atatürke
deccal diyebilecek kadar ileriye gitmiş bir tarikat şeyhi.
said nursi'nin yazdıkları risale-i nur adı altında derlenerek yayınlanmıştır. bunlar said nursi'nin başlattığı nurculuk tarikatının temel kaynaklarını oluşturmuştur. said nursi, kuran'ın çeşitli ayetlerinde risale-i nurların haber verildiği kanısındadır.
said nursi risale-i nurları kuran ile eşdeğerli veya onun benzeri bir kaynak olarak belirlemektedir. risale-i nur'un said nursi'ye allah tarafından verildiği ileri sürülmektedir. oysa, islam'da tanrı tarafından verildiğine inanılan kutsal kitapların sonuncusu kuran'dır ve islam'ın peygamberine verilmiştir.
said nursi'ye göre "kuran'ı kerim'in ruhu, risale-i nur'un cesedine girmiştir."
* ve "risale-i nur kuran'ın bir aynasıdır."
* risale-i nurlar hakkında ortaya konulan bu değerlendirmelerin, tanrı kelamı olan kuran'a eşit veya ortak olan bir bir başka şeyin varlığına inanmak anlamına geldiği açıktır. böylece, peygambere ve kuran'a şirk koşulmuş yani islamiyet'in en büyük günah saydığı bir fiil işlenmiş olmaktadır.
şerif mardinin said nursi hakkında 1989 yılında amerika'da ingilizce olarak çıkardığı ve 1992 yılında türkçe'ye çevirilen kitap
* akıllara ziyan bir kitaptır. birçok insan bu kitabın birileri tarafından "ısmarlanarak" şerif mardin'e yazdırıldığını düşünmektedir.
kitapta şerif mardin said nursi'den hayranlıkla bahseder. hatta şerif mardin said nursi'nin bazı kerametlerini bile anlatır. kitabı okurken çok açık bir biçimde bir nurcunun kitabının okunduğu izlenimine varılabilir.
şerif mardin, din ve siyaset, adlı kitabında laikleştirici reformları "kişiyi söndüren islami ahlak ve emirler" karşısında ve "batı toplumunun özgürlükçü ve yaratıcı kimliğine" ulaşmanın yolu olarak görmekteyken, atatürk'e "günahkar", "süfyan", "nefreti ammeye layık adam", "deccal", "islamın en büyük fitne-i diniyelerinden biri..." demiş bir adamın düşüncelerine bu kadar saygı duyması çelişki değildir de nedir?
said nursi eylem çizgisinin tümü boyunca egemenlerle işbirliği içinde olmaya büyük özen göstermiş ve amaçlarını gerçekleştirmede esas olarak egemen konumda olanlardan sağlayacağı desteğe güvenmiştir.
1890'larda van valisinin yanındadır.
egemenlerle işbirliğine gösterdiği özen, 1913'te bitlis'te patlak veren bir isyanı bastırarak güçlerini kanıtlamalarından hemen sonra
jön türklerin gizli servisine katılmasında açıkça görülür.
1950'den sonra iktidara geçen demokrat parti yöneticileriyle omuz omuzadır.
1960'da ölümünden sonra izleyicilerinin
mspyi değil de egemen güçlerin partisi niteliğini taşıyan
apyi desteklemiş olmaları da daima egemen çizgi doğrultusunda belirmiş olan temel yönelişinin bir uzantısı gibidir. bu desteğin 12 eylül'den sonra büyük ölçüde özal'a ve çiller'e kaydığı bilinmektedir.
not: yazıda prof. dr. alpaslan ışıklı'nın "said nursi, fethullah gülen ve laik sempatizanları" kitabından alıntılar vardır. hatta çok vardır.