"araplar bedeviyet sayesinde kadınlarla muaşaka (aşk yaşama, sevişme) edebilmişler, hakikaten müessir (dokunaklı) ve muhrik (yakan, yakıcı) şiirler vücuda getirmişlerdir. bizim[yazarın notu:(ömer seyfettin'in değil benim notum)yani sizin valla benim değil bak yemin verdim ha] medeni islamiyetimiz kadınlarla erkekleri şiddetle birbirinden ayırdığından hakiki ve mariz (hasta) aşklara meydan kalmamış. hakiki aşklar olmayınca şairler hayalleriyle muaşakaya (sevişmeye) başlamışlar. şiirlerinde hakikatin o basit sadeliğine mukabil(karşılık); hayatın mutantan (tantanalı, gösterişli), alacalı, boş suniliği meydana gelmiştir. samimi hareket edenler, hakikati yazmak isteyenler de ahlaksızlıkları bizans hislerinden imal edilen heykeller dikmişlerdir. nedim'in hamamnamesi, fazıl'ın hubanname'si, vehbi'nin şevk-engiz'i rahmi'nin name-i dil'i gibi... yüzlerini doğu'ya çevirerek yazan şairlerin hitaplarını, ahlarını, ohlarını, gazellerini umumiyetle kadınlar için zannedenler bir sünnet çocuğu kadar masumdurlar."
demiştir
ömer seyfettin yeni lisan makalesinde. vakti zamanında edebiyatımızda bu gibi eserlerin verilmiş olduğu gerçeğiyle yüzleşince en azından ülkemizde varolan "sanat ahlaki olmalıdır sorunsalı" komiktir, enteresandır.
(bkz:
lut kavmi)
(bkz:
olm bu ne lan!)