spor salonundan çıkmışız geçenlerde kardeşimle. gel dedim sana bi iskender ısmarlıyım (öyle de pisboğazız). gittik iskenderciye. sadece bir masada üç beş eleman var. rahat bir ortam, "peçetemle tıp tıp dudağımı silmek zorunda kalmıycam direkt yumulucam, oh iyi iyi" dedim oturduk köşeye.
önden lavaş geldi ayıptır söylemesi. dedim usta bu ne boş boş getirdin bi tereyağ çek sen masaya. garson az bi şaşkınlıktan sonra getirdi. erite eriteee sürüyorum ekmeğe ohhh.
iskender nerede kaldı diye bakınırken baktım garson bu elemanların masasında. girinin kahramanı olan hıyar, garsonun cebine sigara koydu. bu nası bi racon acep diye düşünüyorum. bursa iskender'deyiz bu arada. güldük müldük işte kardeşimle. sonra yeminlen bi daha o tarafa dönüp bakmadım.
iskenderden çatala pide+et dizip yoğurda sürdükten sonra ağzıma götürdüm. baktım bu hıyar masaya yaklaşıyor, bi terslik olacak, lokma ağzımda dönmüyor. geldi elindeki kağıdın köşesini peçeteliğin altına koydu gitti. ulan hesap mı ödedi naptı dedim bir telaşla uzanıp elimin tersiyle yere attım kağıdı. lokmamı yutkundum, adam gitti, kardeş bi açıklama bekliyor. noluyo lann! elim ayağım titredi be. bu arada bi aile gelmiş tanık olmuştu bile. tepkimi seyrediyordu. artiz gibi kağıdı alıp caart diye yırtacağıma iteleyip atmıştım masanın tozunu atar gibi.
sonra aldı bir merak. yahu şimdi bu sövmüş olmasın. ayağımla sürüye sürüye sandalyenin altına getirdim kağıdı. ani bir hareketle eğilip baktım.
şöyle bişeydi:
"05xxxxxxxxx
saygılar."
ulan ne ara gaza geldin, ne düşündün ben yoğurt sıyırırken ve hala hangi saygıdan söz ediyorsun eşşoğlusu!!
böyle de bişey oluyor bazen saygı. böyle de sömürülüyor kelimeler.