belki ilginizi çeker
  1. · saffat
  2. · hz ibrahim
  3. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · ugg düşmanı ezik kızlar
  2. · galatasaray
  3. · yaran diyaloglar
  4. · yılmaz özdil
  5. · okan bayülgen
  6. · marjinal isim meraklısı aile
  7. · günün tek cümlelik özeti
  8. · deathcrush
  9. · anneyi ağlarken görmek

saffat suresi  

  1. saffat:

    1 - andolsun o saf bağlayıp duranlara.

    2 - o haykırıp da sürenlere.

    3 - ve o yolda zikir okuyanlara.

    4 - ki sizin ilâhınız birdir.

    5 - o, göklerin, yerin ve aralarındakilerin rabbidir, bütün doğuların da rabbidir.

    6 - gerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik.

    7 - onu her inatçı şeytandan koruduk.

    8 - onlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. her taraftan kovulup atılırlar.

    9 - uzaklaştırılırlar. onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır.

    10 - ancak kulak hırsızlığı yapanlar olur. onu da yakıcı bir alev takip eder.

    11 - şimdi onlara sor: "yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık.

    12 - fakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar.

    13 - kendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar.

    14 - bir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar.

    15 - ve diyorlar ki: "bu apaçık büyüden başka bir şey değildir."

    16 - "öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz?"

    17 - "önceki atalarımız da mı?.."

    18 - de ki: "evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)."

    19 - çünkü o (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir.

    20 - "eyvah bizlere! işte bu hesap günüdür." derler.

    21 - (onlara): "işte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir.

    22-23 - toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve allah'tan başka taptıkları şeyleri. toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.

    24 - ve durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler.

    25 - (onlara): "ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir.)

    26 - hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.

    27 - onlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar.

    28 - onlar: "siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler.

    29 - (ileri gelenler de) derler ki: "hayır, siz inanmamıştınız."

    30 - "bizim de size karşı bir gücümüz yoktu. fakat siz azmış bir kavimdiniz."

    31 - "onun için üzerimize rabbimizin azab sözü hak oldu. şüphesiz azabımızı tadacağız."

    32 - "evet biz, sizi kışkırttık. çünkü biz azgındık."

    33 - o halde hepsi o gün azabda ortaktırlar.

    34 - işte biz günahkarlara böyle yaparız.

    35 - çünkü onlar, kendilerine: "allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı.

    36 - ve: "biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı.

    37 - hayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti.

    38 - elbette siz o acı azabı tadacaksınız.

    39 - bununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız.

    40 - sadece allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır.

    41 - işte onlar için belli bir rızık vardır.

    42-43 - meyveler (vardır), naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.

    44 - (onlar) karşılıklı tahtlar üzerindedirler.

    45-46 - içenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.

    47 - onda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir.

    48 - yanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır.

    49 - sanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler.

    50 - derken birbirine dönüp sorarlar:

    51 - içlerinden bir sözcü der ki: "gerçekten benim bir arkadaşım vardı."

    52 - derdi ki: "sen gerçekten inananlardan mısın?"

    53 - "öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız?"

    54 - "siz onu tanır mısınız?" der.

    55 - derken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür.

    56 - ona şöyle der: "allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin."

    57 - "rabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım."

    58-59 - "nasılmış bak. biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? biz azaba uğratılmayacak mıymışız?

    60 - işte bu büyük kurtuluştur.

    61 - çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.

    62 - nasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı?

    63 - gerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık.

    64 - o bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar.

    65 - tomurcukları şeytanların başları gibidir.

    66 - mutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır.

    67 - sonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır.

    68 - sonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir.

    69 - çünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular.

    70 - şimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar.

    71 - andolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler.

    72 - gerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik.

    73 - sonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu?

    74 - ancak allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka.

    75 - andolsun ki nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik.

    76 - biz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

    77 - hem onun neslini bâki kalanlar kıldık.

    78 - hem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık.

    79 - bütün âlemler içinde nuh'a selam olsun.

    80 - işte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

    81 - çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.

    82 - sonra diğerlerini suda boğduk.

    83 - şüphesiz ki ibrahim de onun kolundandı.

    84 - çünkü o, rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti.

    85 - o babasına ve kavmine şöyle demişti: "siz nelere tapıyorsunuz?"

    86 - "yalancılık etmek için mi allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz?"

    87 - "siz âlemlerin rabbini ne zannediyorsunuz?"

    88-89 - derken yıldızlara bir baktı da: "ben gerçekten hastayım" dedi.

    90 - o zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler.

    91 - derken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "buyursanıza, yemez misiniz?" dedi.

    92 - (cevap vermediklerini görünce de): "neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi).

    93 - nihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi.

    94 - bunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler.

    95 - ibrahim dedi ki: "a, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"

    96 - "halbuki sizi de yaptıklarınızı da allah yaratmıştır."

    97 - onlar: "haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler.

    98 - böylece ona bir tuzak kurmak istediler. biz de kendilerini daha alçak düşürdük.

    99 - bir de dedi ki: "ben rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir."

    100 - "ey rabbim! bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!"

    101 - biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.

    102 - oğlu, yanında koşacak çağa gelince: "ey oğlum! ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. artık bak, ne düşünürsün?" dedi. çocuk da: "babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.

    103 - ne zaman ki ikisi de bu şekilde allah'a teslim oldular, ibrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.

    104 - biz de ona şöyle seslendik: "ey ibrahim! "

    105 - "rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."

    106 - "şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)

    107 - ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.

    108 - kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık.

    109 - selam olsun ibrahim'e...

    110 - işte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

    111 - çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.

    112 - ona bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere ishak'ı müjdeledik.

    113 - hem ona hem ishak'a bereketler verdik. her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var.

    114 - andolsun ki biz musa ile harun'a da nimetler verdik.

    115 - hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

    116 - hem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular.

    117 - hem kendilerine o belli kitabı (tevrat'ı) verdik.

    118 - kendilerini doğru yola çıkardık.

    119 - sonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık:

    120 - selam olsun, musa ile harun'a.

    121 - işte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

    122 - çünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı.

    123 - şüphesiz ilyas da gönderilen peygamberlerdendir.

    124-125-126 - hani o kavmine: "siz allah'tan korkmaz mısınız? yaratanların en güzeli olan, sizin de rabbiniz, daha önceki atalarınızın da rabbi bulunan allah'ı bırakıp da "ba'l'e" (ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.

    127 - fakat onlar, onu yalanladılar. bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır.

    128 - ancak allah'ın ihlaslı kulları müstesna.

    129 - ona da sonrakiler içinde şunu bıraktık:

    130 - selam olsun ilyâsîn'e .

    131 - işte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

    132 - çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.

    133 - şüphesiz lût da gönderilen peygamberlerdendir.

    134 - hani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık.

    135 - ancak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç.

    136 - sonra diğerlerini helak etmiştik.

    137-138 - ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?

    139 - şüphesiz yunus da gönderilen peygamberlerdendir.

    140 - hani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı.

    141 - (oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu.

    142 - derken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (kendi nefsini) kınıyordu.

    143-144 - eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

    145 - biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık.

    146 - üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.

    147 - biz onu (yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik.

    148 - o zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık.

    149 - şimdi sor o seninkilere: kızlar, rabbinin de, oğlanlar onların mı?

    150 - yoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?

    151-152 - ha!.. onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "allah doğurdu" derler. hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.

    153 - (allah) kızları oğullara tercih mi etmiş?

    154 - size ne oldu? nasıl hükmediyorsunuz?

    155 - hiç düşünmüyor musunuz?

    156 - yoksa sizin için açık bir delil mi var?

    157 - o halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.

    158 - onlar, allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir.

    159 - allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.

    160 - fakat allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar).

    161-162-163 - çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.

    164-165-166 - (melekler): "bizden her birimizin belli bir makamı vardır. biziz o saf saf dizilenler, biziz! biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.

    167-168-169 - (müşrikler) şöyle diyorlardı: "eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."

    170 - fakat şimdi onu inkâr ettiler. ama ilerde bileceklerdir.

    171-172-173 - andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."

    174 - onun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

    175 - onlara (inecek azabı) gözetle .yakında onlar da göreceklerdir.

    176 - ya şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?

    177 - fakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür!

    178 - yine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

    179 - (inecek azabı) gözetle! yakında onlar da göreceklerdir.

    180 - senin güç ve kuvvet sahibi rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.

    181 - gönderilen bütün peygamberlere selam olsun. 182-hamd, âlemlerin rabbi allah'a mahsustur.

    (elmalılı muhammed hamdi yazır meali)
    (chaconne, 25.11.2004 01:56)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil