"aslında ilk çağdan çok blu çağı beni ilgilendirendi.
lisede rehine dönemi geçirdim.
ilk sigarayla merabalaşmamda kendimi kabile reisi sanmıştım.
arkadaşım bir canavarmış, malesef çok geç anladım.
çakmak onun ellerindeydi... "
''darbeler yesen de yüreğine,affetmek en asil intikam
varsa bir duvar dayan
yoksa bir duvar yarat
karanlık olduğunda mumdan bir güneş yarat
kanatların kırılmasın
umutların nicesi yirmidört karat..''
kaç tabut gömülecek yeraltına ve kaç kişi gidecek habersiz uzaklara? kaç yalan yıkacak güvenleri?
kaç satır yazılacak kader kitabına ve kaç dua edeceksin tanrına, kaç damla gözyaşı dökeceksin
hakkımı isterim, payıma düşen herşeyi alırım felsefesi, haksızlık oyunlarında hakkı yendi, rengi kaçtı yaşamın, derdi sardı, yaranın acısı tacı attırdı krala dahi, bir ömür fani, bir umut hani?
yanıma aldım kendimi ve yürüdüm ince çizgisinde yolumun ortalıkta görünen herkesin adı yabancı, herkes kendi maskesiyle dolaşır oldu yanıbaşımda, tanımaz oldum yüzleri ve keşkelerle avunur oldum. düşlerimde gördüğüm yüzün birinde düşünür oldum, onca maske gözümün içine bakıyor sorgularcasına, ve burası hep yabancı, hep yalancı doldu, çıkmak istiyorum artık dışarı, bırakın gideyim kendimi alıp.
lise edebiyat kitaplarının ötesine geçmiş yurt gençliği olarak 'özlü söz' tanımlamasının nesnelliğini de ele alırsak 'olabilirliği' yüksek sözlerdir.dikkat ederseniz olabilitesi demedim ayrıca mümkünat da diyebilirdim.çünkü biz edebi eser kalitesi yüksek insanlar olarak aynı anlama gelen kelimeleri birlikte kullanmayı severiz.bu hava falan değil sadece kalitemiz anlaşılsın diye..