1. "peki kime yazıldı? hangi kadın böyle bir şiir yazdırabilir ?" sorularıyla birlikte içten içe bir kıskançlığın filizlendiği şiir.
  2. abdülkadir budak şiiri. sadece bakmak fiilinin bünyedeki yansımaları nasıl da güzel anlatılmış, kişinin dizelere ekleme yapası geliyor. sana bakmak üstüne basılmamış karın üstüne atlama isteği gibiydi, gibilerinden... abartmadan şiiri de aktaralım;

    göğe bakmak gibi bir şeydi anlaşılan
    açık mavi bir göğe, gündüz yıldızları olan

    sana bakmak gölde kayık olmaktı
    kış günü köy evinde soba olmaktı bir de
    yaz günü bir ağacın gölgesinde uyumak
    elma soymak gibiydi, kavun kokusu
    içimdeki hastaneden taburcu olmak
    sana bakmak bana hep iyi geldi
    sanki saç örgüsüydün salkım söğütte
    sana bakmak güzel olan her şeydi

    sokak kedisine şefkat, baltalara merhamet
    sana bakmak ağaçlardan yana olmak demekti
    bahçe mahkemesinde nergisin tanıklığı
    yoksul öğrencilere defterlerdi, kalemdi

    heyecanını yitirmiş istasyondum belki de
    gelen hiçbir tren beklediğim değildi
    yalnızlığa sarılmaktan kurtuldum
    çünkü yüzüne baktım çünkü yüzün ay
    ışıtıverdi birden içimdeki geceyi

    sana bakmak yastan çıkıp dörtnala
    lunapark şenliğine geçmekti bir bakıma

    teneffüs zili kadar sevimli derslerdi yüzün
    çiçekten karneyle eve dönmekti
    bitmiş gibi konuştum, şaşkınlıktandır
    sana bakmak iyi değil, pekiyi
  3. çocukken uçsuz bucaksız gelen
    anason tarlalarının öteki yanından
    esen rüzgarın getirdiği anason kokusuyla
    dönen başım(dı) sana bakmak;
    köyümün bir ucundan diğer ucuna yürümekle
    vardığım okulumun geniş bahçesine
    ilk adımımı attığımda aldığım
    derin soluk(tu);
    okul bahçesinde yaptığımız resim derslerinde,
    bakkaldan aldığım birbirine yapışmış
    akide şekerlerini ağzımda eritirken
    yağsız pastel boyayla
    yaptığım resim(di);
    annemin kuzinede pişirdiği kurabiyeleri
    arkadaşlarımla paylaşırken, bir yandan
    'aldım verdim ben seni yendim.' adımlarında en iyi
    olanı seçmek(ti);
    merakına yaktığımız kocaman ateş canlanınca birden
    panikle, üstüne basarak söndürmeye çalıştığımda,
    bacağıma yapışan naylonun verdiği acıdan çok
    anneme babama diyeceklerimi düşünürken
    yüreğimdeki korkmak(tı);
    köyümden ayrıldığım sabahki keskin soğukta
    otobüsün önüne geçen annemin
    yalvaran bakışlarına aldırmadan kapattığım gözlerimden yaşlarımı
    içime akıtmak(tı);
    .
    .
    .
    kocadım, kocaman oldum.
    tadı damağımda kalandı sana bakmak,
    cesaretsiz korkumdu,
    yükle(n)diğim manalar,
    doğurduğum çocuklar,
    biriktirilmiş sözler,
    şahaneler,
    sana bakmak görülmeyene edilen sessiz yemindi,
    içimdeki everest'i bıkmadan tırmanmak,
    her kızdığımda yaşama, maviler doldurmak heybeme,
    duvarlarımın sol yanda olanında küçük bir çatlak bırakmak...
    sana bakmak,
    sana bakmak(tı) işte.
    'su'da gördüğüm,
    'su'da gördüğün.
  4. muazzam bir yılmaz erdoğan şiiri;

    her şey yapılabilir
    bir beyaz kağıtla
    uçak örneğin uçurtma mesela
    altına konulabilir
    bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
    sallanan bir masanın
    veya şiir yazılabilir
    süresi ötekilerden kısa
    bir ömür üzerine.

    bir beyaz kağıda
    her şey yazılabilir
    senin dışında
    güzelliğine benzetme bulmak zor
    sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
    her şeyden
    bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
    belki tabiattadır çaresi
    senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
    ve benim
    bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
    anlarım bitkiden filan
    ama anlatamam
    toprağın güneşle konuşmasını
    sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

    sen bana ışık ver yeter
    bende filiz çok
    köklerim içimde gizlidir
    gelen giden açan soran bere budak yok
    bir şiir istersin
    “içinde benzetmeler olan”
    kusura bakma sevgilim
    heybemde sana benzeyecek kadar
    güzel bir şey yok

    uzun bir yoldan gelen
    tedariksiz katıksız bir yolcuyum
    yaralı yarasız sevdalardan geçtim
    koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
    her şeyi anlattım
    olan olmayan acıtan sancıtan
    bilsem ki sana varmak içindi
    bütün mola sancıları
    bütün stabilize arkadaşlıklar
    daha hızlı koşardım
    severadım gelirdim
    gözlerinin mercan maviliğine

    sana bakmak
    suya bakmaktır
    sana bakmak
    bir mucizeyi anlamaktır

    sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
    aşk sorgusunda şahanem
    yalnız kelepçeler sanıktır
    ne yazsam olmuyor
    çünkü bilenler hatırlar
    hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
    bahçıvanlar değil tüccarlardır
    sen öyle göz
    sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
    sen teninde cennet kayganlığı iken
    sana şiir yazmak ahmaklıktır

    bir tek söz kalır
    dişlerimin arasından
    ben sana gülüm derim
    gülün ömrü uzamaya başlar

    verdiğim bütün sözler
    sende kalsın isterim
    ben sana gülüm derim
    gül sana benzediği için ölümsüz
    yazdığım bütün şiirler
    sana başlayan bir kitap için önsöz

    sana bakmak
    bir beyaz kağıda bakmaktır
    her şey olmaya hazır
    sana bakmak
    suya bakmaktır
    gördüğün suretten utanmak
    sana bakmak
    bütün rastlantıları reddedip
    bir mucizeyi anlamaktır
    sana bakmak
    allah’a inanmaktır

    kendi sesinden dinlemek için;

    http://www.youtube.com/...