sahra misali yalnızlığım   

adana çık aradan

  1. kumunu çöl fırtınasında savuran sahra misali yalnızlığım...

    susacak bir şarkı aradım dizlerinin dibinde. yaraların kadar tanıdık ve eldi sarılışların.

    bu çocuk ellerle dizdim ismini oluşturan harfleri.

    körebe oldum senin alfabende, isim-şehir oynadık beraber, kara tahtanda söktüm okumayı-yazmayı. sek sek oynadık acının göbeğinde, girilmez levhalı inşaatlarda kovaladık hayatı beraber, ben böyle öğrendim aşkını çoğaltmayı.

    tam çıkıyorum derken bir yenisine yuvarlandığım çukurlar ve sesin "sus"a döndüğü al bir gece yüzünde...

    notası kayıp bir ezginin mahçup bakışlarında yağmurlar ve zatürre bir aşkın sızısı içimde...

    gitme !
    (tante rosa, 03.08.2007 04:03 ~ 04:05)


  2. daha evvel yüzlerce kez alevlendirilen ve "istemeyen okumaz" noktasında kapatılmış bir tartışmanın külleri üzerinde tepinme arzusunu mazoşizmle mi açıklamalı acep ? yoksa "polemik sızısı içimde" hönkürdemeleri ile mi ? bence her ikisi de olabilir.

    bitmiş üç noktalı cümlelerde mana arayanların tırpanları yeterince derine inemiyor sanki. deşip deşip ağlaşmak noktasındaki polemik sızısı kardeşliğine bin selam ! ama en azından artık düzey tutturabilmeyi başarıyorlar. eskiden olsa "şekilsiz, biçimsiz, fikirsiz, histerik" ve benzeri lüzumsuz sıfatlarla - küfürlerle tanış ediliyordu yazarlar. demek bunca ay çalışıla çalışıla küfürsüz yazma noktasına ancak gelinebilmiş ve öyle karşımıza geçilebiliyor. eh buna da şükür !

    "kalibre" ölçümü hususunda son derece hassas nokta denetçilerimiz olmasa ne yapardık acaba ? yatıp kalkıp dua etmeli.

    ısıtılıp ısıtılıp dolaba konulan, sonra tekrar ısıtılıp tekrar dolaba kaldırılan bir yemek gibi bu tartışma. tadı kalmadı, tavsadı, tribünler eskisi gibi coşmuyor, karınları zil çalmıyor.

    yazarken dönüp dolaşıp cinayet mahaline dönen “mana” katilleri, başlık sıkıntısı çekiyor ve bu denli sıkışıyorsa yardımcı oluruz. yok derdim "polemik sızısı" derseniz ... zamanında epeyce ekmek yediği bu tekneyle şimdi uzak mesafeler alabileceğini düşünme cahilliğini, ancak kendine yakıştıran gösterir ve yazın alanına dair tercihleri tektipleştiren “yalnız ben bilirim”ci bok atma sanatını yalnız iyi becerenler icra eder.

    popülarite cilalarken bizi kullanmayın yeter ... ( üç nokta )

    (bkz: ayın kaçısın bu gün)
    (tante rosa, 19.05.2008 20:52 ~ 21:35)
  3. gidenin arkasından hissedilenin dile, yazıya dökülmesidir.

    kimseye kalmamış kimin nasıl yazacağını belirleme hakkı. sözlük yazarlığını bir titr gibi algılayanlar hariç tabii. sanal ortamda da içimizdekini dökemeyeceksek kendi elimizden geldiğince , yüreğimizi dillendiremeyeceksek eğer; ne anlamı kalır sözlüğün, yazarlığın. yazmak isteyen yazar, okumak isteyen okur, ama sen şunu yazabilirsin bunu yazamazsın gibi bir belirleme hakkını şükür kimseye vermedik daha. kendimizden daha üst merci tanımadığımızdan mı yoksa özgürlük denen mefhumun değerini bilmemizden mi bilmem?
    (eleanor, 19.05.2008 21:09 ~ 20.05.2008 18:19)
  4. tecavüz dediğimiz şey, yalnızca erkek organının zorla kadın organına sokulmaya çalışılması değildir. tecavüzün en "derine" işleyeni, manevî tecavüz de diyebileceğimiz türden hoyrat bir saldırı ve kaza süsü verilmiş yok etme girişimidir. kolaylık olsun diye komiklik ya da komiklik olsun diye yazarlık yapmak, her baba yiğidin harcı olmadığı gibi, yiğidin harman olduğu yerlerin de, gittikçe ucuz bir mahalle çelmesine dönüştüğünü gösterebilir. yalnızlık, bu mahalle yasasının yazdığı erkeklikte dönmeye devam edebilir. erkeklik dediğimiz de yalnızca alametifarika bir organ değil, iktidar muhasebesine girişmeye dadanmış bütün fallik nesneler olabilir bittabi. bazısı delikanlı klavyesi, bazısı yedek subay tüfeğidir.

    bu da böyle bir yalnızlıktır.

    not: bu girinin yazılmasına neden olan giri silinmiş. bugünlerde esaslı ve özgüvenli yazar bulmak zorlaşıyor. eh o kendini biliyor'dan başka diyecek söz yok.

    not 2: kendisi sözlükten ayrılmış. ondanmış.
    (kadın giyinmiş zaman, 19.05.2008 21:38 ~ 29.05.2008 23:55)