bosna-hersek cumhuriyeti'nin başkenti. 21-30 eylül arası 10 günümü geçireceğim şirin osmanlı şehri.
adeta küçük istanbul.
bosna savaşı sırasında çok harap edilen şehirlerden birisi, ayrıca görmeyi en çok istediğim şehir
havaalanından inince etrafta türk askerleri görülebilen kent.
taksiye binip şehrin içinden geçmeye başladığınızda etraftaki bazı binaların hala kurşun ve roketlerle delik deşik olduğu görülüyor. daha önce hiç böyle birşey görmemiş insanlar için (mesela ben) son derece sarsıcı bir tecrübe. (yine de daha sarsıcı olanı için (bkz:
mostar))
en ilginç tarafı, o binaları gördükten sonra, etraftaki tüm kadınların ve erkeklerin daha birkaç yıl önce savaşıyor olduklarını, sokakta vurulmuş insanları gördüğünüz resimlerin gerçekten de gerçek olduğunu bir anda insana kavrayıveriyorsunuz.
kaldığımız hostelde görevli hatunun çok belirgin ingiliz aksanını görünce gidip utanmadan "bosnalı değilsin di mi" diye sorduğum samimi, güzel bir şehir. makyajlı güzellikten ziyade beni böyle kabul edin der gibi bir hali vardı. haa hatun ingilizmiş bu arada..
dalmaçya sahillerine tatile gitmek için en uygun şehirdir. zira buradan, oradaki
split ya da
dubrovnik gibi yerlere otobüs seferleri vardır. hatta yol üstünde
mostar bile ziyaret edilebilir, süper olur.
(bkz:
sözlük gezi rehberi)
başçarşı'da yaklaşık bir liraya üç fincan bosna kahvesi içebileceğiniz güzel şehir.
(helia, 17.08.2007 21:10 ~ 21:11)
savaşın televizyondan ya da yazılı basından izlenen halinden çok daha farklı bir şey olduğunu görebildiğiniz şehir.
pilotların inerken oldukça kastırdığı dağların ortasındaki şehir. galatasaray'in efsane futbolcularından tarık hodzic'in şehrin merkezi olan
başçarşıda bir köftecisinin bulunduğu şehir. herşeyi geçtim yaklaşık 4 senedir yaşadığım şehir...
(bkz:
gurbet)
annemin pek çok akrabasını kaybettiği,insanlarının son yüz yıl boyunca kıyıma,zorunlu göçe uğradığı,gidip görsem diye yanıp tutuştuğum şehir.unutmamak adına.
her zaman içimde bosna'ya karşı bir sempati vardır, belki de yaşadıklarından dolayı. neredeyse bütün avrupa'yı gezdim ve en gidilesi yer olarak bosna'yı önerebilirim. yemyeşil, cennet bahçesi gibi, cevabinin tadını söylemiyorum bile...
çarşıya çıktığınızda yarı çıplaklardan tutun da türbanlılara kadar çeşit çeşit insan görebiliyorsunuz. yanyana camiler ve kiliseler var, fotograf çekmek için eşsiz bir yer. hele hele arabayla sarajevo'dan mostar'a giderken jablanica adlı kasabası görülmeye değer. sarp dağları yaran turkuaz bir nehir, ucu mostar'a giden.
bir başka tespitim ise, savaştıkları sırp ve hırvatlarla sanki hiç birşey olmamış gibi samimiyetlerine devam ediyorlar. ben bile hazmedemiyorum bu durumu ama onlar hazmediyor.
velhasıl, saraybosna, genel olarak bosna hersek mutlaka görülmesi gereken muhteşem bir ülke...
istanbul dan bosna -hersek havayolları ile üç buçuk saate , türk havayolları ile iki buçuk saate uçabileceğiniz noktadır. zira bosna hersek havayolları pırpırlı tabir edilen uçaklarla uçmaktadır. bir uçağın yavaş gittiğine tarafım bu seyahatte şahit olmuştur. saraybosna, bosna hersek in başkentidir. doksanlı yılların hüznünü taşır hala üstünde, binalarda kurşun ve şarapnel izleri; savaşı, acıyı çarpar yeni gidenlerin yüzüne. ama hala boşnak, sırp ve hırvatlar birlikte yaşamaktadır. şehrin merkezinde başçarşı adı verilen eski bir çarşısı vardır. bu çarşıda genelde boşnaklar bakır işi hediyelikler, kahve takımları ve bölgeye özgü eşyalar satmaktadırlar. yemek için de muhtelif lokantalar mevcuttur. bizim böreğin bir versiyonu olan burek ve bir nevi köfte olan cevapi yenilebilir. gecelerinin çok renkli olduğu söylenemez. yemyeşil doğası içinde tepelerde görünen mezarlıklar tekrar hüzne boğar insanı. tarih derslerinde öğretilen birinci dünya savaşının çıkmasına sebeb eylemin yapıldığı latin köprüsü olarak adlandırılan köprü kentin içinden akan ırmağın üstünde diğer köprüler gibi hala varlığını korur. nedendir bilmem bizden bir kent gibidir. güzeldir. bu arada saraybosna da köftecisi olan gs li tarık hodziç hala fener hakkında atıp tutmaktadır.
insanlarının sürekli yani en azından benim orada bulunduğum süre içinde gencinden yaşlısına herkesin çok şık giyindiği, bakımlı olduğu şehir. temiz bir görüntü var insanlarında, kişi ister istemez inceden bi saygı duymuyo değil de anlamadığım insan bi ekmek gazete almaya, olmadı bi ayaküstü komuşu ziyaretine eşofmanla ya da ne biliyim kendi haline bırakılmış dağınık saçla gitmez mi diye soruyo insan kendine. ben giderim yani ne yalan söyliyim.