belki de yalnızca türkiye'de bu kadar kullanılan ve üstüne gidilip derinlemesine araştırma yapılan kavram...bu kavramı ortaya atanların sanat filmi dedikleri şeyden ne anladıklarını sorgulamak gerekir ilk evvela..onlar için sanat ucuz,popülist,sığ belli bir kesime hitap eden,oyalayıcı,sakız gibi çiğnendikçe tadını yitiren filmlere karşı ortaya koydukları bir antitezdir...oysa ki sinema da diğer sanat dalları gibi yaratma ve bir şeyleri ortaya koyma adına yapılır,diğer sanat dallarındaki gibi yapım süreci emek ister,fedekarlık ister ve her şeyden en önemlisi de bir şeyi yoktan var etme arzusu taşır.bu nedenle sadece kendi beğenisi üzerine yorumlar yapan birkaç sivri zekalı eleştirmen ve sinemacı yüzünden bugün harcanan onca emeğe,maddi manevi kayba rağmen gerekli saygıyı, ki bu sadece yok olmaya yüz tutmuş türk sinemasını biraz olsun hareket getirdikleri için bile yapılmalı kanımca, görememiş tonca sanat filmi olmayan film çekilmiştir.
bu ortamda her zaman gündemdeki yerini korumuş asrın klişesi sanat toplum için mi yoksa sanat için mi yapılmalı tartışması devreye girer..ödüllü filmlere halkın göstermediği rağbet onları halkın gözünde başarısız göstermez sadece halkın önüne diğerleri kadar kolay ulaştırılamadığı,reklamının yeterli ölçüde yapılmadığı (altın palmiye kazanmak bile yeterli olmayabiliyor bazen) ve bu nedenle de ilgi çekemediğini gösterir...buradan yola çıkıp da bizim toplumumuz mehmet ali erbil'i,cem yılmaz'ı izlerken neden uzak filmi 50bin kişi bile çekemez,çünkü onların ki sanat filmi değil,bizimkisi daha üstün bir ırka,tabakaya hitap ediyor,sebebi budur demek soruna ne kadar rasyonel ve hangi açıdan baktığımızla ilgilidir aslında...
ülkemizde zeki demir kubuz ve nuri bilge ceylan (kaç kişi bunlar yahu!) isimli berbat yönetmenlerin başını çektiği, adına fakülte denen nifuck yuvalarında eğitimi de verilen, izlenmeyeceği önceden belli olan, izleyiciyi tren ve bilimum demiryolu araçlarına baktıran ve çekilmesi enflasyonun % 0 a düşmesi şartına endekslenmesi gereken akım şeysi.
onca yıldır yönetmenin yavaş hakeret etmesi ve kameranın takriben 5 saniyeden fazla sabit tutulmasından daha derinlikli bir fikirle eleştirilemedi. tek kriteri vasat izleyicinin anlayamaması. anlamayan neden anlamadığını sorgulamaktan çok "neden bu filmi beğenmişler ki" sorusuyla zihnini meşgul ediyor.
gerçek zaman algısına tahhammülü olmayan izleyicinin düzeysizliğinden çok çekmiştir yapımında emeği geçenler. uçuşan bir tüy, bir gazete kağıdı gerçekte 15-20 saniye havada asılı kalıyorsa patlamış mısırlı, kolalı izleyici bunun 3 saniye ile sınırlı tutulmasını arzular. yolun başında gördüğü bir araba o sabit hızla ve o mesafeden 1- 2 dakikada gelecekse , sanat filminden haz etmeyen izleyici bu sürenin maksimum 5 saniyeyle kısıtlanmasını ister ki içtiği kola izlediği aksiyona eksik gelmesin.
bu işin pirleri, gerçekten fersah fersah kaçıp sinemayı sadece "hayal satıyorlar" benzeri ucuz sloganlarla ifade etmeye alışmış izleyiciye pekala hayal değil gerçeğin ta kendisini satmakla mükellef olabilirler . bu sebeple bir sevişme sahnesi farklı açılardan erotize edilmiş bir hareketten çok bizzat senin yatakta yaptığın gibi kaba ve tiksindirici olabilir. ya da düşünceli bir adam,bir pencerenin önünde sigarası bitene kadar bekleyebilir. babası ölmek üzere olan oğlun göya 12 eylül trajedisi ile soslanmış dramı sırf ağladığınız için sanat olmayabilir mesela.aynı hikayelerin katmerlisini akşam haberlerinde izlemekten kaçınmışlığınız çoktur ama ambalaj, albeni, dramatiklik "hayatımda izlediğim en güzel filmdi" gibi sinema kültürünün uzağından geçen sözleri sarf etmeye yol verir.
"başı sonu belli" , dizi kurgusuyla çekilmiş film tam da istendiği üzere alışılagelmiş olunan kategorilerin dışına çıkmaz. vasat izleyicinin illa ki sarsıcı bir sona ya da kendini yabancı hissetmeyeceği giriş-gelişme-sonuç sırasına ihtiyacı vardır. haliyle zeki demirkubuz , nuri bilge ceylanaynı düz bakışın köşeli perspektifiyle "sırf iki entel kendini övsün, halk bişey anlamasın" fikriyle yola koyulmuş olur. doğal olarak yönetmenin neyi anlatmak istediği değil , izleyenin neden kendi izlemek istediği gibi anlatılmadığı noktasına gelen, sinemanın prensiplerine aykırı, komik, absürd bir durum ortaya çıkar.
bilhassa türkiye'de bu bilmezliği ve anlamazlığı ile gurur duyan ukala kendini bilmezlerin sayısı çok. gerilim olacak, gerilim hissedilecek, olaylar onun tabiri ile "bir yere bağlanacak", yönetmen derdini hemen anlatacak, kendine cevaplayacak tek bir soru bırakılmamış olacak, ödediği bilet parasının hakkı verilecek, sıkılmayacak,oyuncuların rol yaptığının anlaşılması için karakterler inandırıcı bir şekilde ağlayacak...
bu sebeple uzaya fırlatılan kemiğin , uzay aracına dönüşmesi; uzay boşluğunda neredeyse 1 dakikaya yakın uçan insanların görüntüleri sıkar. maymundan uzaya geçiş nasıl olmuştur, neden dinozorlar koşuşturmamıştır, arada bi ikinci dünya savaşı ,naziler var neden onlar atlanmıştır, ortaçağ bile yoktur. deli bir bilgisayar ve ne olduğu bilinmeyen ışık şovuyla film biter. böyle sanata sokayım... halbuse çetin tekindor nasıl ağlamış, oyunculuk dersi vermiş, çağan ırmak nasıl coşturmuştu.
kelebek ve dalgıç isminden dolayı adamın vurgun yediği için felç olduğunu sanmıştım ama tabi sanat bu azizim..dalgıç malgıç derinlerde anlam barındırıyor imiş izleyince fark ettim.
istanbulda emek sineması sanatsal filmlere daha çok yer verir
film izlenir ve biter; ortamdakilerin hepsi hayatlarının en boktan filmini izlediğini düşünmektedirler ancak kimse cesaret edemez söylemeye; utanır. en nihayetinde bir açıksözlü itiraf eder:
-bu ne lan. mına koyiim bu film mi ödül aldı? sik gibiydi resmen.
+sanat filmi olm bu.
- haa ok.
tüm sanat filmlerinin bu şekilde olduğunu iddia edecek kadar öküz değilim ancak zorla da olsa nuri bilge ceylan diye pompalanan arkadaşın filmlerini izledim ve resmen harcadığım zamana yanıyorum. bu sanat filmi mi şimdi? her sanat filmi böyle mi olur? dünyanın en boktan filmi anlamına mı geliyor sanat filmi? ya da birşey boktan ve sıkıcıysa onun sadece türünün değişik olması boktanlığını meşru mu kılar? bu filmler ödül aldıysa almayanlar nasıl? gibi soruları beynimde cereyan ettirmiştir.
ha akla şu soru gelebilir. peki madem bu kadar boktan, neden bir izleyici kitlesi, beğenenleri var? cevabı klasik dostlar. abazanlıktan çatlayanların sığınaklarından sadece bir tanesidir bu akım. sadece abazanlık değil hayatta bir baltaya sap olamamışların da kalesi olmuştur bunlar. elbette güzel yapıtlar vardır ama benim lafım sik gibi olsa da sırf sanat filmi diye övülen pompalanan filmlere.
bir grup çirkin kendini farklı göstermek amacıyla "lan bize bu entel akımdan bir çorba çıkar mı?" düşüncesiyle türlü forumlarda, türlü ortamlarda, tv de öve öve bitiremediler bu filmleri. medyanın en büyük güçleri de bu abo ların, bu çirkinlerin elinde olduğu için millet de bir bok sanıp izledi. ve aynı diyalogdaki gibi korktu boktan demeye. yıllardır böyle sürüp geliyor bu türün hikayesi. daha da birkaç yıl götürür. ama elbette balonu patlayacak.
sanatın her türlüsünü severim takip etmeye de çalışırım. ancak bu filmler sanat filmiyse sokayım böyle filme, böyle sanata.