en güzel yer insanın evindeki klozettir. hem hijyeninden bir nebze de olsa eminsinizdir (ki bir klozetin ne kadar hijyenik olduğunu düşünebiliriz?), hem de kimse "kustun da, batırdın da" diye bıdı bıdı etmez. yanınıza limon kolonyanızı alırsınız, bir rulo da tuvalet kağıdı vardır. kusar kusar kafanızı kolunuza dayarsınız. hatta bu şartlarda eğlenceli bile olabilir. en azından kustuktan sonra süper rahatlarsınız. özledim lan.
evdeyseniz kesinlikle sorun etmemeniz gerekir.ister klozete,ister odanın bi köşesine ister balkona kusun,içinizde kimsenin dırdırını çekmemenizi gerektiren rahatlık hissi vardır(aile bireyleri hariç).sokaktaysanız parklar veya yol ortası..bardaysanız,klasik olarak ya lavabo ya da yer tuvaletidir.
genel olarak klozet tabiğ ki.hem hacmi büyük ve bir sifon darbesiyle kusmuğu götürme kapasitsine sahip hem de kustuktan hemen sonra içmeniz için taharet musluğu mevcut*.
alternatif olarak:
-bahçe
-halı
-dans pisti
-iskemle altı
-barplot
yani aklınızın geleceği her türlü fantastik mekan.
(bkz: anket doldurdum mutluyum)
evde ortalık batmasın diye ev sahibi olan arkadaşın avcu. avcuna kusulanın da kafası bi dünya olduğu için o an hiç önemsemedi durumu,açtı avcunu. öeh. görmek bile çok iğrençti. (bkz: ben bunu gördüm)
banyo kapısı ile klozet arasındaki hat... ayrıca bir başkasının yatağı da kusulan yerler arasında. bunu yapan kişi de sözlüğümüzde yazardır. neyse adını yazmayayım.
- yatağın hemen yanı başına marleye, ya da yer bezine
- yorganın üstüne
- balkona (özellikle hortumla yıkamak açısından, halıya nazaran, daha kolay oluyor)
- yolda ağaç dibine
- klozete yetişilemediğinde lavaboya
yataktan banyoya gidene kadar ki geçtiğimiz yerler(yorganla başlar;halı,kapı,kusarken bir türlü açılmayan kapının kolu,banyodaki çamaşır makinası,lavabo ve en son klozet) klozete gelindiğinde kusma işleminin sona ermesi de muhtemeldir.
eğer şahıs sırtüstü yatıp kusacağının farkına varmazsa, bir fıskiye görünümüyle kendi üstüne kusabilir ve o akşam yediğine göre göğüs kafesi ve suratı civarlarında bir açık büfe menü yapabilir. *
ortalık kirlenmesin diye aceleyle bulunan kenarlarında kare kare pencereler olan yarı açık çöp kovası (ortalık kirlenmesin diye yapılan bu tercih ile bu tip çöp kovalarının nasıl fıskiye haline dönüştüğü görülebilir)
sene geçen seneler idi sanırsam (o kadar sarhoştum ki, yılı bile hatırlamıyorum). talebeliğimin devam ettiği yıllardı. o gün "engineering mathematics" vizem olduğundan dolayı sabaha kadar ders çalışmış, bir gram dahi uyumamıştım. sabah okula biraz erken gidip, kahvaltı etme düşüncesiyle evden çıkmıştım. tam kantinde kahvemi yudumluyordum ki, sınavın yarım saat evvel başladığını öğrendim. kahvaltı edemeden sınava girdim. sınavdan sonra acil işime yetişmek üzere maslak'tan cağaloğlu tarafına geçtim. oradan tepebaşı'na, oradan taksim'e seyreyledim. bu arada da hiçbir şey yemedim.
bir zamanlar benim gibi (yani sığır gibi) içen iki arkadaşla buluştum. yine bir şey yemeden, o uykusuz, o aç halimle içmeye başladım. uyku ağır bastırınca, kafamı masaya dayayıp oturduğum yerde uyuyuvermişim. yarım saat kadar uyumuştum ki, ağır bir mide bulantısı ile uyandım. derhal tuvalete gitmek için ayağa kalktım. sendeleyerek, yan masada oturan ekip içindeki bir kızın kucağına oturuverdim*. masadan biri "n'oluyo ya" diye ayaklanınca "ehm, şey" demeye çalıştım ama ağzıma acı bir tat geldiği için devamını getiremedim. koşarak tuvalete gittim.
tuvalet doluydu. hemen yanındaki sandalyelerden birine oturuverdim. o ara bir kız da geldi tuvaletin önüne. sonra içerideki adam çıktı. ben de kıza "siz buyrun" dedim. kibarlık yapacağım tuttu yani. amcık karı da "yok" demedi, atladı hemen.
sonrası tahmine açık: mide bulantısı artık dayanılmaz bir hal almıştı. elimi ağzıma kapatmış, kusmamak için kendimi zor tutuyordum. derken bir zıpladım, ağzım doldu. ikinci zıplayışımda midem boşaldı.