sözlüğün altına en çok giri girilebilecek başlıklarından birine ait sebepler dizisi.
benim sebeplerim; güya asala militanlarıyla yaptığı sahte röportaj, banu alkan-oya aydoğan ikilisini tekrar ve ite kaka hayatımıza sokması, "kadın dövülür, zarttır, zurttur" deyip her program sopa yiyen ismini -çok şükür- hatırlamadığım bir adamla yaptığı kurmaca programlar, düzgün işleyen bir göz-kulak-beyin eşgüdümü, vs...
gençlerle çok iyi anlaştığını sanması,mükemmel bi haberci olduğu sanması ama haberciliğin h'sini bilmemesi,yakışmayan şapkalar takması,savaş kaptan diye hitap edilmesi.
reyting alabilmek için hemen hemen her sene programın formatında değişiklikler yapması..bir dönem dışarısı buz tutarken bir ateş başında kızıldereliler gibi program sundu,başka dönem stüdyoya geçti,başka dönem açıkoturum tarzı bişiyler yaptı.
gözünün üstünde kaşı var yeterli bir sebep olmasına karşın; programlarında ne yapmak istediğini bilmeyen tutumu, programa hakim olamayışı ya da olmaya çalışırken içinde bulunduğu acınılacak durum nefreti de yanında getiriyor.
(bkz: çok çalışman lazım çok)
kendine "abi" dedirtmesi, dendiğini zannetmesi, yazılarında zaman zaman "savaş abi şöyle böyle oldu" kıvamında aktarmalar yapması kendisinden nefret edilmesi için yeterli ve hatta artan sebeptir. kalanları da benzeri gazeteci tayfası için cebinizde saklayın, gerekli durumlarda sahaya sürün.
bu abimiz zamanında benimle evlenirmisin evlerinden birine girmiş, oradaki kızlardan biriyle dans falan etmiş, ikili oldukça yakınlaşmıştı. buraya kadar söyleyecek birşeyim yok, "reyting için yapmadığınız bir bu kalmıştı"dan başka. lakin kaptanımız bununla da yetinmeyip bu kızı bir gece a takımı arabasına alıp nerde it kopuk varsa dolaştırıp kıza "işte benim hayatım böyle, sana uyarsa bu iş olur" mealinde bişeyler söylemişti. kendisinin gece beraber dışarı çıkmaktan anladığının bu olduğu görüldüğünde bu nefret bir kat daha artar. yürü git işine allahını seversen dedirtir bünyeye.
sakalı desem çok mu şekilci yaklaşmış olurum bilmiyorum ama televizyonda zap yaparken bile eskaza denk geldiğimde televizyonumu kapatıp yeniden açıyorum...
söylenecek çok şey var ama ilk göze çarpanalar: tepesinde kocaman a yazan şapkası, gırtlak kanseri mi acaba diye düşündürten sesi bir de o sesiyle şarkı söylemeye çalışması, şarkı demişken eski bir ses sanatçısı olan annesini dilinden düşürmemesi, programına ajdar, tülin-caner, banu alkan-murat taşdemir gibi medya maymunlarını çıkarıp kavga ettirmesi, en fecisi de deneyimli gazeteciyim diye ortalıkta dolaşması.
savaş ay'ın karakterize ettiği bir düşünce sistemine olan nefretlerin savaş ay'da yine karakterize olarak dışa vurulması ile ortaya çıkan sebeplerdir. (belki de değil). mesela her şeyi halletmiş, hayatın türlü gayyasına girmiş çıkmış, o nedenle de hayata dair en doğruyu bildiğini iddia eden (kendisi etmese bile o anlam çıkıyor) gülümsemesi. aşağılar bir ifade midir, yoksa kendini çok yukarı çeker bir mimik midir tam da çözemedim doğrusu.