sanatçı 

 sayfa  / 2
adana çık aradan

  1. sanatla uğraşan kimse..

    (bkz. bu ülkeye sanatçılar lazım)
    (bkz. her şey olabilirsiniz ama sanatçı olamazsınız)
    (bkz. bir sanatçı olarak petek dinçöz)
    (bkz. resimdeki sanatçı)
    (zeus, 15.05.2004 17:35)


  2. tdk açıklamış:

    güzel sanatların herhangi bir dalında yaratıcılığı olan, eser veren kimse, sanatkâr.
    sinema, tiyatro, müzik gibi sanat eserlerini oynayan, yorumlayan, uygulayan kimse.

    2-3 şarkı söyleyerek birkaç barda insanları eğlendiren insanlara asla söylenmemesi gerekenlerden biri de "sanatçı" kelimesidir. biraz podyumda yürü manken ol, iki poz ver model ol, aptal bir dizide oyna oyuncu ol, iki şarkı söyle sanatçı ol. ne kolaymış lan burda hayat!!!
    (aqua, 19.08.2004 22:45)
  3. televizyon dünyasında kendine iyi kötü yer edinmiş herkes için kullanılan içi boş adlandırma.
    (invisibleruh, 19.09.2004 17:49)
  4. hakkında çok yanlış düşüncelere sahip olduğumuz meslek grubu. bazılarımız eline her mikrofon alanı sanatçı olarak değerlendirirken bazıları da sanatçıya ayrı bir kudsiyet atfederler. esasında sanatçılık bir meslektir, saygınlığı da o kadardır. her ekrana çıkan sanatçı olamayacağı gibi her gerçek sanatçı da saygın değildir, zira sanat dünyada önem sıralamasında çok gerilerdedir.
    (organometallic complex, 03.10.2005 11:04)
  5. türkiye'de tartışmasız özünü,benliğini yitirmiş kavram.her magazin programında veya haberlerde dahi beynimize işletilmeye çalışılan 2 şarkı söyleyip star olan ya da sexiliğini kullanıp bir yere gelen insanların sanatçı olarak ifade edilmesi zaten durumun vahimliğini açıklamaya yeter.sanatçılık herşeyden önce şarkı söylemek,oyun oynamak,filmlerde soyunmak değildir.sanatçılık yaptığın hareketlerle,harcadığın emekle,insanlara ürettiğin sanatla o insanların hayranlığı kazanmaktır.yaptığı eylemle bir hayran kitlesi oluşturmaktır.sanat senin benim herkesin yapacağı notalara dahi bakmadan sıradan bir şekilde şarkı söylemek değildir.bu gün bir fazıl say'a veya suna kan'a sanatçı diyip ardından manken bozması 2,3 single ile hit yapmış insanlarada sanatçı diyorsak bu işte ne kadar büyük terslik olduğunu zaten anlamış olmaktayız.ama işin özeti budur bir şekilde böylede gidecek gibidir 4-5 yaşındaki çocuğun dahi en büyük eğlencesi olan televizyonda bunları görmesi bunları örnek alması ve kafasındaki sanat anlayışının bu şekilde gelişmesi bu dakikadan sonra değiştirilmesi zor bir durumdur.böyle gelmiş böyle gidecektir malesef sanatçılık sexilik,soyunma,senin benim gibi şarkı söyleme ve magazin programlarında boy gösterme olarak çıkacaktır karşımıza..
    (benikoyupgitmeneolursun, 07.12.2005 11:52)
  6. gerçekten sanatçı olarak nitelendirlebilecek, yıllarını bu işe vermiş, halk tarafından artık tamamen kabul edilmiş kişilerin,örneğin sezen aksu, üstüne basa basa "ben hiç sanatçıyım demedim bugüne kadar" dediği, buna tezat olarak ise, bir gecede çektiği açık saçık bir kliple, gazeteye verdiği çıplak pozlarla bir yere gelmiş şarkı söyleyenlerin, dizi oyuncularının kendilerinin bu kategoriye girdiğini iddia ettiği kavram. bu işi bir bilmeyen var ama kim?
    (ascella, 18.01.2006 13:17)
  7. yaşama bir şeyler katan ya da yaşamı, sanat eseriyle yeniden yorumlayan kişi. lo lo lo yapmayla olmuyor.
    (squadron, 18.01.2006 13:58 ~ 13:59)
  8. türkiye'de, mensubu olanların şanslı olduğu meslek grubudur.

    ülke ortalamasının üzerinde eğitim almış bir anne babanın çoğusunuzdur. yine de onlar, sizden daha önemli olmayan işlerle o kadar meşguldürler ki, henüz okulöncesi eğitiminizi almıyorken sizin hangi oyunlara daha istekli olduğunuzu göremezler. siz ister halının üzerine oturup pipetlerle geniş yollar yapın; ister kalemi bile doğru düzgün tutamazken beyaz sayfaların önünden ayrılmayıp saatlerce resimler yapın, onlar için aynıdır. siz doktor, mühendis, müfettiş olacaksınızdır, ötesi yoktur.

    komşu ziyaretlerinde, "büyüyünce ne olacaksın?" sorusunu cevaplamak bile size düşmez. "doktor olacak" derler, kabul edersiniz. hatta o kadar benimsersiniz ki, siz de doktor olacağınıza inanmaya başlarsınız, doktorluk nasıldır bilmeden. ve artık soru soran komşulara "doktor olacağım" cevabını vereceğinizden şüphe duymamaya başladıkları anda da size karışmazlar. bu beklenen cevabı her duyuşları, onlar için bir doyum, sizin içinse "aferin sana yumurcak" diyen komşuların saçınızı okşuyor olmasının verdiği şapşalca bir mutluluktur hepsi bu. arada bir, çocukça bir vurdumduymazlık, bir coşkuyla "şarkıcı olacağım" derseniz, komşular da dahil herkes size güler çünkü şarkıcı olmak komiktir.

    eğer okul hayatınızda başarılıysanız, bir sanatçı olabilme ihtimaliniz de azalır. çünkü ortaokul ve lise yıllarında aldığınız eğitimle girdiğiniz sınavda aldığınız puanı maksimum şekilde kullanmaya koşullandırılırsınız. aldığınız puanın beş on puan aşağısında bir yer yazmak bile "puan israfı" olarak değerlendirilirken bir konservatuara girip müzisyen, heykeltıraş, balerin, tiyatrocu, vs. olma ihtimalinize kargalar güler. çünkü bu yukarıda sayılan mesleklerin mensupları üniversiteye girebilecek bilgi birikimine ve üniversite okuyacak zekaya sahip olmayan insanlardır.

    inat edip "konservatuar sınavlarına gireceğim" dediğiniz de karşınızda "müzik öğretmeni mi olacaksın" ya da "heykeltıraş olursan geçinemezsin" diyen aile fertleri görürsünüz ve hevesiniz* kırılır. kendilerince haklıdırlar çünkü her müzik bölümü mezunu müzik öğretmeni olur, her heykeltıraş da -böyle bir ülkede- aç kalır.

    onlar için çok iyi çizimlerinizin, uzun yıllardır yapageldiğiniz bestelerinizin olması önemsizdir. bunlar hobidir, asla meslek olamazlar.

    üniversite hayatınız, o güne kadar sanatçı namzedi olarak yetişen ruhunuzla örtüşmeyen bir bölümde geçebilir ama önemli değildir. ne de olsa mezun olunca karnınız, sanatçı olduğunuz zamana göre daha çok doyacaktır.

    mezun olduktan sonra üniversitede öğrendiklerinizin hiçbir işe yaramadığını anladığınız kamu personeli sınavları, hepsi birbirinin aynı insanlarla verdiğiniz mülakat savaşları, tüm etik değerlerinize rağmen, isyan noktasına gelip torpil aramayla geçen günleriniz benliğinizden bir şeyleri de götürür. bu durumda bile, sanatçı olmak seçenek dahilinde değildir. tüm bu sıkıntılar bile sanatçı olmaktan iyidir.

    sonunda -şanslıysanız- bir işe girersiniz. iş yerinizde basit bir pozisyon için türlü türlü yalakalıklar, çeşit çeşit dümenler yapabilecek kadar alçalanlar, devlet kurumlarında her iktidar değişikliğinde, koltuğundan olmamak veya daha iyi bir koltuğa kurulmak için dini inanışlarını, alkol kullanma tercihlerini, -kısacası- yaşam tarzlarını değiştirmeye gönüllü korkaklar arasında yapayalnız kalırsınız. yine de durumunuz -size öğretildiği üzere- bir sanatçınınkinden iyidir. o açtır, geleceği belirsizdir. sizin ise maaşınız vardır ve sigorta priminiz, her ay yatırılmaktadır.

    sonra bir gün saçlarınız dökülüp, göbeğiniz hafifçe çıktıktan, zamanınızın doluluğundan uğraştığınız sanat dalına yıllarca ilgi göstermedikten, tıpkı ailenizin istediği gibi biriyle evlenip, adını bile onların uygun bulduğu çocuğunuzu büyüttükten sonra sorgularsınız nerede hata yaptığınızı. hatta belki buna vesile olan, yıllar önce yazdığınız bir şarkıyı dinleyip size o günler hakkında sorular soran oğlunuz olur*. işte o an, bazı şeylerin farkına varmaya başlarsınız.

    tıpkı size söylenildiği üzere, karnınızın gerçekten doyduğunu ama ruhunuzun hep aç kaldığını; geleceği belirsiz olan o heykeltıraş, yıllardır bugünü yaşamakla meşgulken sizin, geleceğinizi planlayarak yaşamanız öğretildiği için, herkesten hiçbir farkınızın kalmadığını; zamanında hobi sınıfına soktuğunuz, ya da sokmanızın beklendiği şeylerin varolma sebebiniz olduğunu, özünden çok az şey taşıyan, onların istediği kalıba girmiş birisi olduğunuzu ve artık isteseniz de o ruhu yakalayamayacağınızı farkedersiniz.

    çocuğunuz konservatuara girmek istediğinde, ona "sen çok başarılı bir müzisyen olabilirsin" demeniz gerektiğini öğrendiğinizi farkedip her şeye rağmen -onun için- gülümsersiniz.
    (charey, 14.07.2006 02:06 ~ 27.01.2007 19:30)
  9. türkiye'de zanaatçi terimiyle kariştirilan veya zanaatçi terimi yerine kullanilan kavram. bunun sebebi de bu kavramı taşıyabilecek nitelikli eleman azlığıdır. zaten, türkiye'deki ortam da ancak zanaatçi kavraminin faaliyet alanı için müsaittir. gerçek anlamda sanatçı ünvanini hakeden kimselerin bu ortamda barınması çok zordur. çünkü, bu toplumda en çok gerçek sanatçilar zorluk çekmiştir ve çekmeye de devam ediyorlardır. sanatçi, düşünen ve üreten adamdır. düşünceye tahammülün olmadığı topraklarda pek boy göstermezler. kazara gösterenler de tırpanlanır.
    (respectful, 21.10.2006 21:12)
  10. sanatçı;sanatı için doğandır.sanatçı olunmaz sanatçı doğulur diye çok klişe bir laf vardır sonuna kadar arkasındayımdır.sanatçı olunmaz doğulur.benim için hem benim uğraşımda branşlaşmış bir insan olarak hem de tüm sanat dallarındaki sanatçılara genel olarak baktığımızda en önemli isimlerden birisi leyla gencer'dir.sanatçı diyince onun gibi bir insan gelir benim aklıma.o sanatçı olmamıştır mesela,doğmuştur.duruşu buna şahittir,bakışı buna şahittir,ortaya koyduğu ruh buna şahittir.sanatçı;sanatı için debelenendir,sanatı için her şeyden vazgeçebilendir,sanatıyla uçurumlara gidebilendir,sanatına tutkun olandır,sanatının üstüne aşk tanımayandır,sanatına inançla,inatla,hırsla bağlı olandır,sanatı ve hayatındaki diğer şeyler arasında cennet ve cehennemi yaşayandır,sanatına tapandır...sanatçı özgün olandır.taklitlerden uzak,saf ve durudur sunduğu şey.sadece sanatının hakkını verebilmenin savaşı içinde olandır,bu savaşta sesiyse silahı sesini,çizgileriyse silahı çizgilerini,vücuduysa silahı vücudunu,elleriyse ellerini,ayaklarıysa ayaklarını,parmak uçlarıysa parmak uçlarını,gözleriyse gözlerini özgün kılabilmelidir.taklitlerden uzak,sadece kendi olarak...bugün ben kim olduğunu bilmeden duyduğum aryayı seslendirenin leyla gencer olduğunu anlayabiliyorsam,imzasını bilmeden okuduğum bir yazının shakespeare'e ait olduğunu farkedebiliyorsam o insanlar sanatçıdır işte.sanatçı olmak yıllanmak demek değildir,sanatçı olmak konservatuvarlı ya da güzel sanatlı olmak değildir,sanatçı olmak sadece yetenekli olmak değildir,sanatçı olmak sanatı sevmek değildir.sanatçı olmak; sanatında farklı olmak ve bu farkı gösterebilme yetisine sahip olabilmektir,sanatçı olmak sanatında kendi stilini,çizgisini yaratabilmektir.sanatçı olmak;"ya bir gün scala'da söylerim ya mesleği bırakırım" diyebilmektir mesela.sanatçı olmak;3000 kişiye aynı anda "bravo!" dedirtip ayakta alkışlanabilmektir.sanatçı olabilmek;sunduğunuz karşısında insanları düşündürebilmek,ağlatabilmektir.sanatçı olmak bunları yapmak için;acı çekmeyi,üzülmeyi,hırpalanmayı,yıpranmayı,kaybetmeyi,
    kaybolmayı,sürüklenmeyi,zorlanmayı göze alabilmektir.tüm bunların içine içine koşarken yine de güçlü durabilmektir.
    kaç kişi var bu meydan savaşına atılabilecek kadar cesur ve galip gelebilecek kadar tutkulu?ister klişe olduğu düşünülsün bu lafın,ister bayağı,ister absürt,ister banal,ister amiyane..sonuna kadar arkasındayım; sanatçı olunmaz sanatçı doğulur.
    (marguerite gautier, 10.02.2007 23:36)
  11. objektifi subjektif yapabilen,subjektifi de objektif yapabilen insandır.
    (parpali, 08.04.2007 22:39)
  12. yaşantısının her anıyla etrafına örnek olan kişidir.
    (brodlu, 13.04.2007 13:44)
  13. egosu yüksek kimse.
    (bilal12, 04.05.2007 00:22)
  14. ortalıkta tanrısal bi ışık yayıyorum ben edasıyla dolaşmayan,insandan çıkan şeyin insanüstü bir varlık tarafından yaratılamayacağının,bunun bir yalan ve işin pazarlama kısmı olduğunun bilincine varmış ve insan gibi insan olan,varlığıyla yaratan sessiz sakin ve lakin fırtınalı aynı zamanda ,türümüz örneği.
    (hominy, 04.05.2007 00:40)
  15. bu memlekette petek dinçöz de sanatçıdır candan erçetin de. düşünün artık ne kadar geniş bi kavram.
    (hayalet, 04.09.2007 12:59)
  16. hem yaratıcı hem de yok edici olabilen yarı tanrı.
    (comtesse de lautreamont, 28.09.2007 01:39)
  17. her gerçek sanatçı yetkin bir sanatsal görüye ulaşmış kişidir. bu da ancak felsefenin sağlayacağı bakış açısıyla olasıdır. her sanatçı kendi koşulları içinde filozoftur. her gerçek sanatçıda insanlığın tüm temel sorunları dizgesel bir tutarlılıkta aydınlığa kavuşur. “ yüksek düzeyde hiçbir sorun yoktur ki dostoyevski’nin romanı onu ele almış olmasın” der gide. ancak romandaki bu sorunlar durumların, olayların, ilişkilerin arasından sezilebilen sorunlardır, onları bir felsefe kitabında olduğu gibi apaçık göremeyiz. flaubert yerden göğe haklıdır: “ tanrı nasıl yaratısında görünmez ve tam güçlü olarak varsa sanatçı da yapıtında her yerde sezilmeli ama görülmemelidir.”
    afşar timuçin (özgür prometheus)
    (city boys, 16.10.2007 20:16)
  18. gözle görünmeyeni yırtan kişi; yaratılanların en üstünü derler ya (bkz: insan) işte o varlığın da yaşama kaynağıdır sanatçı.sanatçı gözle görünmeyeni yırtar ve gösterir, duyulmayanı duyurur, kimi zaman kırar parçalar bir şeyleri; ancak bir nedeni vardır: ışığı yakalamak sonra da yansıtmak.
    gel gör ki sözcüklerin boşaltılan kavramları onları susturmaya yetmez.sanatçı da böyledir, insanoğlu onun da içini boşaltmıştır, dökmüş saçmıştır ortalığa; amacını da haddini de bilmez çünkü insanoğlu.onu dizginleyecek ve insan olduğunu anımsatacak da yine sanatçının kendidir.
    sanatçı, insanın olduğu her yerde olandır...
    (ozansı, 16.10.2007 21:22)
  19. adalet ve kalkınma ile birlikte ülkemizde anlamı en çok çarpıtılmış sözcüklerden biri.
    (yata yata paslandık, 19.10.2007 15:45)
  20. sanatçıların çoğu, ilgisizlikten değil, anlaşılmamaktan yakınır. anlaşılmak ise, bu durumda, beğenilmekten başka bir şey değildir. anlayışsız saydığı halk yüzünden, sanki o halk sanattan anlıyormuşçasına zengin olan sanatçılar da var. böyleleri, belki de, ileri gitmiş ülkelerdeki sanatçıların yalnız maddi yönden değil, saygı görme bakımından da kavuştukları üstün duruma imrendiklerini anlatmak istiyorlar. o gibilerin unutmamaları gerekir ki, halk hiçbir zaman, hiçbir yerde gökten anlayışla inmemiş, yetişmiş, yetiştirilmiştir. bu bakımdan sanatçı, hazıra konmayı beklememeli, görevleri olduğunu da hesaba katmalıdır.

    kimi de anlaşılmayı bir yana bırakmıştır; sanat, bilim, politika işlerine karşı genel bir ilgisizlikten yakınır durur. bundan ötürü, ilgisizlik denince, nedense hep halkın ilgisizliği gelir akla; aydınların da halka karşı ilgisiz olduğu üzerinde pek durulmaz. böylece halk, kendisinden boyuna ilgi beklenen, fakat ona ilgi gösterilmesi pek de gerekli olmayan tuhaf bir yaratık durumuna getirilmiştir. halkın, sanatçıları, politikacıları, genel olarak aydınları kendi başlarına bırakması, onların söylediklerine, yazdıklarına sanki kulaklarını tıkaması, belki de bu durumun doğurduğu bilinçsiz bir tepkidir.

    ilgisizlik, kimi sanatçının, çevresinden elini ayağını çekip içine kapanmasını sonuçlandırır. böyleleri sanattan kimsenin anlamadığı kanısını kolayca benimserler. ama bu gibi kimselerin, anlayışsız saydıkları kişilerden bir alkış geldiğinde, bu alkışı körlemeden bir beğeniş saymaları gerekirken, o kişilerin değerliliğinden söz açmaya kalkmaları kolay anlaşılır işlerden değildir. sadece beğenilmenin anlaşılma ve gerçek ilgi sayılması, bizim toplumumuzun aykırılıklarından biridir.

    yalnız sanat bakımından değil, örneğin, adalet bakımından da toplumun sağır olduğu, ilgisiz olduğu söylenir ikide bir. alain diyor ki: "toplum, kendisinden bir şey istemeyene, sürekli olarak istemeyene, bir şey vermez."

    gerçekten de, birtakım büyük düşünürlerin, toplumu sarsmaktan söz açmaları bu yüzdendir. onun için toplumu uyuşukluk içine sokan eskimiş düşüncelerin yerine yenilerini geçirmek, başka bir deyişle, kafaları değiştirmek, düşüncenin sınırlarını genişletmek inancında bulunanların, anlayışsızlıkla, ilgisizlikle karşılaştıklarında küsüp oturuvermelerinde bir çelişiklik vardır. öncüler, kimi yerde, halkın yararına olanı, halktan önce sezerler. bunun tesi doğru olduğu zamansa, aydının değeri küçülür, bundan ötürü de onun homurdanmasına yer kalmaz.

    bizde halk, uzun bir süre, politika savaşlarına ilgi göstermemiş, yukarı katlar arasında olup giden olaylara seyirci kalmıştır. bu durum, poltikacıların halkı araya karıştırmaktan titizlikle çekinmelerinden, halkın ilgisini istememelerinden değil midir?

    yıllanmış politikacıların, yurt yönetimine halkın ilgi göstermesini gerçekten istedikleri kolay kolay söylenebilir mi? ama, oy toplayamayınca, beğenilmediğini, sevilmediğini, düşeceğin anlayınca, halkın ilgisizliğinden, anlayışsızlığından yakınan ne çok poltikacımız vardır.

    iki öküz bir kağnı çekiyorlarmış: dingilin durmadan gıcırdadığını duyunca: "sana ne oluyor? yükü biz çekiyoruz, sen bağırıyorsun," demişler.

    kendi beğenisinin halkça anlaşılmadığını düşünüp de, halkın beğenisine uyuyorum diyerekten kötü işler yapanların durumu ise düpedüz çirkindir. sabahattin eyüboğlu, bir yazısında: "biz neler yazabilirmişiz, ama halk tutmazmış; ne filmler çevirebilirmişiz, ama halk böylesini istiyormuş; ne ince nükteler yapabilirmişiz, ama halk yalnız kabasından anlıyormuş," diye o gibilere takılır.
    (nino quincampoix, 07.11.2007 09:47)
  21. kime göredir neye göredir bilinmez ama hiçbir anlam ifade etmeyen gösterilerde bulunan insanlara bile zamanımızda sanatçı denilmeye başlandı ve bu gün geçtikce gözümüze gözümüze sokuluyor nasıl oluyor o derseniz çevrenize bakın gazetelere, televizyonlara, internete daha birçok yerde sanatçı müsveddesi olan insanları görebilirsiniz.

    peki bunları görmekten sıkılmadık mı?

    aslına bakarsanız ben yeterince sıkıldım.

    bugün üye olduğum bir paylaşım platformunda böyle bir tartışma yaşadım birisinin söylediği cümle korsan kullanım ve sanatçılarla ilgiliydi onun söylediğine göre şu zamanlarda televolelere çıkmayan turne yapmayan sanatçı kalmamıştı ama bana göre o televolelere çıkı;p hergün gördüğüm yüzler sanatçı değiller neden derseniz size şöyle anlatabilirim;

    bana göre sanatçı yaptığı işle gündeme gelmeyi başarabilen içerisinde yaşadıklarını yaptığı işe dökebilen ve vermek istediği mesajı karşısındakilere verebilen insanlardır.

    bu düşüncemden yola çıkarak bu vakitte msn'de online gördüğüm herkese bu soruyu sordum verilen tepkiler herkesin sanatçıdan anladığı şeyin ne kadar karmaşık olduğunu gösterdi bana daha doğrusu popüler kültürümüzde sanatçının ne demek olduğunun insanlara nasıl empoze edildiğini gösterdi.

    kısa örnekler vermek gerekirse sorum ve ilk tepkiler böyleydi.

    sanatçı nedir?

    -simdi iki tane sanatci vardir biri ses digeri dizi/film ceker

    -kendine has yetenekleriyle sanat yapan insan

    -sanat icra eden

    -yaptığı işle gundeme gelen kişiler .ama bu devirde pek sanatcı yok gibi bişey eskimeyen eskileri yasatıoz işte

    -barış mançodur

    ve benzerleri bu durumda sanırım toplumumuz sanatçılara çok farklı şekillerde bakabiliyor daha doğrusu daha benliğimizde yerleşmemiş olan sanat kavramı farklı anlamlarda şekillenip farklı sonuçlar meydana getirebiliyor.

    birde buna türk dil kurumu ne demiş ona bakalım:

    1 . güzel sanatların herhangi bir dalında yaratıcılığı olan, eser veren kimse, sanat adamı, sanat eri, sanatkâr.
    2 . sinema, tiyatro, müzik vb. sanat eserlerini oynayan, yorumlayan, uygulayan kimse:

    bu konuya sanırım şu ana kadar en güzel verilmiş cevap ulu önder atatürk'ündür. bu sözü sonda yazacağım.

    popüler kültürün yapı taşı haline gelmiş televole sanatçılarını insanların gerçek sanatçılardan ayırı;p sanatçının ne olduğunu anlamaları üzerinde daha büyük düşünceler geliştirerek sorgulamaları gerektiğine inanan birisi olarak umuyorumki bundan sonra sanat hakkında benimle tartışmaya girecek olan insanların sanat ve sanatçı kavramları popüler kültür yerine gerçek kavram anlamları üzerinde olur.

    "hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz,hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz fakat sanatkâr olamazsınız."

    not: uzun süre sonra anlamsız konuşup beni delirten arkadaşıma teşekkür ederim. bu sayede elime bir yazı daha geçmiş oldu.
    (zemberek yılanı, 01.12.2007 17:45)
  22. hissetmeyi ve hissettirmeyi bilendir.
    (ketenkele, 01.12.2007 18:28)
  23. oturup emek harcayıp (iyi ya da kötü) bir eser (film, müzik vs.) oluşturan, bu eserini internetten beleşe indirdiğimiz, sonra çaldığımız yetmiyormuş gibi bir de hırsızlığımıza kulp takabilmek için çok pahalıya (sanki ucuz olmak zorunda) satıyor (sanki almak zorundayız) diye bok attığımız şerefsizlerdir.
    (me vale madre, 22.01.2008 20:15)
  24. sadece kendini anlatabilmek, içini dökmek ya da sadece sanat yapmak amacıyla eser veren kişidir bana göre. yaptığı eseri satmaya, pazarlamaya kalktığı an gözümde tüccar oluverir.

    evet, biliyorum ki yüzyıllardır sanatçılar (shakespeare'inden fuzuli'sine, bob dylan'ından michelangelo'suna) para kazanmışlar yaptıkları işten. ama bi terslik var bu işte. sanatın kendisiyle çelişiyor bu yaptıkları bana göre.

    kim ne derse desin önce sanat yaptığını iddia edip, sonra eserinden para kazanamadığı için yakınan biri bana ikiyüzlü görünüyor.

    (bkz: aha kulp)

    not: siz son bkz'a bakmayın. söylediklerimde ciddiyim.
    (yorkshire, 22.01.2008 20:27)
  25. (bkz: tolga özkan)
    (fethiye, 21.02.2008 17:10)
 sayfa  / 2