parça yapıları olarak albümü diğer pain of salvation albümleriyle kıyaslamanın gereksiz olduğu kanaatindeyim. ancak müzikalite açısından scarsick'in the
perfect element ya da
be kadar akılda kalan hatta mükemmel olarak nitelendirilebilecek çok sayıda parça içermediği de aşikar. (mesela
mrs modern mother mary oldukça vasat.) gene de bu düşünceyi "değişmişler, piyasa olmuşlar." düşüncesinden kalın bir çizgiyle ayırmak lazım. ayrılma işleminin başarısız olacağını
disco queen'e yapılan yorumlardan görmek mümkün. "pos da
metallica oldu." ve daha niceleri.
bana göre albümün en iyi parçası
idiocracy, ancak okuduğum kadarıyla daha "sert" müziğe yatkın olanların tercihi
flame to the moth iken,
bee gees ruhuna sahip dinleyicilerin de favori parçası
disco queen olmuş. (üçüncü grup kesinlikle azınlık.) bir de cribcage sevenler var, onlar da 70'ler havasına vurulmuş. birazdan şarkıdan karakter tahlili de yapacağım, lütfen bekleyin.
parçaları gözden geçirmek gerekirse albüm, pos tarzından fazla uzaklaşmayan, agresif havalı başarılı bir giriş olan
scarsick ile açılıyor. vokaller oldukça sert. aynı sertliği hatta fazlasını albümün dokuzuncu parçası
flame to the moth'da da görmek mümkün.
ikinci parça
spitfall, pos'un müzikal yelpazesini ciddi anlamda genişlettiğinin en önemli kanıtı. rap vokaller ve
linkin park'ın
numb encore'unu bana anımsatan arka planıyla spitfall, pos tarzından oldukça farklı bir parça. ancak bu tarzı kendi tarzları kadar mükemmel şekilde icra ettiklerini söyleyemeyeceğim.
cribcaged, albümün en beğenilen parçalarından biri gözlemlediğim kadarıyla. kanımca da sakin, akılda kalıcı vokalleri ve 70'ler havasıyla oldukça güzel bir parça. gildenlöw'ün yazdığı en
fuck'lı sözleri bu parçada bulmak mümkün. kanımca albümün geneline yayılan konseptin en doğrudan yansıtıldığı parça olmuş, beni çok açtığı söylenemez. ancak müzikal açıdan kesinlikle başarılı.
akabinde gelen
america gene değişim rüzgarlarından etkilenmiş bir parça. zaman zaman
the beatlesvari melodiler hatta emo havasını ve
rhcp'yi andıran bölümler mevcut. bazı bölümleri bana
west side story'nin meşhur parçası america'yı da çağrıştırdı. iki parçanın isminin ve konseptinin benzer olduğunu düşünürsek, bilerek yapıldığını söylemek mümkün. en azından iddia etmek.
dan dan dan! işte olay parça:
disco queen. daha önce yapılmış bir pos şarkısıyla kesinlikle alakası yok. vokallerinden ve arka planından ağır bir
bee gees tadı almak mümkün. neonlar ve ağır çekim gelen
yaşar alptekin de buna eşlik edebilir. hatta gildenlöw
stayin' alive söylerse ne güzel olur gibi düşünceler uyandırtması da yan etkisi. "uuuu uuuu aaa" bölümüyle, nakaratıyla çok eğlenceli bulduğum ve sevdiğim bir parça oldu. sonları bu havadan sıyrılıp daha ciddi bir havaya bürünüyor. albümde müzikal açıdan en iyi bulduğum yerlerden biri diyebilirim. "eski posçuların" en sevmediği olay parça ünvanını uzun süre koruyacak gibi görünüyor.
disco queen'den sonra buram buram 70'lerin progressive havasını taşıyan
kingdom of loss geliyor. hatta bunu daha özelleştirip
pink floyd havası da diyebiliriz.
song for the innocent'in solosundan beri bana bu kadar pink floyd tadı vermiş bir parça olmamıştı. parçanın sözlere eşlik ederek başlayan solosu gerçekten çok güzel, albümdeki en güzel solo ünvanını layıkıyla alıyor. albümde sözlerini en başarılı bulduğum parça ünvanı da gene kingdom of loss'a ait. parçanın kapanışı gerçekten çok başarılı.
sırada albümün kanımca en vasat parçası
mrs modern mother mary var. albümdeki en progressive havalı parça diye karizmatik bir yorum yapıp bunu açıklayamayacağımı bildiğimden, parçadaki ağır düzeydeki
tool havasını vurgulamakla yetiniyorum. bunun dışında dikkat çeken, kulak çeken bir özellik bulamadım açıkçası.
ve albümün benim için zirvesi en vasat parçadan sonra geliyor:
idiocracy. psikopat havası, değişik vokalli girişiyle önce kulakları ısındırıyor. zaten albümün vokal açısından zirvesi de bu parçada. "close my eyes" ile başlayan bölümleri bu zirvenin katlarını oluştururken kapanıştaki bölüm müzikal orgazm kıvamında. güçlü riffler, klavye ile şık paslaşmalarla ilerleyen parça, bilhassa sonunda öyle bir zirve yapıyor ki gerçekten "bu albümden pos diskografisinde hatırlanacak parça çıkacaksa idiocracy olmalı."
dedirten başlık, coşan
duygu seli,
süper olay oluyor.
kapanış parçası geleneği bozmayan uzun süresiyle
enter rain. karanlık havalı ve sakin yapısıyla bana bir önceki albümün kapanışı
beyond the pale'i anımsattı. albümdeki kişisel favorilerimden olan bu parça akılda kalıcı ve güzel nakaratıyla dikkat çekerken, başarılı kapanışıyla kendinin ve albümü scarsick'in de son golünü atıyor.
özetle kusursuz bir çalışma değil ancak yukarıda belirttiğim gibi albümde az sayıda da olsa çok başarılı, önemli sayıda başarılı ve son olarak az sayıda vasat parça mevcut. elbette sonuncu özelliği scarsick'in unutulmaz bir pos albümü olmasını engelliyor.
sözlere dönersek
be'deki imgelerle dolu nefis anlatımın ya da
the perfect element'deki simgesel sözlerin yerini çok daha direk cümleler almış. elbette albümün konseptinin de farklı olması, sistem eleştirisi, politika ve amerika odaklı olması da bunun sebebi olmuş. hatta arada gildenlöw'ün coşup dümdüz saydırdığını da görüyoruz.
*
şahsen
daniel gildenlöw'ün yazdığı buhran, acı ve zaman zaman nefret dolu; güç ve aşk çevresinde dönen sözlerden pek bahtiyar olan bir pos dinleyicisi olarak bu değişimden pek hoşnut kaldığımı söyleyemeyeceğim. daniel gildenlöw'ün baba olması ve mutlu mesut bir hayat sürmesi elbette güzel bir şey ama gene de
ashes gibi parçaları hatırladıkça "bu adamın hüzünlü kalması gerek." şeklinde "
dark side" düşünceler de içimi kaplamıyor değil.
son olarak alıyorum çünkü dr oetker. onlar
* hala buna değiyor. bir de bunun temmuzda konseri var ki, düşüncesi bile pek mutluluk verici. eh, bu da ayrı bir giri konusu.