1873'te bitlis'in nurs köyünde doğmuştur. nur risalelerini yazmaya başladığı döneme kadar kendini eski said olarak görür. daha sonra yeni said dönemi başlar. kendini halkın, kaybolmaya yüz tuttuğunu düşündüğü imanını yeniden kuvvetlendirmeye adadığını söyler. bunun sonucunda risalei nur külliyatı ortaya çıktı.
kendini hz. muhammed'den, yazdığı kitabı da kuran'dan üstün gören bir adam. işin ilginç tarafı ben müslümanım deyip bu adamın peşinden giden binlerce insanın olması.
said nursinin hayatı hapis, sürgün, mecburi ikâmetlerle doludur. osmanlıya karşı mücadele etmiş, tımarhaneye atılmıştır. tek parti döneminin bir numaralı düşmanı olmuş. dp zamanında 765 risale-i nur davası görülmüştür. kabrinde bile rahat bırakılmamıştır.
1960 ihtilalindan urfadaki mezarı kazılıp türbesi bilinmeyen bir yere defnedilmiştir.
tarih bilgisinden yoksun insanlar tarafından vatan haini zannedilse de, kendisi de bir kürt olmasına karşın şeyh said isyanına karşı çıkmış ve istenen desteği vermemiştir. kendisinden destek isteyen şeyh said'e verdiği cevap şöyledir:
"türk milleti asırlardan beri islam'ın bayraktarlığını yapmıştır. bu yolda çok şehit vermiştir. böyle bir milletin torununa kılıç çekilmez. biz müslümanız. türk-kürt birdir, kardeştir. bizim asıl büyük düşmanımız cehalettir. teşebbüsünüz bir işe yaramaz. olan masum insanlara olur."
isyan bastırıldığında, isyana karşı çıkmış olmasına rağmen, isyana katılan diğer kürt liderlerle birlikte batıya, zorunlu ikamete gönderilmiştir.
kendisi genel olarak ve din alanında faaliyet gösteren hemen herkesin üzerinde ittifak ettiği şekliyle yüzyılın aydınlatıcısı anlamında "bedi üz zaman" olarak da bilinir. kitapları kur'an ı kerim'in açıklaması (tefsir) niteliğindedir. prof. şerif mardin amerika'da iken kendisi ile ilgili derinliğine bir araştırma yapmış ve büyük bir din adamı olarak kendisini nitelemiştir. ayrıca, ilk t.b.m.m. 'nin açılış duasını atatürk'ün talimatıyla yapmıştır. hiç bir dönemde memleket ve millet düşmanı olmadığı gibi; kendisinin kürtçülük veyahut peygamberlik tarzında bir söylemi veya yazısı veyahut kitabı, anlayışı katiyetle yoktur, olamaz. bu tarz iddialar aslında ispat mükellefiyeti de gerektirir ki; aynı zamanda ilgililer için cezai yaptırım da gerektirebilir.
said-i kürdi denilen bu adam dincilerin sandığı gibi derinlikli biri değil düpedüz delinin tekidir.hatta padişah kendisiyle görüşmelerinin ardından onu akıl hastanesine kapattırmıştır. zira kendisinin otobiyografisini okuyanlardan duyduğuma göre sabah namazından sonra ağaca çıkıp akşam ezanına kadar oradan inmezmiş. öte yandan kendisinin birinci sınıf bir kadın düşmanı olduğunu da yine anılarını okuyarak öğrenebilirsiniz. (zaten hiçbir şeriatçının kadın düşmanı olmaması beklenemez.) hadi bu adam deli de onu izleyenlere ne buyrulur,o dönemde tam teşekküllü akıl hastaneleri de yoktu tedavisi yapılamadı diyelim bari onu hala izleyenler kendilerine en yakın klinikten güzel bir oda ayarlasalar da allah da acil şifalar verse kendilerine.
dönemin mahkeme kayıtlarında okuma yazma bilmediğini iddia etmiştir. ya da böyle edilmiştir. dolayısıyla risale-i nur yandaşlarının şekillendirildiği de bir yığın olacaktır, zaten kendi sözleri dışındaki risaleler gırladır. ha okuma yazma bilip de devlete yalan söylemişse bilemem tabi.
tabii ki körce bağlı kalınan, geçmişin şüphelilerinden biri dahadır.
kendisi okuma yazma bilmektedir fakat latin harflerinin kullanılmasına karşıdır. bu yüzden mahkemede latin harflerine trip atarak "okuma yazma bilmiyorum" demiştir
12 adet seyyare (yani diyor ki güneş sistemi'nde 12 gezegen) olduğunu iddia eden kişi. sabahları sabah namazı kılmadan tütün içmeye başlarmış; kaçağından. "tütün de içki gibi haramdır" diyen bazı din alimlerine karşı tiryaki müslümanların en büyük tutanağı:"o da içermiş efendim..."
atatürke deccal diyebilecek kadar ileriye gitmiş bir tarikat şeyhi.
said nursi'nin yazdıkları risale-i nur adı altında derlenerek yayınlanmıştır. bunlar said nursi'nin başlattığı nurculuk tarikatının temel kaynaklarını oluşturmuştur. said nursi, kuran'ın çeşitli ayetlerinde risale-i nurların haber verildiği kanısındadır.
said nursi risale-i nurları kuran ile eşdeğerli veya onun benzeri bir kaynak olarak belirlemektedir. risale-i nur'un said nursi'ye allah tarafından verildiği ileri sürülmektedir. oysa, islam'da tanrı tarafından verildiğine inanılan kutsal kitapların sonuncusu kuran'dır ve islam'ın peygamberine verilmiştir.
said nursi'ye göre "kuran'ı kerim'in ruhu, risale-i nur'un cesedine girmiştir."* ve "risale-i nur kuran'ın bir aynasıdır."* risale-i nurlar hakkında ortaya konulan bu değerlendirmelerin, tanrı kelamı olan kuran'a eşit veya ortak olan bir bir başka şeyin varlığına inanmak anlamına geldiği açıktır. böylece, peygambere ve kuran'a şirk koşulmuş yani islamiyet'in en büyük günah saydığı bir fiil işlenmiş olmaktadır.
şerif mardinin said nursi hakkında 1989 yılında amerika'da ingilizce olarak çıkardığı ve 1992 yılında türkçe'ye çevirilen kitap* akıllara ziyan bir kitaptır. birçok insan bu kitabın birileri tarafından "ısmarlanarak" şerif mardin'e yazdırıldığını düşünmektedir.
kitapta şerif mardin said nursi'den hayranlıkla bahseder. hatta şerif mardin said nursi'nin bazı kerametlerini bile anlatır. kitabı okurken çok açık bir biçimde bir nurcunun kitabının okunduğu izlenimine varılabilir.
şerif mardin, din ve siyaset, adlı kitabında laikleştirici reformları "kişiyi söndüren islami ahlak ve emirler" karşısında ve "batı toplumunun özgürlükçü ve yaratıcı kimliğine" ulaşmanın yolu olarak görmekteyken, atatürk'e "günahkar", "süfyan", "nefreti ammeye layık adam", "deccal", "islamın en büyük fitne-i diniyelerinden biri..." demiş bir adamın düşüncelerine bu kadar saygı duyması çelişki değildir de nedir?
said nursi eylem çizgisinin tümü boyunca egemenlerle işbirliği içinde olmaya büyük özen göstermiş ve amaçlarını gerçekleştirmede esas olarak egemen konumda olanlardan sağlayacağı desteğe güvenmiştir.
1890'larda van valisinin yanındadır.
egemenlerle işbirliğine gösterdiği özen, 1913'te bitlis'te patlak veren bir isyanı bastırarak güçlerini kanıtlamalarından hemen sonra jön türklerin gizli servisine katılmasında açıkça görülür.
1950'den sonra iktidara geçen demokrat parti yöneticileriyle omuz omuzadır.
1960'da ölümünden sonra izleyicilerinin mspyi değil de egemen güçlerin partisi niteliğini taşıyan apyi desteklemiş olmaları da daima egemen çizgi doğrultusunda belirmiş olan temel yönelişinin bir uzantısı gibidir. bu desteğin 12 eylül'den sonra büyük ölçüde özal'a ve çiller'e kaydığı bilinmektedir.
not: yazıda prof. dr. alpaslan ışıklı'nın "said nursi, fethullah gülen ve laik sempatizanları" kitabından alıntılar vardır. hatta çok vardır.
kendisi aslen bir gazetecidir. ikinci abdulhamid han zamanında fatih camiinin minberinden sultanın aleyhine vaazlar vermiştir. sultandan doğuya üniversite yapacam diyerek para almıştır ve bildiğim kadarı ile orada bir üniversite kurulmamıştır. ittihat ve terakkicilerle beraber olup selanikte hareket ordusuna konuşma yapmıştır ve sultanın tahttan indirilmesinde bir hissesi vardır.
milli mücadele döneminde ilk mecliste bulunmuştur. sonrasında kendiliğinden yazmadığını iddia ettiği güya kuranın modern tefsiri olan safsatalarını etrafına topladığı öğrencileri aracılığı ile çoğalttırmıştır. fakirlik edebiyatı yaptığı halde hiç kimsenin arabası yokken kendi özel arabası vardır. tarikatçi olmadığı halde, konu hakkında bilgi sahibi bile olmadığı halde tarikatlerin aleyhine laf söylemiştir. zaman iman kurtarma zamanıdır diyerek insanların imanlarına kastetmiştir.
bu gerekçelerden herhangi biri dahi onu sevmemem için gerek ve yeter şarttır.
(bkz: galileo) dünyanın yuvarlak olduğunu iddia ettiğinde,mahkemede yargılanmıştı. ancak dünyanın düz olduğunu söyleyerek hapis cezası almaktan kurtulmuştu. ayrıca güneş sisteminde hala dokuz gezenin olduğunu sana arkadaşlara bir öneri. bilimi yakından takip edelim. ders kitapları bile değişecek yakında.
bir takım yazarlara düzeltme: eğer kıstas belirleyen kurumların başına "birtakım bilimadamları" gelirse güneş sistemindeki gezegen sayısı yeniden değişebilir.
bediüzzamanlıkla uzaktan yakından,sağından solundan,yukarısından aşağısından alakası olmayan biri.kime göre, neye dayanarak böyle bir sıfat verilmiş belli değil. *
20'nci yüzyıla imzasını basmıştır, basmaya devam etmektedir. 20'nci yüzyıla imzasını hayırla basan nadir kişilerdendir. ne kendisi ne de takipçileri hiçbir asayiş ihlali olayına karışmamıştır.
mustafa kemal paşa'nın üç kez ısrarla yaptığı resmi davet üzerine ankara'ya geçmeyi kabul etmiş, milli mücadeledeki üstün katkılarından dolayı resmi devlet töreniyle karşılanmış, atatürk tarafından kendisine şeyh sunusi makamında umumi vaizlik teklif edilmiştir. ankara garında resmi törenle karşılanan said nursi hazretleri mecliste bir konuşma da yapmıştır.
istanbul ingiliz işgali altındayken ingiliz güdümlü şeyhülislam fetvası bediüzzaman'ın verdiği karşı fetva ile hükümsüz kalmış, bediüzzaman'ın hutuvat-ı sitte namındaki "tükürün ingiliz zaliminin hayasız yüzüne" matla'lı fetvası kaynak gösterilerek 70 ilde il müftüleri tarafından da milli mücadele fetvası yayınlanmıştır. yani şeyhülislam fetvasını iptal eden zannedildiği gibi ankara müftüsünün fetvası değildir, zaten ankara o günlerde ufak bir kasabadır, ankara müftüsünün üzerinde bursa müftüsü, onun üzerinde anadolu kazaskeri, sonra rumeli kazaskeri, nihayet şeyhülislam vardır, kim takar ankara müftüsünü o zaman.
tiraj derdine düşen gazetelerin arada bir ıstıp ısıtıp yazı dizisi olarak sunduğu, ağlak fetulah ın akıl hocası, beş para etmez adam. http://www.geocities.com/... adresinden sözde bediuzzaman hazretlerinin pek bi karizma fotografı görülebilir, hayattayken yediği haltlar okunabilir.
volkan konak'ın dün gece objektif programında trabzon'da doğru dürüst festival düzenlenmezken said-i nursi günleri düzenleniyor diyerek ülkenin din istismarına açık acı yönünün kültürel ve sosyal gelişimde nasıl geri kalmasına sebep olduğunu, kendi kültürümüze nasıl yabancılaştığımızı göstermek için örnek verdiği zat.
kendisinin kürt devleti kurmak istediği iddia edilen, nurcuların kitabını elinden düşürmediği, dışardan bakılınca gerçekten de kötü diye inanılan ama kitaplarını okuyunca allah'ı derin felsefesiyle anlatan, mantık timsali, kürtçülükle alakası olmayan bir şahıs görürsünüz. allah'ın varlığını ve birliğini sadece onun anlattığı bir hikayeden bile çıkarabilirsiniz. dışardan bakılınca ben de dinci şahıs diye düşünürdüm ama önyargılı olmak yerine okuyunca, kitaplarının ne kadar güzel olduğunu anladım.