derslerde
sakallı ve
bıyıklıların arasında kalınan bitmek bilmeyen anlar.
fizik (elektrik dışında) ve biyoloji dersleri.
sözel bölümde okuyanların sınavlara çalışma şeklini görünce yaşanan anlar.
neredeyse hocanın yerine çıkıp anlatabilecek kadar hakim olunan dersten defalarca kalınan anlardır. sözel derslerde bilgi dahilinde puan alınır,sayısal derslerde ise bilginin yanında bir de işlem hatası yapma meyili önemlidir.
sınavdan önce ders anlatılan adamların notlar açıklandığında anlatanı ikiye katlamış olması yeni bir rütbeye,derslerde hocanın "evladım sen bi geç artık" sözlerine maruz kalmaya ve bunun sonucunda da yeni üzüntülere delalettir.
genel olarak üçüncü senenin birinci döneminde sıkça karşılaşılan durum.her ne hikmetse,hemen hemen bütün sayısal bölümlerin bu dönemleri çok zordur,dersler ağırdır.ayrıca not ortalamasının taban yapması da muhtemeldir.argodaki
üçün biri sözünün buradan geldiğini düşündürtmektedir.
güzel sanatlar lisesi görmek kişinin kederinin pik yaptığı andır.
sınav kağıdında yunan alfabesinin tamamını gördüğünüz zamandır. örnek vermek gerekirse, alfa, beta gama, psi, zeta, teta, sigma, ro, fi, delta, epsilon, kappa, lambda, mü, nü, eta, ksi, kay, pi.. bunlar özellikle hiç duyulmamış olanları kuantum fiziğinde kullanılır, kağıda şuursuzca bakarsanız eğer, yağmur vururken cama dalarken gece gama gibisinden bir ruh haline bürünürsünüz, çok acıdır.
harfler okunuşlarıyla yazılmıştır, yanlış anlama olmasın.
gittiğiniz fotokopicide bir makine size çalışırken, yan fakülteden gelen öğrencilerin "bi dadaloğlu, bi karacaoğlan" diyip sizin çektirdiğiniz notların çıkmış soruları kadar tutacak on onbeş yaprağı alıp uzaklaşmaları.. (evet onları okuyup finale girecekler)
el oğlu dışarda , güzel havada manitaların ellerinden tutmuş gezerken , kafayı kitaplara gömüp ders çalışmak.
alınası yığınla teknik ders, lablar, proceler, odevler....
illallah dedirtir, pek tavsiye edilmez
x'in
kime göre neye göre limitinin sonsuza gitmesi kederlendirir beni hep. arkasından su dökesim gelir. sonra yataktan düşerim, kendime gelirim terler içinde. "ohh be kabusmuş!" derim. hala psikolojik tedavi görüyorum evet. bir erkeğe üç erkek düşen bir bölümde okumuş olmanın bıraktığı izler bunlar.
(ronn, 23.05.2007 00:35 ~ 31.12.2007 17:27)
"ne işim var benim burada?" sorusunun zihinde her canlandığı an.
küçücük, ufacık, nötronu bile olmayan bir
hidrojen atomunun, sayfalar dolusu çözüm gerektiren sorun çıkardığının görüldüğü andır.
zorla mı sayısal bölüm seçtiniz dedirten anlar.
(deget, 23.05.2007 01:33)
millet bahar şenliklerinde fellik fellik gezerken, eğlencenin dibine vururken, sen projeyle uğraşır durursun, asla bitmez, sürekli yeni bir şeyler çıkar. zaman zaman yorgunluktan, sinirden gülme krizine girersin, ağlarsın. kedere boğulmanın sayısalcası da böyle bir şeydir işte.
kuantum kimyası çalıştığınız kitaptaki örnek sorunun integralini çözmek için ek-3'e bakın yazısını okuyup,ek-3'ü açtığınızda integralin çözümünün 2buçuk sayfa sürdüğünü gördüğünüz an
iş hayatında olmayan andır. çünkü sayısal bölüm okumak sadece uzun problemler çözmekten ibaret değil, hayata daha analitik bakmak, iş hayatındaki sorunların alternatif çözümlerini görebilmek anlamına da gelir. sayısal bilim demek, evrenin işleme mantığı demektir. evreni okumayı öğrenirsiniz. yaşam bile etki-tepkiden oluşur. şu an için mühendislik formasyonu almak ve analitik düşünebilmek, sosyal işlerde bile işverenlerin en çok aradıkları özellikler arasındadır. bunun için yüksek kademelerde bulunan birçok yöneticinin aslında bilmemne mühendisi olduğunu görmeniz gerek. mühendis, her zaman en ekonomik ve pratik çözümleri yaratabilir ve görebilir. ki, bir yönetici için bulunmaz bir özelliktir bu.
(bkz:
navier stokes denklemleri)
kedere boğmakla kalmaz, salya sümük ağlatır.
aşıksın, öğrenim bilgilerini kullanarak dolup taşan içini kağıda dökmek istiyorsun. işte bu andır.
2 artı 5 yedi
senin aşkın içimi yedi.... hassiktir olmadı bu...
6 artı 6 oniki
seni görünce kalkıyor bu biçarenin si.. hay amına koyiim nerden sayısal yazdım...
laboratuvarda amonyum nitrat dolu deney tüpünü düşürmek örnek olarak gösterilebilir, ki bu durum ailenizi de kedere boğabilir
öss' de çıkmayacak diye lisedeki kimya hocasını kandırıp yazılıda soru sormaktan vazgeçirdiğiniz bu sebeple de hakkında pislik bir konu olduğu dışında bir bok bilmediğiniz
organik kimyanın daha üniversiteye başladığınız ilk yılda başlı başına ders olarak okutulduğunu gördüğünüz andır.
bir de yetmeyip laboratuarda tüplerle uygulamaya koyduğunuz ve
yanık lastik kokusunu duyduğunuz o an vardır ki sizi boğduğu keder tarif edilemez.
hatunun tm bölümde okumuş olması ve tmdeki rahatlık, bolluk içerisindeki zengin züppe azınlığın türkiye genelinde büyük bir oranla temsil edildiğini sanması sonucu çeşitli beklenti ve örnek teşkil etmeyececek davranışlarda bulunmasını içerecek temsili hukuk metinlerinin yazılmasını sağlaması buna pek ala bir örnek olabilir ki mevzubahis örnek bireyin fiziksel ve zihinsel vaziyetini hafiften yalamakta, akli dengesine ve temsili kafa kağıdına hafiften bir buse kondurmaktadır.işte bu tamamiyle sayısal bölümde okumanın kedere boğduğu anlar'dan bir alıntıdır vesselam..
tarihten kurtulmak için secen insanın hiçbir yerde tarihten kacamayacagını anladıgı andır. ne lisede, ne össde, ne de üniversitede kredisiz oldugu halde..
bu arada tarih dersinden sogutanlar utansın efendim.