içine bütün hayallerimi sığdırabileceğim yerdir.. son model bir müzik seti yerine eski bir gramofon, lüks mobilyalar yerine eski masa ve tabureler ( masa örtüsü kırmızı-beyaz kare desen ) fazla masa olmasın! beş-altı masa yeter. ben çalışırım.. yanıma bir çırak yeter. mezeleri kendi ellerimle hazırlar, servisi ben yaparım.( aşçı önlüğü ile ) fazla şey mi istiyorum acaba? bunu kendime sorduğum zamanlarda, milyonlarca soru işareti kafamın içinde dans ediyor. ritimsizce, deli gibi.. bir cevap bulup gelemiyorlar.. benim için huzur, bu salaş sahil meyhanesinde...
olmazsa olmaz edit : bir de gramofon da tanju okankadınım günde en az 5 defa çalmalı.
alemci* tayfadan gelen özel edit: haydari mezelerimize eklenmiştir.
meyhane masasına hasret tayfadan gelen özel edit2: fava da mezelerimize eklenmiştir.
mezelere çok dikkat eden tayfadan gelen özel edit3: acılı ezme de mezelerimize eklenmiştir.
lebron james'ten gelen özel edit: powerade mönümüze eklenmiştir.
ısrarla gelen edit: yoğurtlu semizotu mönümüze eklenmiştir.
'' ya hacı bu nasıl olmaz '' diyen tayfadan gelen özel edit: patlıcan salatası mönümüze eklenmiştir.
'' en iyi yaptığın lakerda kendi yaptığın lakerdadır. '' editi: lakerda mönümüze eklenmiştir.
sarıyer sahil şeridinde bulunan küçük meyhaneleri tanımlamak için kullanılabilecek önermedir.
içlerinden bir tanesinin müptelası olmuştuk bir dönem. adı yanılmıyorsam deniz kızı'ydı. girişinde 4masa, müdavimleri yaşlı balıkçı oldukalrı tahmin edilen amcalar, ne zaman gitsek demlenme halindeydiler. sizi üst kata çıkaran merdivenler, sarmal bir şekilde yalnızca bir kişinin kullanması için düşünülmüşcesine dar, basamakları bir hayli yüksekti. üst katta da aynen küçücük 3 masa. hani gündüz gelseniz 6-7 kişi zor sığarız buraya diye düşünebileceğiniz tarza bir mekan. mutfak desen; üst katta, taş çatlasa 1m ye 1.5m boyutlarda.
balığı tazecik, akşamüstü tutulmuş belli; mezeleri günlük, hergün ikindi vakti yapılmaya başlanıp, gece sonunda mutlaka tükeniyormuş. hatta ilk kez yediğim bir meze vardı orda, balık eti parçalarıyla sarılan sigara böreği.. anneme yalvarmıştım bi keresinde yapalım diye.
ha bir de unutmadan, taş plaktan zeki müren'in sesi hala kulaklarımda..
dalgaların kıyısına vurduğu. yalnızların anılara daldığı, hiç kimsenin bir diğerinin nereden gelip nereye gittiğine dair bilgisinin olmadığı, tahta masa, tahta sandalye, ortada alev alev yanan bir soba. masa da buz gibi rakı ve beyaz peynir, taş plakta müzeyyen senar. neredeyse unutmaya yüz tuttuğumuz bir huzur, camdan izlediğimiz dalgaların kollarında. gel de içme arkadaş, gel de içme.
galata köprüsünde de vardır böyle bir mekan.. ismi de galata meyhanesiydi... yani tam böyle değil ama, bu anlatılanlara çok benzeyen bir mekandı. sadece türk sanat müziği çalıyordu. adam elleriyle hazırlıyodu mezeleri, balıklar zaten tazeydi. fiyatlar da ucuzdu. üstüne üstlük içeride ancak 3 masa vardı.
gün batmakta yavaş yavaş,
güneşin kızıllığı denizin üzerine vurmuş karşı kıyıda.
bir ud' la çalınan '' ben seni unutmak için sevmedim'' şarkısı
içilen bir duble rakı, yanında barbunya pilaki.
tavadan gelen balık kokusu,
masanın altında gezinen küçük tekir kedi.
unutturuyor şehrin gürültüsünü, ekonomik krizi.
hep böyle kalsa mutluluk bitmese
salaş bir sahil meyhanesinde.
sonbaharda şile olmak isteme nedeni , telekomünikasyon araçlarını kullanmaya gerek bırakmayacak bir iki dostla zamanı düşünmeden tokuşturulacak kadehler , eve dönüşü düşünmeden özgürce içebilmenin verdiği fitursuzlukla şarkılara berbat sesinle eşlik ederken (çalan tanju okan yada dario moreno olmalıdır) kimsenin bunu umursamadığı güzel yer..o an sizin için dünyanın merkezi o meyhanedir..
tahta sandalyelerde oturuyoruz beraber, dalgalar vuruyor kıyıya. " rüzgar söylüyor " fonda. nasıl da yakışmış elimize kadehler. hayat denen bu meyhanede "aşk"ı fazla kaçırınca hep geçmiş kusar ya yürek, eskilere uzanıyoruz rakının beyazıyla. ellerine gömüyorum tüm keşkeleri, " fikrimden geceler " diye başlıyorsun ruhumun tellerinde ezgini çalmaya. nasıl da severim sesinle uzaklara gitmeyi, nasıl da uçsuz bucaksız ufkumuz o anlarda. zorunluluklara asılı sorumluluklarda ezilmiyor düşlerimiz, yalnız gece ve sen...
rakı şişesinde balık oluyoruz hayata inat. orhan veli'ye çıngıraklı bir kahkaha attırıyoruz şiirin diyarından. alkol başıboş kılıyor tüm yayılmacı hisleri, mutluluk ilk kez bulaşıcı belki. masadan masaya yayılıyor , kadehler " kalanlara ve gidenlere " kalkarken düşünüyorum hayat nerede diye ? burada işte, tam burada. ellerini tuttuğum, içkiden çok seni yudumladığım bu salaş sahil meyhanesinde hayat.
tam bu tanımın altını doldurmasa da, kadıköy rıhtım caddesi üzerinde bu meyhanelerden bolca bulunur.
bazılarında 1,5 ytl'ye 40'lık bira içilebilen bu meyhanelerde, servis adabı ve müşteri memnuniyeti meyhanelerin temeline gömülüp üzerine tekel votkası dökülme suretiyle defnedilmiştir.
hamsi istediğiniz garson "yok" cevabını verince, diyalogtan duyduğu tek şey "yok" olan mekan sahibi masaya doğru ağır ve emin adımlarla gelerek "ne istiyomuş bunlar?" sorusunu kimsenin duymasından çekinmediği bir sesle garsona sorar. buraya gelen insanların çoğu için lüks görünen bu mezeyi isteyip (porsiyonu 5 ytl'dir) halktan uzak adam damgasını yiyen ezik bünyeler, daha da ezilip büzülerek yerlerinde küçülmek, "abi köfte pilav falan ne varsa olur fark etmez bize ne olsa yeriz* ehe, mehe" şeklinde cevaplar vermek zorunda kalırlar.
bu tarz yerlere iki kişi gidip ikişer bira içerek 10 ytl altında bir hesap dönerse, garsoniye % 50'ye dayanır. götü yiyen "abi iki bira içtik, 5 milyon garsoniye mi olur?" desin. türk filmlerinde sıkça görülen
- gençlerin derdi neymiş?
+ hesaba itiraz ediyolar abi
diyaloğunun yaşanmasını isteyen olacağını sanmam.
elbette eklemeden olmaz, bu tür meyhanelere erkek erkeğe gidilir.
başlığın altını tam olarak dolduran, türk filmlerinde nubar terziyan'ın işlettiği, kızının garsonluk yaptığı ve bütün müdavimlerinin bacısı olduğu, hatta arada gelen züppelerin herkesi aşağılayarak kıza sarkmaya kalkmasıyla mekanın temizliği namına yaka paça atıldığı meyhaneler maalesef yoktur türkiye'de. birçok sahilde envai çeşit birahane ve meyhaneye girmiş biri olarak söyleyebilirim ki, nubar terziyan'ın meyhaneleri iş yapmıyo diye kapatılmış, yerine mafyanın işlettiği ayakta adam sikilen* mekanlar pıtrak gibi bitmiştir.
öyle yalnız kalıp da boynunda havlu asılı duran meyhanecinin saygılı ve "beyim isterseniz kalkın artık çok içtiniz" gibi babacan bir tavırla uyarılarda bulunduğu meyhaneler değildir.
üç tarafı denizlerle çevrili olup, halen ortaasyalı olmakla övünen bir millet denizle ancak bu kadar ilişki kurabilmekte, ondan da hüzün üretmektedir. dünya halklarının eğlenmek, stres atmak için gittikleri mekanlarda biz melankoliye batarız. zaten onlar sonarla balık avlarken biz suya ya dinamit atar ya da elektrik veririz