belki ilginizi çeker
  1. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · allahın belası piç şerefsiz altıncı nesil yazarlar
  2. · behlül sözlük yazarı olsa kullanacağı nick
  3. · itü sözlük hiçbirimiz komiklik yapmıyoruz günü
  4. · galatasaray
  5. · ugg
  6. · bakire kız ile evlenmenin verdiği huzur
  7. · insanın hayatına sıçan şeyler
  8. · tamam mı devam mı
  9. · filipin kürdü

sayko öyküler  

  1. elllerim kan içinde. ağğğhhh! iğrenç bir şey bu! gidip ellerimi yıkamam gerek. her defasında bir daha olmayacak diye söz veriyorum, ama engel olamıyorum. sanırım şu öldürmek için doğanlardanım ben de. ama nedense onlar kadar kanı sevmiyorum. sanırım biraz kansevici olmam gerekli. nasıl ki banyoda sualtına indiğim zaman kendimi rahat, hafiflemiş hissediyorsam, kan içinde kaldığımda da böyle hissetmeliyim. ama yine de iğrenç. sanırım iyi bir çocuk olmalıyım. hem o zaman ellerimi yıkamam da makul sayılır. iyi çocuklar ellerini yıkarlar. ellerini yıkamadan yemek yiyemezsin, anneni öpemezsin, kediyi sevemezsin. kedileri seven kim!
    hadi iyi bir çocuk ol,iyi bir çocuk olduğun zaman ödülü hak edersin. lanet olsun ödüllere!

    kurudu. yıkamama gerek yok şimdi. ama hala yıkamak istiyorum. iyi biriyim ben. iyi bir insan temiz olmak ister. ama bunları düşünmemem gerek, yani düşünememem. öldürmek için düşünmeye ne gerek var, düşünmek vicdan azabını tetikler. halbuki bir katil, kansevici asla bir vicdana sahip olmamalı. ama nedense sevmiyorum, haz da almıyorum. neden? belki öldürmek için doğmamışımdır. zaten biyoloji derslerini de hiç sevemedim. ağğğğhhh! özelikle de hastaneler. bir kadın görmüştüm, kanser hastası. bacağı kan ve irin içindeydi. doktorlar bacağını kesmeleri gerektiğini söylediler kadına. o kadar kötü kokuyordu ki, insan hemen yıkanmak istiyor. defalarca yüzümü yıkadım ama o koku burnumdan gitmedi. yemekler de iğrenç, her şey kusmuk. kadının bacağını kestiler. o gece rüyamda bacağını gördüm kadının, uzun bir sohbet... adını söyledi, neden bu hale geldiğini, ayakkabılar hakkındaki hikaye gibi*. bir bacak diğer bacak olmadan ölü. bu yüzden öldüğünü söylemek istedi. ama çok çirkindi. birşey söylemek için ağzını her açtığında nefesi irinli ve kanlı kokuyordu. vücuttan ayrıldıktan sonra ona ne yaptıklarını sordum. doğramışlar ve hastane kedisine yem etmişler. korkmadım ondan, kabus falan da değildi.

    kestiler ama kanser yayılmaya devam etti. sonra daha yukarıdan kestiler. böyle böyle baldırına kadar kestiler kadının. sanki oyun oynuyorlardı onunla. ne kadar dayanabilecek oyunu. lanetli yaratıklar. madem ilk başta baldırdan kesseydiniz, o kadar yayılmazdı o zaman. birkaç gün sonra öldü. zaten ciğerlerine kadar yayılmış hastalık. ama kestiler dilim dilim kadını.

    insan vücudu güzel bir şey. ama çok da çirkin aslında. ne hale gelebiliyor. birinin öldüremem, öldürmek kötü bir şey. ama sineklere tahammülüm yok. bacak da bundan bahsetti, onu kediye vermek için doğradıklarında sinekler gelmiş, her taraf kurtçuklarla dolmuş. ben de öldüğüm zaman o hale gelecekmişim. bazen çöp torbasında görüyorum. bazen et yemek istiyorum; ama sevmiyorum et yemeyi, bacak aklıma geliyor. atıyorum ben de, sonra kurtçuklar oluyor, her yer kurtçuk, beyaz beyazlar. anneme göre onlar etin kurtlu olmasındanmış. ama sinek onlar, sinek olup kan isteyecekler. etçil yaratıklar.

    hiçbir şeye benzemiyor. tamamen ezdim onu. paramparça her yeri. kara bir leke. ellerimi yıkasam iyi olacak. ama şunu da alayım şurdan, annem sevmiyor sinekleri öldürmemi ve onları öldükleri yerde bırakmamı. ben de sevmiyorum. annem ilaçla öldürme taraftarı. ona göre güzel ve tam bir şekilde ölmelilermiş. sanırım kadınların estetik anlayışları daha yüksek. ahhhhğğhh! hala yumuşak, hasta ediyor yumuşak şeyler... yemek yesem iyi olacak.
    (necmettin, 28.01.2008 15:28 ~ 03.07.2009 03:18)
  2. birkaç gün önce üzerime lavanta döktüm. lavanta kokusunu sevmem, bir şekilde bulunmuş. tamamen kazaydı. lavantadan hoşlandığım için değil. koku üzerime yayıldı, ilk anda hayli keskindi. zamanla azalır diye bekliyorsun, oysa tersi oldu. gün geçtikçe artıyor. şöyle diyorlardı: kötü kokulara maruz kalıp buna rağmen çalışmak zorunda kalan insanlar, misal tabakhanede deri tabaklayanlar; sizin güzelim bokunuzu ellerinin altındaki tankerlere çekmek zorunda kalanlar, yemekten ve geri kalanını atmaktan usanmayan sizlerin çöplerini toplamak zorunda kalanlar; nasıl oluyor da tahammül edebiliyorlar bu kokuya?
    burunun işlevi ile ilgili cevabını verip, mutat hale gelen olayın tadını tuzunu kaybettiği olarak açıklıyorlardı. aynaya bakıyorum; ki burnum var, sanırım hatırladığım kadarıyla kokuları ayırt etme özelliğine de sahip. nasıl oluyor o zaman da bu lavanta kokusu hala üzerimde?

    üzerimdekileri attım bir kenara, defalarca yıkandım. sürekli yıkanmak güzel bir his bırakmıyor midede. balıklar çok bedbaht olmalılar. yıkandıkça daha fazla kirleniyormuş gibiyim. üzerimdeki koku su ile akıp gideceğine her tarafıma daha da nüfuz etmeye başladı. genzim öylesine yanıyor ki, herhangi bir şey yediğimde, sanki koca bir lavanta demetini mideye gönderiyormuş gibiyim.

    dolanmak belki iyi gelir diye dışarıya çıktım. kış olsa bu kadar acı çekmeyeceğim; ama yaz sıcağı daha da kötü hale getirdi beni. her yerde lavanta kokusu var.

    birileri neden çıplak koşar kaldırımlarda? çok basit, mutlaka onlar da takip edildiklerini düşünüyor olmalılar. kokunun ceplerimden, gözlerimden çıkışı hayret verici... ilk önce gömleğimi çıkardım. sıcak, insanlar normal karşılayacaklar. sonrasında patlanomun ceplerini ters yüz ettim, belki hava benden daha cazip gelecek. pantolan da, çıplak bir adamım, insan kokmam gerekirken lavanta kokuyorum. nereye koştuğumun bir önemi yok, ama evdeydim

    tüm perdeleri kapattım, suları sonuna kadar açtım; televizyonu, radyoyu...sesin kokuyu bastırdığı söylenir. üstteki yaşlı kadın gelir kapıma dayanır belki; ama üzerine lavanta kusacağım, gelemez. kapıların altına yangın esnasında dumanın girmesine mani olmak için sıkıştırılan ıslak havlulardan tıktım, yine de faydasız.

    burnumdan söz etmek istiyorum. ince, güzel bir burun. ama hala koku alabiliyor. yapılması gereken, ama ilk önce burnumdan bahsedecektim. anneme göre güzel bir burundu, ne eksik ne fazla, olması gerektiği gibi. alelade, ama güzel. keskin bir burundu anneme göre, ayırt edebildiğimi söylüyor kokuları. madem neden lavanta kokusu var hala?

    çok basit bir çözüm buldum, bir kahkaha ve ardından mutfağa. ne kadar soğan, sarmısak varsa hepsini doğradım bir kabın içine, gelişi güzel. her yerime sürdüm, ama ilkl yaptığım yüzümü leğenin içine bastırmak ve dakikalarca beklemekti. işe yaradı gibi; ama lavantanın da soğanı var sanırım. lanetli bitki.

    sanırım bitkiye dönüşüyorum. basit bir soru, bir lavanta kendi kokusuna nasıl tahammül edebilir? burnu olmadığı için. siz hiç kendi burnunu kesen bir adam gördünüz mü? hiç de güzel şeyler çıkmıyor ortaya. ve burunsuz bir insan domuza benziyor. kan dolu bir leğenin içine kafasını sokmuş ve çıkartmış, yüze ve burna bulanan kanlar akıyor.

    canım hiç yanmadı. keserken, belki ilk başta biraz soğukluk hissettim. hiçbir zaman metal eşyalardan haz almadım soğuk oldukları için. belki biraz canım yandı, ilk damla düştü, sonrasında etrafımdaki lavanta kokusunda azalma...

    şimdi burnum yok belki, ama şu anda bile hissedebiliyorum. kusmaya çalışmak da faydasız, içimden geliyor, midemden, bağırsaklarımdan.

    tahmin edileceği gibi... belgesellerin bu kadar faydalı olduğunu pratik olarak hiç görmemiştim. çita hızlıydı ama çita ile hiç koşmadım. volkanik göller de ölümcül gazlar çıkıyordu; ama bizim volkanik gölümüz hiç olmadı bahçemizde ve biz hiç zehirli volkanik göl gazından ölmedik. ama lavanta insanı öldürüyor. kalbimden ne kadar aşağıdan gövdemi yarmam gerektiğini biliyordum, belgeseller dediğim gibi. öldürmeyen darbeler. yavaş olursa deriyi biraz parçalıyor, hızlıca aşağıya çektim. sanırım mide bu olsa gerek. o kadar güzel bir şey değil. salınan bağırsaklar da öyle. her neyse midenizi bulandırmak istemem. şunu bilin yeter, koku mideden de bağırsaklardan da kaynaklanmıyor. kaynağın neresi olabileceği hakkında birkaç tahmin yürüttüm; ama görmek için pek vakit kalmadı.

    beni bulduklarında, ki hiç hoş bir görüntü olmayacak; umarım yaşlı kadın bu gürültüyü ve kokuyu kes demek için gelir, görünce beni kalpten gider, umarım tabii. burnu olmayan karnı yarık, evet yemek gibi, lavanta kokan bir adam. ama belki de öldüğüm anda lavanta kokusu da gidecek benimle. umarım yaşlı kadına musallat olur, hoş kadınlar lavanta kokusunu sever ama... değil mi?

    lanetli piç soğanlı lavanta, piç!
    (necmettin, 03.07.2009 03:17 ~ 03:24)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil