öncelikle hemen belirteyim, yazılan gerçektir. hiç bir hayal ürünü kullanılmamıştır, hiç bir iğneleme veya birilerine bir takım mesaj gönderme kaygıları güdülmemektedir bu yazıda.
şimdi tanıma geçip ondan sonra da sebeblerini inceleyelim.
başkasını bilmem, ve kimseyi salak diye damgalama gibi bir lüksüm olmaz, olamaz da. sadece bir kişi hakkında yorum yapabilirim o da şahsımdır. başını çektiğim yazarlar grubudur veya yazardır hiç çoğullaştırmaya gerek yok. bakıyorum geçmişte yaptıklarıma aklı başında olan bir insan bunları yapmaz.
şimdi yako salakça hareketler top 5. 5 numara- nasıl bir insan kapı anahtarını evde unutup, 1 hafta içinde 3 defa çilingere 60ytl para verir? hem de aynı çilingire adam artık en son bir daha unutursan bendensin demişti. ben verdim evet yaptım. 4 numara- bankamatikle inatlaşıp kartı kaptırmak ve arkasında 1,5ay kartın peşinden koşmak. ya ne inatlaşıyorsun makineyle hatalı şifre dediyse hatalıdır. niye giriyon aynı şifreyi 3 defa salak mısın?
yazıya biraz heyecan gelsin sıkılanlar için, araya canlı telefon bağlantısı alalım.hattımızın diğer ucunda yako var, evet yako yako; merhabalar ben istanbul'dan yako sırada ki salaklık bütün sevenlere gelsin, bu arada buradan amcamınoğlu osmana, komşum hayrettine çok selam ederim ayrıca kimya-metalurjinin gülü duy artık sesimi, yeter çektiğim bu çile.
3 numara- şurada 3000 küsür yazarız burda iyimser olayım yarı yarıya kız erkek yazar dağılımı olsun, hangi erkek yazar istemediği bir şehiri ve istemediği bir bölümü bir kız yüzünden yazmıştır? ip ucu istemeyin söylemem. 2 numara- benim favorim budur kesinlikle bir numara olması lazım ama işte halktan gelen oylar listeyi böyle oluşturdu. ulan salak, kız seni boynuzlamış, hem de iki defa zorun ne de kalkıp alanya'dan ankara'ya konuşmaya gidiyorsun. ne konuşcan? boynuzlamış işte, yok illa medeni olcan değil mi? onca senelik hatır var arada yüz yüze konuşcan insanlık yapıcan. hadi len sende ordan? çok da umrundaydı sanki. and the oscar goest to; 1 numara: sevmek, hem de çok sevmek?aşık olmak hem de delicesine aşık olmak ama yanlış insana, yanlış kişiye.
evet gördünüz, bunlar en çok oy alanlar daha bu liste uzar gider. o yüzden evet benim salak yazar. ha gocunuyor muyum? kesinlikle hayır. olsun yine yaparım.
aklıma şu fıkrayı getiren yazarlardır bunlar.
bir gün temel londra'da arabasıyla yol alıyormuş. açmış radyoyu bir dinleyelim demiş ki tam müziğin ortasında bir haber, spiker heyecanlı heyecanlı:
"evet sayın dinleyiciler an itibariyle londra'da çılgın bir sürücü ters yöne girmiş trafiği birbirine katıyor"
temel haber üzerine sinirli sinirli:
"ne biri be ne biri, bunlarun hepsi ters yönde gidiyi"
bir ihtimal var bir sözlük yazarının salak olmasına dair. salaklığıyla sözlük yazarlığını bünyede biraraya getirmek. bağımsız yani bunlar birbirinden. olaya böyle bakayım biraz, ne çıkacak merak ediyorum. doğaçlama salaklık sanatından faydalanmak üzereyim.
-bana salaksın dedi!!
+vur ağzına iki tane sen de.
ne kadar alakasız bir diyalog. misal bu bir salaklık galiba. kime göre neye göre demeyi o kadar çok isterdim ki. diyemiyorum. yok artık lebron james demiştim bir keresinde. kötülenmiş. yetişemiyorum mütemadiyen trende. gülünmeyeceğini bile bile espri yapmak konusu da ufak çapta bir tartışma malzemesi olageldi. ağlaya ağlaya yazamadım oraya "kime göre neye göre"mi. oysaki salak demeyi ne çok isterdim.
salak+yazar. en güzel kombinasyon. ciddilikle çatışırlar çoğu zaman. daha sabah vakti türk siyasi tarihi hakkında inanılmaz tematik çalışmalara imza atmışsan, gece 31 çekmekle ilgili bilimum giride boy göstermemelisin. ben demem; ama salak derler.
bir sonuca varamadım.
salak sözlük yazarları var diyorlar; inkar et, yeter bana.
(bkz: neden)---> öğle vakti karından garip sesler gelmeye başlamıştır. “lan acaba midem bana bir şeyler mi anlatmaya çalışıyor?” diye sorarsınız kendinize. sonradan anlarsınız ki acıkmışsınızdır. paniğe gerek yoktur. kankalardan sizinle aynı kaderi paylaşan iki kişi daha bulunur. “dışarda mı yesek lan” diye bir ses duyulur gaipten. sonrasında dışarı çıkmaya karar verilir. mekan olarak tuzla mc donalds’ta karar kılınır. fakat dalgınlıkla tuzla çıkışı kaçırılır. “neyse bari gebze’de yiyelim” denir hep bir ağızdan. gebze’ye doğru seyrederken “lan bu çıkış mıydı?” sorusuna arkadaşlardan biri “çokomilk” diye cevap verince gebze çıkışı da kaçırılır. “allah belanı versin” nidalarıyla anadoluya doğru seyahat başlar. saatler sonra bolu dağlarında bulursunuz kendinizi, berceste’de. neyse oturur afiyetle yersiniz içersiniz sonrasında hacetinizi de görürsünüz. gerisin geriye dönersiniz. kampüsten içeri girdiğinizde yapılan bu yolculuk üzerine şöyle bir diyalog yaşanır:
-oğlum biz mal mıyız?
+neden abi?
-yemek yemek için taa bolu’ya gittik lan. git gel 300 kilometre. sadrazamda yok bu keyif be.
+hahaha hassiktir. harbi salak mışız lan.
(final cümlesi arkada pinekleyen arkadaştan gelir)
*kankaa ben acıktım be!
yani bu hikayeden hangi dersi çıkartıyoruz? arabalar suyla değil benzinle çalışıyormuş. ayın yarısını parasız geçirmek zorunda kaldım lan. siz hiç bir çanak mercimek çorbası ile koca bir somun ekmeği bitirdiniz mi sevgili sözlük yazarları, hem de iki hafta boyunca? ben bitirdim. en azından peder bey tarafından terbiye edilmiş budaklı meşe odunu yemekten iyidir, karnı doyuruyor bir şekilde. girime burada son verirken sıradaki budak makamındaki meşe odununu “gebze çıkışı bu mu?” sorusuna “çokomilk” cevabını veren arkadaşıma yolluyorum.
not: “kankaa ben acıktım be!” ve “çokomilk” replikleri aynı zihniyetin mahsuludur haberiniz olsun.
edit: dikkat ettim de diyaloğu yazarken "salak mışız" diye yazmışım. buradaki "mışız" eki "bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü" eki olsa gerek. salaklığımı bir kere daha tescillemiş oluyorum.*