enteresan iddiaları da beraberinde getiren bir durummuş aynı zamanda.
şöyleki;
bir yarım saat önce kapım çalınır. açarım, "hayırdır bu saatte!" diye. karşımda buram buram efes extra kokan bir akraba.
"ya bilader, rahatsız ettim ama, bir kağıt kalem verebilcen mi?"
*
hafiften merakla kağıt kalem verilir, ne yapacağı izlenir. bir cümle yazar, evirir, çevirir, bir kaç kez yazdığını okur, sonra:
"yav bu şarkı sözünde bir hata var mı?"
koca kağıttaki tek cümleye bakarım, ferhat göçer'in "cennet" şarkısının "cenneti değişmem saçının teline" dizesi.
"arkadaşlarla iddiaya girdik 25 milyonuna. ben diyorum "cenneti değişmem saçının teline" olacak, onlar diyor "cennete değişmem saçının telini". yav diyorum, türkçe'de bir harf bile anlamı değiştirir, yok, anlamıyorlar! sen söyle bilader, ben mi doğruyum, onlar mı? sen okumuş adamsın. bilgisayardan bir çıkıntı
* alsan da versen?"
yok o değil, sarhoş saçmalamalarına alışkınım da içip içip türkçenin inceliklerine kafa yoranına ilk defa rastlıyorum.