günümüzde evde yapımı eskiye göre birhayli azalsa da çoğu insanın çocukluğunda hatırlayacağı salça yapımı ve yaptırımı! dönemleri mevcuttur.anne bu esnada ürün seçimi,ürün alımı ve finansör rolü oynar.çocuğun ilk görevi kasa kasa domatesleri dördüncü kattaki eve taşımaktır.sonraki aşamasında domatesleri kesen annenin çocuğuna "leğen getir,sofra bezi getir, telefona bak,kapıya bak,git bakkaldan kalın tuz al" gibi emirleri ardı ardına sıralaması; yaptığı ulvi işin önemini bir kez daha çocuğun beynine kazır.kesip doğrama işlemi bittikten sonra hazırlanan malzeme afedersiniz ama eşşek kadar tepsilerin içine dökülür ve çatıya çıkarma işlemi aranızda sadece ve sadece birkaç yaş bulunan kardeşinizle size verilir.binbir güçlükle ve merdivenlere tek bir domates bile dökmeden çıkarmak işin en önemli kısmıdır.çatıda güneş gören bir yere tepsiler itina ile yerleştirildikten sonra aşağıdan gelen ciyak ciyak bir ses tepsilerin üzerini cam ile kapatmanızı hatırlatır.evet bittiğini sanırsınız ama bu işkence her gün birkaç defa çatıya çıkarak salçayı karıştırmak gibi bi görevle devam eder.taaa ki salça kuruyana kadar..
en güzel yanıda sokakta oynanan oyuna ara vermemek için bir koşu kapıya dayanıp anneden salçalı ekmek isteyip onu mahalle arkadaşlarıyla afiyetle yiyip "bunu ben yaptım" diye böbürlenmektir.
yaz aylarının
kirlenmek güzeldir felsefesi üzerine kurulu eğlencesidir salça yapmak. çilekeşlik kısmı öğlen güneşinde evin çatı kısmına konulan tepsi içindeki salçaları zırt pırt karıştırma görevinin çocukların üzerine yıkılması ve güneş çarpması olayıdır. yapım aşaması tam bir eğlencedir çünkü dilediğinizce ellerinizi,üstünüzü, başınızı kiretebilirsiniz hiç kimsede kızamaz çünkü büyükler dahil herkes kirlidir.
bunun daha eğlenceli versiyonu bol sabunlu suyla halı yıkayan anneye yardım etmektir.
vakt-i zamanında domatesleri kesme konusunda yaşadığım güzellik. güzellik diyorum; sonrasında kışın oturup yemek var hazırladığınız her şeyi. şimdilerde de derin dondurucuyu kışa hazırlama çabalarımız yerini alıyor ki ne kadar sıtkımız sıyrılsa da kışın rahatız konusunda kendimizi sakinleştirebiliyoruz.
organik hayat yaşayan ailesi olanların yaz sonu içine düştüğü durumdur. (bkz:
ben bu tuzağa hiç düşmem)
bu tip organik ürünlere feci bağlı, anası babası gibi sağlıklı yaşama maniağı kardeşiniz varsa (bkz:
bu kadar mı farklı olur iki kardeş) anneyi gaza getirir ağustos sonu gibi.. " banene yapalım bütün kış ne koyucam ben yemeğe" diye benle dididşir durur..
biz de babamla doğal yaşamı destekliyoruz ama üretimde olmak istemiyoruz pek sanırım..
yani (bkz:
hazır yapılmışı var)
ama üzülürsünüz siz ööle şezlongta yatıp kitap okur bir acımasız oluverirsiniz, anniniz ve kardeşiniz (bkz:
beter olsundur bu insan aslında) ööle domates doğrarlar, bi de bir bilmemne miktar biber tabi..
ben yine de hayatta bu oyuna gelmem ve de doğrama amacım o anda tüketmek üzerinedir hep.
mevzu bahis salça biberden yapılmakta ise, cidden çile çeken çocuklardır.
(bkz:
biber salçası)
bunların bir de fındık dövenleri vardır.bütün gün evde oturup,anacığına yardım etmeyi kendilerine farz bilmiştir bu gençler.çünkü evde yapmaları olası olan daha farklı aktiviteler yoktur.evcildirler işte.hem de en alasından.
salçaya uzatırsak mikrofonumuzu ömründe böyle anneci çocuk görmediklerini söyleyeceklerdir.buzdolabından çıkan domatesler isyan edeceklerdir çocuğun adına soyulurken.biberler daha bir acılanıp,iç çekeceklerdir.of ulan of ver bir cigara ben de efkarlandım şimdi.
(bkz:
zorunlu ev aktiviteleri)
her nekadar o zamanlar çocukça bir bakış açısıyla bu çilekeşlik olarak algılansa da, havanın temiz olduğu o günlerde gıdanın bol ve sağlıklı olduğu bir yaşam sunardı bize.
yalnız sağlık için çekilen bu çile tek tip değildi. salça başka yöntemlerle de yapılıyordu yine çocuklar tarafından. şöyle ki:
domatesler çuvala itina ile doldurulur, sonra evin en cengaver çocuğu tarafından tepelenir ve daha az cengaver olanları tarafından da ezilme sonucu çuvaldan süzülerek çıkan sular, altı yanan kazanlara tencereler yardımı ile taşınırdı. annenin rolü kazandaki salçayı tuzlayıp kıvama gelmesini sağlamaktan ibaret olup, devamı diğer yöntemdekinin aynısıdır. yalnız çilenin etkisini azaltmaktan ziyade, suyun miktarını arttırmak amacıyla, domateslerini fazla olgunlaşmış hatta ezik olması olmazsa olmaz şarttı. tıpkı meyve suları için seçilen meyveler gibi.
domates salçasından başka bir de biber salçası vardır ki biber yine çocuklar tarafından çekilir ve tepsilere servis edilir ama bunun çilesi nakliye ve kas yorgunluğuna rahmet okutturacak cinsten olan ellerdeki ve ellerin dokunduğu vücudun her bölgesindeki biber yanmasıdır. bu yanma öyle bir yanmadır ki yaramazlık yapınca ağza sürülen biberinki yanında tatlı tadı verir.
akdeniz çocuklarının hepsi bilir çocuk çilelerine salçanın dışında ve en az onun kadar hatta daha fazla zahmetli olanı "bulgur (hedik) kaynatma" da örnek olarak verilebilir ama ne siz sorun ne ben yazayım çünkü hatırlarken bile yoruldum. belki başka bir zamana.
(bilge, 12.06.2007 17:14 ~ 17:14)
bir şey üretmenin verdiği mutlulukla yaptığımız, bitirdikten sonra kardeşimle birlikte gurur duyduğumuz çok zevkli aktivite.en güzeli de akşam yaptığın yemeğin içine, kendi yaptığın salçayı koyup, o yemeği afiyetle yemek kadar güzeli de yoktur.
bu yuzdendir ki; dışarıdan bakıldığında çile çekmek gibi gözükse de, olayın içine girdiğinde çok farklı bir boyut kazanır.
keşke gene yapsak, gerekirse insanlar bana çilekeş desin diye düşündüren, eğlenceli olaydır. üstüne üstlük hem yaparken eğlenirsiniz hem de mükafatı vardır. anne cevizli, sarmısaklı sosdan hazırlayacaktı. ortasından ayrılmış ekmekler sizi beklemektedir.
ailesine daha sağlıklı yemekler yedirme çabasındaki çilekeş annenin evladıdır bu şahıslar. ben de zamanında bu duruma düşmüş birisi olarak hiç de hayır dediğimi hatırlamam anneme. hatta seve seve yapardım, çünkü kaynamış domatesin ve biberin kokusu çok güzel gelirdi o zamanlar bana. şimdiyse umarım kardeşim kendini çilekeş olarak görmüyordur ve yardım ediyordur anneme.
kırmızı salçalık biber görünce; sağ omzumda hissettiğim derin ağrının, üstüme üstüme gelen tepsilerin, kırmızı canavarların sebebini buldum. az çile doldurmadık o tek kollu, tahta masalı makinelerin başında.
sağol sözlük. sayende kendi sanrıma kendim tanı koyuyorum.
ne eğlenceli bir aktivite ne de güzelliktir , çocuklara yönelik çilekeş sıfatı ise tevazudur. 7 katlı bir apartmanın 4. katında (4+3) oturuyorsanız , evin en küçük çocugu ve bir büyüğünüzle aranızda 8 yaş varsa (it ite buyurur itte kuyruğuna hesabı) , anneniz salça kırmızı biber erişte tarhana vs tüm yapılabilecek gıda maddelerini yapıyor görünüp, hamallık işlerini evin tüyü bitmemiş yetimine yaptırıyorsa bu tek kelime ile sefalettir.. ayrıca o sefilin son isteyeceği şey yapılmasına yardım ettiği o salçayı bir ekmek dilimi üzerine sürüp dışarı çıkmaktır çünkü alman kalesi oynayan arkadaşları önünde madara olmak ense tokat yapılmak kaçınılmazdır..