gündem
  1. · 22 kasım 2009 galatasaray manisaspor maçı
  2. · 28 kasım 2009 fenerbahçe kasımpaşa maçı
  3. · yetenek sizsiniz türkiye
  4. · mutsuzluk veren küçük şeyler
  5. · sevgilinin söylediği unutulmayan sözler
  6. · otuz yaşına gelen kadının kendini avutma yolları
  7. · aşk ı memnu
  8. · paralel evrende olup bitenler
  9. · şimdi daha sakin şimdi daha kontrollü

sahibini bekleyen mektuplar  

  1. ümit yaşar oğuzcan'nın yazdığı kitap haline getirilmiş mektuplardır.

    bu gün bendeki resimlerini ve mektuplarını yakıyorum. küllerini sana göndereceğim. işte! hepsi önümde duruyor. şu resim çekilirken karşında ben vardım, hatırladın mı? üzerini diyerek imzalamışsın. bu seni en çok anlatan resimdi biliyorum. bana en yakın olduğun resimdi... karşında ben vardım, gözlerin gözlerimdeydi... için benimle doluydu, bakışların gibi. önce bu resmini yakacağım, bu en çok sen olan resmini. sonra da diğerlerini yakacağım. hepsi birer birer kıvrılıp kül olacak sonunda. ya mektupların? herbirini çok çok öptüğüm mektupların...satır satır içimde çakılı duran mektupların. onlarda yanacak. senden madde olan hiçbir şey kalmasın istemiyorum bende. içimde bıraktığın eziklik yeter artık. artık seninle değil, verdiğin acılarla avunacağım. seni bütün arzuların üzerinde, bütün özlemlerin ötesinde seveceğim artık. sensiz bir dünya yaratacağım senden. dünya duracak ama sen durmayacaksın. zaman bitecek, ama sen bitmeyeceksin. bir gün bütün çiçekleri solacak bahçelerin, yıldızlar ışık vermeyecek, güneş doğmayacak hiç. ama sen solmayacaksın, sen eksilmeyeceksin. seni maddenin dışına çıkarıyorum. ölümsüzlüğün kapılarını açıyorum sana... anlamıyor musun? daha düne kadar her yerini ayrı ayrı seviyordum. ellerini tuttuğum zamanlar ürperirdim, başım dönerdi gözlerine bakınca. dudakların her öpüşte yeniden dünyaya getirirdi beni. al işte, hepsini sana bırakıyorum. güzelliğinde senin olsun dişiliğinde.. göreceksin, bir gün her yerin şu mektuplar, şu resimler gibi kül olup dağılacak. bir tel bile kalmayacak saçlarından. niceleri gibi sen de göçüp gideceksin bir gün... önce güzeliğin terk edecek seni. ellerin buruşacak, belin bükülecek, ak pak olacak saçların. boş bir çuvala döneceksin. gözlerinde o vahşi pırıltı kalmayacak, bütün ateşi sönecek dudaklarının... ama ben o halinle bile seni terketmeyeceğim. çünkü benim içimde hep bugünkü gibi kalacaksın. taptaze, sımsıcak ve korkunç güzel! yalnız benim gözlerimde bir manası olacak bakışlarının. ben yok olduğum zaman da satırlarımda yaşayacaksın. hiç ihtiyarlamadan, hiç değişmeden, hiç tükenmeden... adım adınla anılacak, adın adımla... mektuplarınla resimlerini yakacak gücü kendimde bulamasam, o zaman da kendimi yakardım. şu herkeste seni gören gözlerimi, şu her yerde sana koşan ayaklarımı ve şu her zaman sana yazan ellerimi yakardım. tenimden yükselen alevler ta allaha kadar uzanır, ona çaresizliğimi anlatırdı. seni güçsüz, zayıf bir insan tarafından sevilmenin hayal kırıklığına uğratmamak için, şimdi benim yerime, senden kalanları yakacağım. ben yaşadıkça, varlığım bütün çaresizliklere meydan okuyacak. unutma; seni sevdiğim için ölebilirdim, seni sevdiğim için yaşayacağım. biraz sonra mektuplarınla resimlerni tutuşturacak bir kibrit çöpü gibi çekiliyorum hayatından. her şeyiyle onu sana bırakıyorum. hayatın senin olsun. istersen hayatım da.. ama sen kendinin bile olamayacaksın artık. ben yaşadıkca, adım söylendikçe... seni bensizliğe ve kendimi sana mahkum ediyorum..

    istanbul, haziran- eylül 1962
    (esdora, 17.05.2004 21:31)
  2. en güzel beraberlik seninle olmak diyorum, nasıl en korkunç yalnızlık sensiz olmaksa... biraz önce buradaydın. aradan geçen zaman henüz kokunu bile dağıtamadı.oturduğun koltukta ağırlığının izi duruyor. dokunduğun her yerde sıcaklığın var, baktığın her şey de aydınlığın.
    gittin mi? ben şimdi yalnız mıyım? duvarlar üzerime yıkılıyor, yüzümde parçalanıyor aynalar, resim çerçeveleri. tarifi mümkün olmayan bir boşluk içindeyim.gözlerim kapıda, belki yine gelirsin diyorum.uzaktan ayak sesleri geliyor. sen değilsin gelen biliyorum, ama yine de bir ümit var içimde vazgeçemediğim.
    bir sigara yakıyorum ve seni arıyorum dumanın havada çizdiği şekillerde.sonra ne yapacağını bilmeyen ellerime bakıyorum bir zaman. ellerim hala ayrılırken ellerine temas etmenin hazzı içinde şaşkın ve kararsız.oysa , o ellerle şimdi şiirler yazabilirim senin için, sana yokluğumun dayanılmazlığını anlatabilirim.
    aman hayli ilerledi. evine varmış olmalısın. kulağım telefon sesinde. beni aramanı bekliyorum. telefonun her çalışında umutla uzanıyor ellerim ahizeye.oysa hep bir başkası çıkıyor karşıma. kahroluyorum. senden başkasının varlığına değil, sesine bile tahammülüm yok artık. ağır dayanılmaz saatler geçiyor. nihayet senin sesin telefonda. beni anlayan, o özlemli kısık sesin.< nasılsın> derken bile yüreğimi heyecanla dolduran, kanımı tutuşturansesini işitmenin sevinci sarıyor her yerimi. hiç bitmesin istiyorum konuşmamız.senden başka bir şey düşündüğüm yok, dünya umurumda değil. konuşuyor konuşuyoruz ve < allahaısmarladık> diyorsun. sana düşündüklerimi söyleyemiyorum.< ne olur, yine gel ve hiç gitme artık> diyemiyorum.boğazıma bir şeyler düğümleniyor. ellerimde soğuk, hissiz bir aletle
    yapayalnız kalıyorum. biraz önce sesini bana ileten telefona düşmanım şimdi.
    hırsla ve kinle bakıyorum bir zaman.sonra sevdiğin bir plağı çalmak geliyor aklıma. birden seviniyorum.her şeye rağmen yine seninleyim, ne iyi. beşinci senfoniyi dinliyorum.odayı orkestranın güçlü, tanrısal sesi dolduruyor. hiç ayrılmadığımıza ve ayrılmayacağımıza inanıyorum. yüzyılların ardından bir beethoven sesleniyor, isyan ediyor zamana. ve sonra bir başka plakta schumann ağlıyor, ben ağlıyorum, uzaklarda sen ağlıyorsun. aşkın ve sanatın ölümsüzlüğüne bir kere daha inanıyorum.artık seni sevdiğime pişman değilim...
    (bkz: sahibini arayan mektuplar)
    (benbirküçükcezveyimköşebucakgezmeyim, 10.02.2005 21:38 ~ 21:41)
  3. (gülümsün, 03.05.2005 12:47 ~ 12:48)
  4. evde özellikle kafa bozukken ya da maksimum duygu yoğunluğu yaşanırken yazılan, sonra bir türlü cesaret edilip verilemeyen, rafta öylece duran mektuplardır. bir süre sonra çıkarır okur, duygulanır, ağlarsınız. her seferinde aynı şey olunca, faydalı olan şeyi yapmaya, mektupları atmaya karar verirsiniz. atarsınız, ancak o raflar bir süre sonra gene dolar. sahibine ulaştırılmayacağı önceden belli olan onlarca mektup yazılır.
    (marla singer, 04.11.2005 00:34)
  5. okula öyle bir gelirdin ki
    öyle bir girerdin ki sınıfa
    inan gözlerim başka yere bakamazdı
    sadece ben mi???
    maç muhabbeti yapan erkekler sözü keser sana bakardı
    o an hepsiyle tek tek kavga etmek isterdim
    kavgayı sevmem
    ama bu ayrı buna koşa koşa gelirim
    seni kıskandığımı sanma
    ben sadece sana bakan tek kişi olmak isterdim o kadar
    sonra bir gülüşün vardı ders ortasında
    hoca sana kızacağı yerde sana bakan bize kızardı
    yani koskoca öğretmen bile hayran gülüşüne
    teneffüse çıkınca gene ne bulsum yalandan
    bulsam sana laf atsam seni kızdırsam diye tatlı bir telaş
    hızlı olmam lazımdır
    zira sınıf acemi ama bir o kadar da yakışıklı çapkınla doludur
    anlayacağın en yakın dostlarım da yangın sana
    ama onların alevi yakıcı değil
    onlar seni sigara içerken sigaranın ucunda yakarlardı
    ben sigara içmem
    ben seni, dakikada seni görünce bilmem kaç kez atan kalbimle yakardım
    sen alevdin yandıkça büyürdün içimde
    sonra içimde duramaz taşardın gözlerimden
    hep sana yazdığım ama hiç gönderemediğim mektupların üstüne
    bazen rüyamda seninle yürürken görürdüm kendimi
    sen yanımda yürürdün ben mutluluktan bulutların üstünde
    sabah olur rüya biter ben bulutlardan düşerdim
    hiç yataktan çıkmak istemesem de
    kendimi kandırarak seni göreceğimi düşünerek kalkardım
    ama bu sefer de okul servisi kaçmıştır
    kaçan servise değil de seni görmeden başlayan güne yanardım
    sonra yürümeye başlardım yavaş adımlarla yavaş yavaş
    galiba hep yavaştım
    gün boyunca sana sadece iki defa yaklaşabilirdim
    sadece iki kez konuşabilirdim
    bir; günaydın
    iki; iyi akşamlar
    akşam olur eve dönerdim yavaş yavaş
    bir tek sen vardın yolda yürürken aklımda
    bu yol hiç bitmesin derdim
    ucunda sen olsan bile bitmesin
    yani ben yalnız seni değil umutsuzca senin yollarını da sevdim
    ne zaman seni sevdiğimi söylemeye çalışsam
    hep anlamazlıktan gelirdin
    olayı şakaya vurarak en yakın arkadaşına beni uygun görürdün
    ama ben onu değil seni sevdim
    ve bir gün dayanamayıp seni sevdiğimi pat diye söyleyiverdim
    keşke söylemeseydim
    nerden bilirdim sevgini kazanayım derken seni tamamen kaybedeceğimi

    aradan tam yedi yıl geçti
    hâlâ seni sevmediğimi söyleyemem
    çünkü sevdiğimi söylediğimde seni kaybettim
    ya sevmediğimi söylersem acaba neler neler kaybederim

    yıllarca senden uzakta sana yakın olmaya çalıştım
    biliyorum hiç başarma ihtimalim yoktu
    yine de sana seni sevdiğimi söylemeye değerdi

    ders biter teneffüs olur
    okul biter akşam olur
    hafta biter tatil olur
    bahar biter yaz olur
    ama sensizlik bitip bir sen olmazdın

    en yakın arkadaşım da seviyordu seni
    benim kadar değil ama benden daha deliydi
    bir yanımda kankam can yoldaşım
    bir yanımda yeşil gözleriyle beni ufalayan güzel
    iki arada bir derede olmam sorun değil
    sorun arada benim köprü olmam
    olsun ne olur zaten küle dönmüş gönül bu ateşten etkilenmez
    sadece kırılganlığından darılgan kalbim biraz acır o kadar
    sadece yedi yıl kadar
    bir yüz hep mi cıvıl cıvıl olur
    hiç susmaz mı gözler hep bir şeyler anlatır
    ya o saçlar hiç dağılmaz mı?
    sönmez mi yakıcılığı gözlerin
    ben senin gözlerini hiç unutmadım
    ya sen benim gözlerimi hiç hatırladın mı?
    bu soruyu sormadım say

    çok mu sitemkârım
    eh yedi yılda birikiyor bazı şeyler
    gerçi bunlar yedi yılın ilk yedi ayı
    hatta ilk yedi günü
    belki de ilk yedi saati içinde biriken şeyler

    seni gördüğüm ilk yedi dakika içinde
    dünyanın yedinci harikası olan gözlerin girdi aklıma
    şairin dediği mıh gibi işte
    hiç çıkmamak üzere...
    (chawther, 02.03.2009 01:40)
  6. "kasırgadan sonra çıkan hafif ve serin bir rüzgar çölün baygın yolcularına ne yaparsa, aylarca süren kuraklıktan sonra gelen bir yağmur kurumaya yüz tutan ekinlere ne yaparsa sen de bana onu yap; bana yaşamak kudretini, yaşamak cesaretini, yaşamak imkanını ver.."
    (lastrose, 11.09.2009 11:56 ~ 11:57)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil