yazı dili ile konuşma dili farklı şeylerdir. dil bir toplumun ortak kabulleriyle meydana gelen sözlü anlaşma biçimidir. ancak sözden sonra yazıya geçirilir; dolayısıyla yazıya değil, söze bağlıdır.
insanlar kendi dillerini kullanırken hiçbir zaman kurallarını düşünerek, ölçüp biçerek konuşmazlar. ifade etmek istedikleri bir şey vardır ve bunu ifade için tek bir kural tanınır: genel kabul..
genel kabule uyduğunda kelime dile girmiş veya değişmiş demektir. yazı dili ise değişime çok yavaş tepki verir, eski kuralların korunması konusunda ısrarcıdır ve aslında çoğu zaman karşılaştığımız farklılıkların bize yanlış gibi gelmesi de yazı dilinin bu tutuculuğundandır.
diğer yandan dildeki değişimin de temelindeki etmen
dil ekonomisi denilen şeydir. yani insanlar mümkün olan en az çabayla konuşmaya çalışırlar.
satılık yerine satlık kullanılması belki şu an için bize garip geliyor olabilir ama burada meydana gelen de bir ses olayından ibarettir yani dilde yeri olan birşeydir. hatta ne kadar doğal bir şey olduğunu şu örneğe bakarak anlayabiliriz: "geliyor" kelimesinin aslı "geleyor" dur burada nasıl "darlaşma" denilen ses olayı varsa "satlık"ta da ses düşmesi / hece düşmesi denilen şey vardır. buna benzer daha bir çok örnek verilebilir. yanlış olduğunu düşündüğümüz kelimeleri yapı bakımından incelediğimizde çoğunun değişimindeki mantığı kavramak çok kolaydır. kibrit yerine kirpit kirpik yerine kiprik demek sadece dilin doğal ve en temel kuralına uyduğumuz için gayet normal olarak yapılabilecek birşeydir. (yolunuz bir gün kütüphaneye düşerse etimolojik sözlük bulup birkaç sayfa karıştırsanız aslında şimdi kullandığımız kelimelerin gerçek telaffuzlarının çok farklı olduğunu gerçekten zor söylendiğini ve değişmesinin çok iyi olduğunu hatta değişmemesinin mümkün olmayacağını kendiniz görebilirsiniz.)
diğer yandan bunun cehaletten kaynaklandığı düşünülebilir. kısmen doğrudur. evet "yanki bina satlık bina" cümle kurmayı bilmeyen birinin kıt, kısır cümlesidir hatta cümle kurma yeteneğiyle düşünme becerisi doğrudan alakalı olduğuna göre bu kadar kısıtlı cümle kuran birinin zekasıyla alaklı bile birşeyler söylenebilir. daha da ileri gidip, bu tip örneklerin çok olduğu bir yerin eğitim ve kültür seviyesinin düşük olduğu da söylenebilir. yalnız bunları söylerken şuna dikkat etmek gerekir:
yazı dili ülke içinde konuşulan şivelerin (aslında ağızların) arasından özel olarak seçilir. yani diğerlerinden herhangi bir farkı - üstünlüğü olmayan sıradan bir konuşma dilidir. belki istanbul ağzının seçilmesinde kurala uydurulma potansiyelinin fazla olması bir etken olabilir veya batıya yakın olmak gibi politik amaçları da olabilir ama ağız veya şiveden kaynaklanan konuşma farklılıkları kültürüzlük veya cehalet değildir.
telaffuzu kaba olan birinin hor görülmesi, hatta kelimelerdeki h harfinin k ve g lerin baskın söylenmesinin hemen kürtçeden bozma bir konuşmaya yorulması da çoğumuzun düştüğü büyük hatalardan biridir. oysa alfabemizi yenileyeli 80 yıl henüz dolmasına rağmen binlerce yıllık bir dil geçmişine sahibiz ve bu yeni alfabede birer tane h / g / k harfi olmasına rağmen konuşmamızda her biri için kalın ve ince olarak ayırabileceğimiz ve kendi telaffuzlarımızda da farkedebileceğimiz ikişer sese sahibiz. (galiba / geliyorum / karanlık / kilim / hatıra / hikaye) yani burada kürtçenin türkçeyi bozmasından bahsedemeyiz. şimdilerde bize kaba gelen bu telaffuz türkçenin kendisinde olan birşeydir ancak batıya yaklaştıkça -istanbul türkçesinde olduğu gibi - konuşma inceldiğinden aradaki fark anlaşılamayacak duruma gelmiştir.
kaba telaffuz kürt konuşması değil doğulu konuşması sayılabilir. doğulu türklerin konuşmalarının kaba olması da bir hata değildir. asya topraklarının en batısında bulunanlar için buradan bunu görmek zor olabilir ama biz buralara şimdi pek beğenmediğimiz o dağlardan yüksek ovalardan kurak bozkırlardan geldik. dilimizde avrupa toplumlarından daha çok arap ve fars hatta rus etkisi vardı ve diğer türk topluluklarıyla da daha fazla irtibat halindeydik. bunun bize en yakın sayılan ama televizyonlarda yada internette izlerken yine de komik bulduğumuz yaşayan örneği azerilerdir. üstelik onların yukarıda bahsettiğimiz kalın ve ince sesler için farklı harfleri de vardır. ( kalın h yerine x gibi w, æ gibi...)
dilin kaynağını, daha az değişmişini yada değişimini daha bir kendi çerçevesi içinde gerçekleştirenini aramak gerekirse o tarafa bakmak gerektiğini; hızla değişenin batıya yakın olan taraf olduğunu arasıra da olsa hatırlamamız iyi olabilir. dil açısından bakınca daha doğru diye birşey yoktur bu yüzden doğudaki veya batıdaki konuşma daha doğrudur diye bir ayrıma gidilemez ama en azından doğuluları şivelerindeki veya telaffuzlarındaki farklılık yüzünden hor görmemeyi başarabiliriz.
(önemli not: o bina hala orada ve yazı da aynen duruyor ama çok sürmez buralara medeniyet gelmeye başladı insanlar birer birer iki üç katlı bahçeli salıncaklı gündüz-kondularını satıp apartman diktrir oldu. hatta mutlaka bir dubleksi de olan birinci sınıf (!) binalar, arsa genişsa iki üç apartmanlık siteler daha neler neler... )
(tekrar not: protesto ediyorum: dahi anlamındaki de ve ya da bitişik de yazılabilir -belki de dahi anlamındaki de nin ayrı yazıldığını savunanlar bunu kabul ettirene kadar bu kural değişmiş olur bu sefer de bitiştirmek için çabalarlar kim bilir?-)