hepimizin oynadığımız fpsler, rtsler sonucu yaşamak için can attığı, fakat içine düşünce er ryan'ı kurtarmak filmindeki tırsıp ağlayan çocuk gibi götolup kalacaği durum.
dünyadaki en kötü olayların başında gelen insanın sadece hırsı öfkesi ve yeni kaynaklara olan ihtiyacı yüzünden meydana gelen , insana insan olduğunu utturan ve birçok masun adam,kadın,çocuk ölmesine neden olan genellikle güçlü devletler ile güçsüz devlerin arasında oluşan silahlı,taşlı,sopalı,füzeli ve nükleer bir kavga durumu..
dünya tarihi boyunca olmasaydı daha iyi olurdu diye düşündüğüm şey..
ortalama gelirli bi ailenin 4 çoçuk sahibi olduğu bir ülkede** 20 yılda bir yapılabilecek bir aktivite. çoçukların ikisi ölür diğer ikisi soyun devamını sağlar*..
ülkemizde özellikle ikinci dünya savaşı döneminde doğan erkek çocuklara konulan,bunun dışında aslında pek de tercih edilmeyen bir erkek adıdır.isim-karakter arası bir paralellik olmasının gerekli olmadığı ve bu adın bazı ababalara cok yakıştığı tarafımdan bizzat deneyimlenmiştir.
ölüm bize hiç gelmeyecek gibi yaşamaya devam ederken, eksik bıraktıklarımızı tamamlamaya çalışıp, kendi imkansızımızın statik hesaplarını en ince ayrıntısına kadar matematiksel işlemlerin süzgecinden geçirdiğimizi zannederken, aynı statikliğin 'hazzında' ruhumuza mısır kralları gibi palmiye yapraklarıyla 'nefes' üflerken, işte tam da bu sırada karşımıza çıkıveriyor o.
bilmediğimiz ve fakat kıyısından köşesinden, ince ayrıntılarından hatırladığımız çağlar öcesinden kalma bir içgüdünün nemli halini ve dünyayı az önceki pambeliğinde sıyıran buğusunu yaşamak 'işten' bile olmuyor..
güncel tutmaya çalışırken, gündelik olmuş hissiyatlarımızın suya sabuna dokunmayan kayıtsızlığıyla hiç ummadığımız bir vakanın sahnesinde karşılaştığımızda; kendi aksini görüp şaşkınlıkla varlığından tiksinen bir ucube gibi aynaları kırmak istiyoruz. ellerimiz kanıyor kırarken, renginin anlatılanlardaki gibi kırmızı olmadığını görüp bir kez daha şaşırıyoruz, kırılan aynalar ise her tarafa dağıldığından ne tarafa dönsek o cüzzam irinleriyle erimiş yüzümüzü görüyoruz.
en çok çocukluk yıllarını seven, o saflğı naifliği özleyen, dünyanın aslında sadece oyundan ibaret olduğu sanılan zamanları yürek pusulasıyla arayan yanımız, kendi şeytanlığına yanilmiş bir zihinde yaşlandıkça bu çelişkisini güçlendirerek daha çok nasırlaşıyor..nasırlaşan ellerimizle, soyutlanmış bir anlama bürüdürülen 'iyilik'te parmak izlerimizi bırakamıyoruz.
dişlerimizin sayısı yiyeceklerimizin narinliğiyle azalırken; hoyrat yanımız, obsidyen taşıyla vahşi hayvan avlayan zamanlarınkinden daha kabalaşıp zorbalaşıyor ve ruhumuzun pandora kutusunu her daim açarak o faslın evrimleşmesin bir türlü beceremiyoruz..
tüm bu yapamadıklarımız kabusumuz olmaya devam ediyor. kendi krallığımızda palmiye cariyeleriyle eğlenirken evet biz varız. ve ölüm bize o denli uzak.korkmaya gerek yok çünkü o geldiğinde biz zaten olmayacağız. ancak paylaşmak diye bir fiil ürettiğimiz dünyada, zamanı paylaştığımız insanların 'göz göre göre ölümlerine' kayıtsız kalabilmek...
işte canı yakmayıp da ''ne kadar garip'' diye düşündüren şey bu..yoksa hala evrimini tamamlamayan bir hasletimiz mi var??
milletler çatışması. insana insanlığını unutturmaktan çok, hayvanlığını hatırlatır demek sanırım daha doğru olur.
bir savaşta iki tür taraf bulunabilir: yaşamak için savaşanlar ve idealleri için savaşanlar. ya şartlar insanları yaşamak için savaşmaya zorlar ya da birileri idealleri için savaş başlatır ve karşısındakiler yaşamak için karşılık verirler.
insanlık idealleri için savaşanlardan gerekli dersi almıştır; en azından öyle umuyorum (hâlâ dünyayı aynı dinde birleştirmek isteyen milletler olabilir tabiî, dikkatli olmak gerek). artık tüm mesele kalan yakıtın hangi millet ya da milletler tarafından tüketileceğidir.
eh, ırak elendi. kalan milletlere başarılar diliyoruz.
bir insanın yaşayabileceği en kötü kıyım. kati ölüm, sevdiklerini kaybetme, sakat kalma, psikolojik bozukluklar...insanlık varolduğundan beri varolmuş, insanlığın içinde olan nefret, kitlesel destrudo.
insanın, insanlıktan çıkıp canavarlaşabildiği durumdur. bosna'da yıllarca yanyana komşu olarak yaşayan sırp, boşnak ve hırvatların birbirini acımasızca boğazlaması başka nasıl açıklanabilir ki?