savaş ay, henüz açılmamış kavanozun içindeki
patlıcan reçelidir. hiç denememişsinizdir ve bir türlü fırsatını bulup da açmamışsınızdır. bir köşede öylece durur, ne zaman ihtiyacınız olur ne zaman tatmak istersiniz bilemezsiniz. belki günün biri gelir de ihtiyaç olur diye atılmaz da saklanır, ama birgün mutlaka son kullanma tarihi dolup atılacaktır.
futbol ya da arkasayfa geyikleri münasebetiyle arkasından başlanmış olan bir
sabah gazetesinde seri ilanlardan sonra karşıma çıkan ve en fazla overlokçu ilanları kadar ilgimi çeken köşeye sahiptir.
hıncal uluça geçmek için üzerinden atlanan köşecidir.
emre aköz kadar ilgi çekmez ki zaten bir yıl kadar önce
emre aközle köşe değişimine maruz kalmıştır.
ya
muammer güler ya
cerrah babayla muhabbetlerini anlatır görünür, hiçbiri olmazsa travesti transeksüel dostu olarak onların hayatına dühûl eder. televizyonda da ancak zap zup esnasında gözünüze çarpar. ilginizi çekebilecek bir tane konu(k) içermez, yapabileceği en yaratıcı şey zekeriya beyazla alay etme ortamı oluşturmaktır, tuba özay - şebnem şefer - zekeriya hoca üçlüsü bile ilgi çekmez, eğer eğlenmek için böyle bir ortam oluşturuluyorsa bile bu beni güldürmez, tebessüm bile ettiremez, insanı
türkiye ve medya başlığı altında bir sorgulamaya götürür, ağlatır.
savaş ay sokağa atılmış muz kabuğudur. mutlaka görmeniz gerekir, görüp es geçmeniz gerekir. üstüne basarsanız zarar verir, zaman kaybı ve fiziksel tahribata yol açar.
savaş ay elinde fotoğraf makinesiyle dolaşan caponlardan bile beter bir adamdır. haftanın ortalama 40 saati fotoğraf makinemle ve günün 16 saati şapkalarımla yaşayan bir insan olarak bu özelliğimden ötürü zaman zaman utanmama sebebiyet bir insandır ki yeni tanıştığım insanların "aaa savaş ay gibi yaaani" modundaki cümleleri tahammül sınırlarımın bütün esnekliğinden faydalanır.