sarı zeybek   

adana çık aradan

  1. can dündar'ın hazırlayıp sunduğu, mustafa kemal atatürk'ün son 300 gününü anlatan belgesel.
    (ufkabakan81, 30.08.2004 19:18)
  2. en duygusuz insanı bile ağlatacak kadar duygulu, mustafa kemal atatürk'e yakışacak kadar mükemmel bir belgesel. can dündar'dan da kötü bişey beklemek abeslik olurdu zaten.
    (creepingdeath, 30.08.2004 19:21)
  3. aynı zamanda kitabını da yazmıştır can dündar. kaç kere okudum bilmiyorum ama hepsinde de ağlatmayı başarmıştır bu kitap.
    (bewitchingwitch, 30.08.2004 23:41)
  4. aynı zamanda bu sene temmuz ayında * çince ve uygurca'ya çevrilmiş olan süper kitap...

    (bkz. http://www.milliyet.com/...)
    (bkz. http://www.milliyet.com/...)
    (zoe, 30.08.2004 23:56 ~ 31.08.2004 00:07)
  5. müziklerini fahir atakoğlu yapmıştır.
    (livingdeath, 31.08.2004 00:00)
  6. (bkz. zeybek)
    (skuba, 31.08.2004 00:03)
  7. o' nu özlüyorum...
    aslında hiç o'nu görmedim.
    yüz yüze gelmedim.
    ama o'nu tanıyorum.
    sesini cızırtılı bantlardan dinledim.
    hep siyah beyaz filmlerde gördüm yüzünü
    çelik bakışlarını şiirlerde okudum.
    o'nu yaşıyorum.
    özlü sözlerini okudum köşebaşlarında
    adını her sabah okul sıralarında andım.
    şimdi 66 !:aslen 55 yazıyo kitap o zaman yazıldığı için.. ben değiştirdim!: yıl sonra
    o'nunla son yolculuğa çıkıyorum bir kez daha...
    o'nun geçtiği yollardan geçiyorum.
    yollarda bıraktığı anıların izini sürüyorum.
    çektiği acıları ruhumda taşıyorum.

    o'nu arıyorum.

    diye başlayan mükemmel bir can dündar yapıtı...
    bu şiiri bile başlı başına yeter aslında bişeyler anlamak için....
    (bewitchingwitch, 20.09.2004 23:40)
  8. atsız şiiri.

    "şu dağların meşeleri karanlık,
    etekleri olur çayır çimenlik
    kızanlarla burda eder yarenlik,
    'sarı zeybek şu dağlara yaslanır,
    yağmur yağar, pusatları ıslanır'.

    sarı zeybek şu dağların eridir,
    dağlar onun bütün yoğu varıdır.
    kendi sarı, bindiği at dorudur;
    attan inip şu dağlara yaslanır,
    gözü dalar, bakışları puslanır.

    sarı zeybek dağdan dağa taşınır,
    taşınır da yüce dağlar aşınır.
    mola verip gökçen kızı düşünür;
    efe dağdan köye doğru seslenir,
    güzel gökçen sesi duyar, süslenir.

    sevmesin mi sarı zeybek gökçen'i?
    yüzü melek, saçı ipek gökçen'i?
    bütün aydın elinde tek gökçen'i?
    kız sevmeyen erin gönlü paslanır,
    paslanırda imil imil yaslanır.

    padişahın kulağına varırsa,
    tutun diye devlet emir verirse ,
    üç yüz atlı, beş yüz yaya yürürse
    dağlar, taşlar barut ile sislenir,
    ölen ölür, anaları yaslanır.

    ıı

    candarmalar genç efeyi sardılar,
    kırk ölümden beğendiğin sordular;
    kızanları bir bir yere serdiler.
    sarı zeybek kara sürmez şanına,
    erlik için kıyar kendi canına.

    nasıl olsa uçar da can, kalır ten;
    bir ah tuttu şu dağları derinden.
    sarı zeybek vuruldu üç yerinden.
    'yazık olsun telli doru şanına,
    eğil de bak mor cepkenin kanına'.

    sarı zeybek gün batarken vuruldu.
    nabızları yavaş yavaş duruldu,
    gözlerine kara perde gerildi
    yiğit başı düşüp kaldı yanına,
    bakmaz oldu mor cepkenin kanına.

    sarı zeybek öldü sanma, diridir;
    o, dağların yine eşsiz eridir,
    bütün kızlar artık onun yarıdır.
    vurulmuştur hepsi onun ününe.
    can atarlar şimdi gerdek gününe.

    sarı zeybek şimdi artık masaldır,
    sanma yıllar şerefini azaltır.
    yiğitlerin dillerinde meseldir.
    er kişiler kıyar da öz canına
    bir damlacık leke sürmez şanına..."
    (selenge, 23.10.2005 11:03 ~ 01.01.2006 18:01)
  9. can dündar'ın muhteşem eseri.insan izlerken ağlamamak için kendisini ne kadar tutarsa tutsun,son 10 dakikasında gözyaşları ben süzülmek istiyorum diyor.atatürk'ün,odasındaki son dakikaları ve başyaverinin (salih bozok galiba)intihar edişi insanı mahvediyor.tabi iç parçalayan o güzel müziği de eklenince...*
    (alexis, 15.12.2005 13:34 ~ 13:34)
  10. hayatımda en kısa sürede okuduğum kitap.o kadar akıcı ve etkileyici ki ağlamamak için türkçe bilmemek gerekir.beni en çok etkileyen,hüngür hüngür ağlatan bölümü atatürk'ün harp okulu öğrencilerini selamlamasıydı.
    (orcinus orca, 15.12.2005 13:40)
  11. 2004 yılında anadolu müzik'ten çıkmış tolga çandar albümü.

    1- uzun kavak
    2- ben kendimi gülün dibinde buldum
    3- her gün sarhoş
    4- bağlamam var üç telli
    5- goyu mu olur gabardıcın gölgesi
    6- köprünün alti testi (fatmam)
    7- zeybek yemini & sarı zeybek
    8- karşıyaka'da izmir'in gülü
    9- irmeden gel irmeden
    10- asmalı mencere
    11- yayla yollarında galdım yalnız
    12- denizli'nin horozları

    albümde çalınan estrumanlar icraatçiler ve vokaller:

    okan murat öztürk: tanbura, bağlama, cura, üçtelli, divan sazı, lavta, dört telli, vokal
    seza kırgız: vokal
    bilal ercan: vokal
    ercan erol: vokal
    adil çelebi: zurna
    ferhat erdem: kaval, sipsi
    turay dinleyen: keman
    şükrü kabacı: klarnet
    özcan gök: askı davul
    ahmet özgül: akustik gitar, klavye
    abdurrahman tarikçi: bas gitar, perdesiz bas gitar
    can kökrek: bendir, darbuka, djembe, barrel drum, zilli tef, kaşık, shaker

    kaynak: www.tolgacandar.com
    (chixculub, 28.06.2006 18:25)
  12. iki defa distilasyon aşamasından geçmiş ve meşe fıçılar da dinlendirimiş türk rakısı..
    (manha de carnival, 31.07.2006 11:41)
  13. çocukluğumda her yayınlanışında hüngür hüngür ağladığım blegesel. atatürk'e özel her günde verilirdi.
    (albina, 31.07.2006 11:45)
  14. her izlendiğinde ağlatan belgesel. içimi en çok acıtan ata nın son 2 isteğini yapamamış olması. 29 ekim kutlamaları için ankara ya gitmek ve enginar yemek. acı olan bir şey daha var ki, böylesi bir liderimiz için elimizdeki tek sağlam bilgi toplamı bu belgeseldir. bugün izleyenler can dündar ın ne kadar gençken bu derlemeyi yaptığını farketmiştir.
    (jenesaispas, 10.11.2007 19:24)
  15. sari zeybek aman su dağlara yaslanir aman
    yağmur yağar silahlari efem islanir
    bir gün olur aman deli gönül uslanir aman

    eyvah olsun telli de doru efem şanina
    eğil bir bak mor cepkenin efem kanina

    karsi daği aman duman aldı bürüdü aman
    üç yüz atli bes yüz yaya efem yürüdü
    sari zeybek aman su cihanda biridi aman

    eyvah olsun telli de doru efem şanina
    eğil bir bak mor cepkenin efem kanina


    sözleri ile insanı alıp götüren şarkıdır.
    (mandolina, 03.07.2008 14:42)
  16. belgeselini yıllar önce izlemiştim, hatırımdan çıkmış. kitabını ise henüz okudum, ama neden bu kadar ertelediğime anlam veremedim, kendime kızdım. dünyayı titreten, her zorluğa göğüs gerip aşan o ulvi insanın da evden kaçıp meyhaneye gittiğini, korumasına rüyasını dinleyecek kadar değer verdiğini, eğitime büyük değer veren bir insan olmasına rağmen tek keyfi rakıyı kendisine yasakladıkları için doktorlara "ne anlar o bunaklar?" diyebilecek kadar içten ve samimi, hatay sorunu için canını feda ederek vatanın her karış toprağı için kendini feda edebilecek kadar yurtsever olduğunu anımsadım.

    bu kitapla atatürk'ü ne kadar çok sevdiğimi anladım. aynı can dündar'ın belirttiği gibi, resimler, eski birkaç görüntü dışında görmediğim o adamı ne kadar özlediğimi...
    (phoarbix, 07.07.2008 23:01)
  17. her insanın, her türk'ün demiyorum, her insanın evinde bulunması gereken, can dündar belgeseli. özellikle ata'nın son günlerine gelindiğinde gözyaşlarına hakim olunamayan.
    (ayka, 29.08.2008 11:07)
  18. ilkokulda belgeselini izledikten sonra kitabını defalarca okuduğum eser. en duygusuz insan kategorisine girebilecek bir insanı bile (o kişi ben oluyorum burda) duygulandırabilen bir eserdir. can dündar'ın başyapıtlarındandır.

    ayrıca rakı olanı enfestir. tadına doyulmaz.
    (universalmind, 29.08.2008 11:18)
  19. ...gece belediye salonunda onuruna balo vardı,dinç görünüyordu.yüzüne kan gelmiş gibiydi.açılış vals'ini her zamanki gibi kendisi yaptı.o gün orada olanlar vals boyunca topuklarının bir kez bile yere değmediğini anlatıyorlar.

    nizamettin nazif tepedenlioğlu (gazeteci) : sağ elinin şehadet parmağı ile ancak sol elinin parmaklarına değdiği damının vücudu ile kolalı gömleği ve beyaz yeleği arasında iki parmaklık bir arayı en seri notalarda dahi muhafaza ediyordu.burnu kadının saçlarından uzaktı.gözleri dansın tempolarına göre istikamet ne kadar değişirse değişsin hep ileri bakıyordu.


    ve nihayet vals bitti.alkıştan salondaki avizenin billur çubukları sallandı.atatürk vals yaptığı hanımefendiyi zarif bir reveransla yerine oturttu.yaverler,bir anda herşey bitti nihayet liderimizi gidip dinlendirebileceğiz diye seviniverdiler.ama yanılıyorlardı.atatürk vals çalmaya devam eden orkestrayı aniden durdurdu ve zeybek...diye bağırdı.
    orkestra şaşkın,aniden bir zeybeğin namelerini mırıldanmaya başlamıştı ki;hayır hayır,o değil...dedi.sarı zeybek...birden salondaki fraklı ve tuvaletli davetliler topluluğu pistin etrafını çevirdi ve bu muhteşem gösteriyi izlemeye hazırlandı.az sonra zeybek havasıyla birlikte,gazinin ölüme meydan okuyuş dansı başladı.

    nizamettin nazif tepedenlioğlu(gazeteci) : anında,ödemiş ve aydın efelerini de hayran edecek bir zeybeğin kahraman figürlerini icraya başladı.bu,hakikaten bir kahramanlık ayini idi.rejime riayet ederse en çok 9 ay yaşayabilir teşhisi konulan ve bunu bilen bir adam,dizlerini yere vura vura zeybek oynuyordu.bu ölüme meydan okumak demekti.


    balo sabaha karşı bitti.o,ayrılırken valinin eşini reveransla selamladı.sonra dimdik adımlarla merdivenlere yöneldi.kapıda arabası bekliyordu,ama binmedi.günün ilk ışıklarıyla selamlaşan kente daldı.az önce pistte diz vurarak ter döken adam şimdi şubat ayazının titrettiği yolda tek başına yürüyordu.devlet erkanı telaşla peşine düştü.nihayet yol kavşağında sarı zeybek sendeledi ve geri dönüp bağırdı.fakat bizim bir arabamız olucaktı yayan mı gideceğiz yoksa? yaverler koşuştular.araba yetişti.biner binmez şoföre seslendi: çabuk ol çocuk üşür gibi oluyorum...
    yaver arabanın camlarını kapatırken ağzından şu sözler duyuldu:

    -ne güzel geceydi.

    bu son balosu oldu...


    kaynak: sarı zeybek belgeseli.
    (henrikırinkıl, 29.08.2008 11:42 ~ 11:45)
  20. ...artık bir tek isteği vardı,29 ekim 'de ankara 'da olmak.geçen yıl nasıl da coşkuyla kutlanmıştı.gerçi o zaman da hüzünlü yüzü,yorgun bedeni dikkati çekmişti ama alandaki coşku ona taze kan vermişti.şimdi,kurduğu cumhuriyetin 15.yılı yaklaşıyordu.bütün arzusu bu törenlerde ankara'da olmak,başkentiyle son bir kez kucaklaşmaktı.

    kılıç ali (atatürk'ün silah arkadaşı) : bir sabah erkenden salih'le beni çağırttı.yanındaki komodinin üzerine uzun yünlü çorap ve baldır sargısı koydurmuştu.ankara'ya giderken hangisini giyeyim;diye sordu.salih,paşam dedi.bende varis çorapları var.onları getireyim,daha sıkı tutar.o çoraplar getirtildi.atatürk,bunları ayağıma çekerim yakama bir eşarp sarar,trenden gazi istasyonuna inerim.derhal otomobile geçerek çankaya'ya çıkarım,diyor ve üsteliyordu;

    -ankara'ya gidelim.ne olacaksam orada olayım.

    ama bu son arzusu da,ormanlara gitmek kadar imkansız bir hayaldi.doktorlar değil ankara'ya gitmek,yerinden kalkmasına bile razı olmadılar.çaresiz boyun büktü...

    29 ekim 1938

    o gün cumhuriyet'in 15.yılıydı ve atatürk yatağında salih bozok'a dönüp dönüp;ah ankara,ah ankara'ya gidemedik diye söyleniyordu.o sırada hiç beklenmedik birşey oldu.29 ekim törenlerinden dönen kuleli askeri lisesi öğrencilerini alan vapur,dolmabahçe önünden geçiyordu.öğrenciler vapurdan,atamızı görmek istiyoruz diye bağırdılar.atatürk sesleri duyunca pencereye gitmek istedi.yanındakiler itiraz ettiler.kılıç ali,vapura camdan uzaklaşın
    işareti yaptı ama nafile.atatürk ısrarcıydı.koluna girdiler,pencere önünde bir koltuğa oturdu ve dışarı,öğrencilere baktı.gençler sevinçle,ya ya ya şa şa şa diye bağırdılar.bir kısmı,onu daha yakından görebilmek için suya atlayıp saraya doğru yüzmeye başladı.sonra bir ara hep bir ağızdan 10.yıl marşı'nı söylediler.çıktık açık alınla sesleri,dolmabahçe 'nin hüzünlü duvarlarında yankılandı.atatürk gözyaşlarını daha fazla tutamadı.yanındakiler,son düşmanı ölümle savaşan bu kudretli adamın ilk kez o gün ağladığını gördüler...


    kaynak: sarı zeybek belgeseli.
    (henrikırinkıl, 22.09.2008 15:52 ~ 15:58)
  21. 5 kasım 1938 - son isteği : enginar

    işte son haftaya girilmişti,hastalık ağırlaşıyordu.karnında toplanan su onu boğuyordu.7 kasım sabahı,doktoru nihat reşad belger'i çağırttı ve bu suyun derhal alınmasını istedi.

    prof.dr.nihat reşad belger (atatürk'ün doktoru) : su çekilmeden önce kalbi takviye edecek tedbirler almak zarureti vardır dedim ve suyu yarın alabileceğimizi söyledim.rahatsızlığı o kadar ilerlemişti ki;

    -emrediyorum.bunu bugün çekin;dedi...


    bu onun son buyruğuydu ve odadaki doktorların hiçbiri bu emre direnemedi.

    hasan rıza soyak (cumhurbaşkanlığı genel sekreteri) : doktorlar hazırlık için çıkınca,atatürk kaşlarını çattı.hiddetli bir sesle:

    -niçin tereddüt ediyorlar? olacak,olur dedi.sonra da karnını göstererek:

    -bu dayanılmazdır,diye ekledi.


    dr. ihsan a.özkaya (atatürk'ün doktoru) : hazırlıklar tamamlandı ve 12:20'de ponksiyona başlandı.atatürk,karnındaki bütün suyun alınmasını istedi.boşaltıldıkça,ne kadar su çıktığını soruyordu.gerçekte 6 litre su alındığı halde kendine bunun 2 katı söylendi.bu operasyondan sonra atatürk oldukça rahatladı ve canı enginar yemeği istedi.fakat bu sebze o zaman istanbul 'da bulunmadığından hatay 'a ısmarlandı.enginarlar geldiğinde durumu ağırlaşmıştı ve yemesi kısmet olmadı...


    salih bozok (başyaver) : kılıç ali ile birlikte doktorlardan,hastalığa ilişkin izahat istedik.hastalığın sürekli ilerlediğini,kurtulma şansının yüzde 3 olduğunu söylediler.karaciğer durdu.vaziyet vahim ve ümitsiz,dediler.bu feci akıbeti öğrenmek beni büsbütün sarstı.içimde en ufak bir ümit şulesi bile kalmamıştı,atatürk ölüyordu...


    8 kasım 1938 - allahaısmarladık

    atatürk 8'i gecesi şiddetli bir nöbetten sonra,allahaısmarladık diye mırıldandı ve yeniden komaya girdi.bu ikinci ağır komaydı ve bir daha hiç çıkmayacaktı.artık yanındaki herkes,onun son saatlerini yaşadığını biliyordu.ama ağlamak ve başucunda çırpınmaktan başka ellerinden hiçbirşey gelmiyordu.

    hasan rıza soyak (cumhurbaşkanlığı genel sekreteri) : bir ara,sağındaki tuvalet masasının üzerindeki saate baktı.herhalde iyi göremediği için bana sordu:

    -saat kaç...

    7 efendim,diye cevap verdim.biraz rahatladınız mı? diye sordum,evet dedi.arkamdan neşet ömer irdelp yanaşıp dilini çıkarmasını rica etti.dilini ancak yarısına kadar çıkarabildi.irdelp;lütfen biraz daha uzatır mısınız diye seslendi,boşuna...artık söylenenleri anlamıyordu.dilini uzatacağına tamamen içeri çekti.başını biraz sağa çevirerek dr.irdelp'e dikkatle baktı ve aleykümmüsselam dedi.son sözü bu oldu...


    10 kasım 1938 - son beş dakika

    dünyadaki son 5 dakikasına gözleri kapalı girdi.göğsü sık sık inip çıkıyordu.dışarıda bütün bir ulus radyo başındaydı.savarona atasına son bir saygı duruşu için dolmabahçe önüne demirlemişti.saray,derin bir sessizlik içindeydi...


    dr.ihsan a.özkaya (atatürk'ün doktoru) : başucunun sağ tarafında prof.dr.mim kemal öke durmakta...yanında doktor kamil berk başını onun omzuna dayamış hıçkırıyor.prof.dr akil muhtar özden kendinden geçmiş gibi odanın içinde;aman yarabbi,aman yarabbi diye ağlayarak dolaşıyor.genel sekreter hasan rıza soyak ile muhafız komutanı ismail hakkı tekçe yatağın ayakucunun sol tarafında duruyorlar.onların da gözleri yaşlı.kılıç ali de onlar gibi.ellerini kavuşturmuş;son saygı duruşunda...


    kılıç ali (atatürk'ün silah arkadaşı) : hayatına kastedilmemesi için icabında canımızı bile fedaya azmetmiş olduğumuz büyük atatürk,hepimizin gözleri önünde güpegündüz fani hayata veda edip gidiyor,herkes ellerini kavuşturmuş,büyük bir acz içinde duruyor,kimsenin elinden birşey gelmiyordu.aman yarabbi,adeta dehşet içindeydik.hasan rıza dayanamadı,büyük bir teessür içinde bana;

    -kılıç bak,koca bir tarih göçüyor,dedi.

    saat tam dokuz'u beş geçiyordu...


    hasan rıza soyak (cumhurbaşkanlığı genel sekreteri) : birdenbire gök mavisi gözleri açıldı ve sert bir hareketle başını sağa çevirdi.ben de artık hıçkırıklarımı zaptedemedim.diz çöktüm.sağ elini ellerimin içine aldım,öptüm ve yüzüme sürdüm.


    dr.ihsan a.özkaya (atatürk'ün doktoru) : operatör mim kemal öke atatürk'ün açık gözlerini kapattı.kamil berk'de gazi mustafa kemal imzalı beyaz bir mendille çenesini bağladı.son nöbet defterine şöyle yazıldı:

    -saat 9:05,vefat etmişlerdir.


    salih bozok (başyaver) : hekimler büyük ölünün odasından çıktıkları zaman,yüzüm kimbilir nasıl korkunç bir hal almıştı ki operatörü mim kemal bey telaşlanarak;nereye gidiyorsun? diye sormaya mecbur oldu.hiç dedim,gidiyorum işim bitti artık...fakat mim kemal bey bırakmadı.kolumdan tutarak aşağıya kadar indirdi.kalbim,iki değirmen taşı arasına düşmüş buğday tanesi olsa ancak bu kadar ezilirdi.ne ağlayabiliyor,ne konuşabiliyor ne de konuşulanları anlıyordum.bir ara büsbütün kendimden geçmişim.odadan deli gibi fırladım.nereye? diye arkamdan koştular.şimdi geliyorum,dedim.bundan sonrasını hiç ama hiç hatırlamıyorum...


    atatürk 'ün başyaveri salih bozok şuursuzca sarayın merdivenlerinden aşağıya koştu.alt katta boş bulduğu bir odaya dalıp,kapıyı kapattı.az sonra içeriden tek el silah sesi duyuldu...sesi duyup odaya koşanlar,içeride onu kanlar içinde buldular.tabancasından kalbine sıktığı bir kurşunla devrilmişti...


    kaynak: sarı zeybek belgeseli
    (henrikırinkıl, 22.09.2008 17:00 ~ 26.09.2008 03:10)