bir aile ki, insanlığın en büyük yedi tutkusunu elinde bulunduran, bir aile ki, evren ilk yaratıldığında da orada bulunan ve evrenin sonu geldiği günde bütün sandalyeleri masaların üzerine kaldırıp kainatı kilitleyip kapıdan dışarı çıkacak olan... şüphesiz ki,
endless ailesi. ve endless ailesinin en karalara bürünmüş, en alacalı, aynı anda hem iyi ve hem de kötü olabilen, yüzünden milyarlarca cinayeti, intiharı barındıran, gözlerinden kapkaranlık hazlar, hüzün ve hayalkırıklığı ve melankoli akan üyesi; morpheus ya da nam-ı diğer; sandman!
düşülke'ye hoşgeldiniz!
başka hiçbir karakterin olmadığı kadar felsefi bir alt yapıya sahip, neil gaiman'ın elinde tam bir sonbahara bürünmüş ve sayısız masallar, mitolojiler ve tarih ile beslenirken bütün bu birikmişlikleri aynı anda hem sizi kendinizden geçirmek için kullanırken, aynı anda da içinize ölümcül sancılar, tuhaf fısıltılar boşaltan ve bir düşpereste dönmenizi sağlayan adam/hikaye.
konu sandman olunca, elim ayağım birbirine karışıyor aslında. kuzey tanrılarından mı başlasam işe, yoksa babilden mi, yoksa neil gaiman'ı mı açıklamaya çalışayim önce? yoksa serideki sayısız göndermeleri ya da sandman'le tanıştıktan sonra asla kendinizi bu dünyaya ait hissedemediğinizden mi konuşayim, bilemiyorum...
fakat emin olduğum bir şey varsa, o da, neil gaiman'ın sandman'indeki melankoli içinize bir kez yerleştiğinde, bir daha aynalara ve geceye aynı güvenle bakamadığınızdır. kendinizi sürekli sığınacak bir düş ev arayışında, binbir gece masallarına sığınmışken bulduğunuz.
"rüyalar tuhaf ve aptallar beni korkuyor." s.
düşülkede görüşmek üzere..