mcclane örneğinde görebileceğimiz gibi, anti kahramanın dünyayı kurtarmakla işi olmaz, hatta sözkonusu şahsın sürekli başı ağrımaktadır ve genellikle ilaçlarla ayakta durmaktadır. ama kader ağlarını ördüğünde "ulan yine mi beni buldunuz!" şeklinde söylemlerle olaya müdahil olmak zorunda kalmaktadır.
buna karşın seçilmiş kişilerin egosu oldukça yüksektir. "i am the choosen one" repliğini ağızlarına sakız ederek ortamlarda şekil yapmaya bayılırlar.
|