ne geyiği = ren geyiği
ne ren = evren
ne evi = dağ evi
ne dağı = ağrı dağı
ne ağrısı = diş ağrısı
ne dişi = süt dişi
ne sütü = inek sütü
ne ineği = köy ineği
ne köyü = kadıköyü
ne kadısı = mahkeme kadısı
ne mahkeme = askeri mahkeme
ne askeri = türk askeri
ne türk = göktürk
ne gök = yergök
ne yeri = iş yeri
ne iş = ince iş
ne ince = haince
ne ha = deha
ne de = evde
ne evi = dağ evi
ne dağı = yıldız dağı
ne yıldızı = kutup yıldızı
ne kutup = güney kutup
ne güney = yılmaz güney
ne yılmaz = cem yılmaz
ne cem = ismail cem
ne ismail = hazreti ismail
ne hazreti = peygamber hazreti
ne peygamber = son peygamber
ne son = anason
ne anası = deniz anası
ne denizi = kara denizi
ne karası = kömür karası
ne kömürü = taş kömürü
ne taşı = lüle taşı
ne lülesi = saç lülesi
ne saçı = arap saçı
ne arabı = irak arabı
ne ırak = kuzey ırak
ne kuzeyi = ülkenin kuzeyi
ne ülkesi = krizler ülkesi
ne krizi = kalp krizi
ne kalbi = çocuk kalbi
ne çocugu = *rospu çocuğu
ne *rospusu = ortalık *rospusu
ne ortalık = ulu ortalık
ne ulu = kokulu
ne kok = mis kok
ne misi = hacı misi
ne hacısı = hristiyan hacısı
ne hristiyan = katolik hristiyan
ne katolik = eski katolik
ne eski = baba eski
ne babası = şan babası
ne şan = ali şan
ne ali = muhammed ali
ne muhammed = hazreti muhammed
ne hazreti = kral hazreti
ne kralı = gol kralı
ne golü = yılın golü
ne yılı = yılan yılı
ne yılanı = demir yılanı
ne demiri = balkon demiri
ne balkonu = mutfak balkonu
ne mutfağı = osmanlı mutfağı
ne osmanlı = son osmanlı
ne son = en son
ne en = kefen
ne kef = çirkef
ne çir = incir
ne in = serin
ne ser = kanser
ne kan = soykan
ne soyu = it soyu
ne iti = biti
ne b = kalb
ne kal = bakkal
ne bak = kabak
ne ka = ford ka
ne ford = henry ford
ne henry = birinci henry
ne birinci = onbirinci
ne on = fedon
ne fed = mosfed
ne mos = termos
ne ter = kanter
son derece gereksiz görünen ama aslında insan için son derece gerekli, elzem bir eylemdir saçmalamak. eğer herkes doğuştan en süper, en doğruları yapıyorsa o halde bu doğrular hangi yanlışlara göre doğrudur sormak gelir içimden.
insanlar doğru davranmazlar ama hep yanlışları elerler, bir insan bir davranışı yapar ve onun işe yaramadığını görür ve onu eler ardından birini daha birini daha ve davranış uzayında kalanlar onun doğruları olur. bireysel evrim olsa olsa bu şekilde cereyan eder böylece saçmalamış ve kısıtlarımızı öğrenmiş oluruz, aksi bir öğrenme nasıl mümkün olabilir merak ederim ?
hayatı boyunca doğru ahmeti oynayan insanların belli bir sınır durumunda kafayı yemelerinin sebebi, en müğhendis insanların yeri geldiğinde "mikerim böyle hayatı" demelerinin özünde yatan aslında hiç saçmalamadıklarını bundan dolayı doğru diye kendilerine hazır verilenleri artık kullanmanın bir gereğini hissetmeyip kusmaları, yanlışlarla doğrulara varamamış olmanın abukluğunu hissetmelerinden ötürüdür.
olması gereken er ya da geç olacaktır iyisi mi erkenden saçmalamak, denemek yamulmak...
saklanmak için mi bu kadar uzun yürüdün. şemsiyeni çevirip durma öyle, hem gelmedi mi daha bahar? gelince bahar ellerini kaldırıp başına sürersin. hep sen mi kıskandıracaksın insanları?kim gitmiş düğüne, kimlerle eğlenmiş bilmem lazım, hem bilmeden geçmez ki bu dünya. nasıl dayanır, bu yürek pat pat çarpmak istemez mi hiç, yalan mı?
dolabın kapağını açıp kafamı içine soktu, şakacıktan. karanlık oldu birden, hiç bilemedim kaç kişiliktir kenarı işlemeli sofra takımı. saklanbaçta ebelemeceye nazaran bir çekicilik var mı diye düşünürken düştüydüm ilk defa inşaat çukuruna tepe taklak. parlayan gözlük camlarımla fark edildim derinlerde. masanın tahtasıydı sanatımı icra edebildiğim, kulağıma batmayan duzgun nesne, tıkırtılarla eğlenirdim, müzik yoksa da olurdu. yürümek bile zor bana, aklımda çok şey var yapacak ama insanlar da ölüyor bi yandan. önemli insanların arasında bulundum, sırf bir iki bi şey yemek için, aç olmadığım halde yürüdüm o kadar yolu. bardağın içindeki yarım kalmış su ile yıkardım balıkları. öperdim tek tek salkım salkım üzümleri. şarabıma meze yapmadan ince ince keserdim kaşarı.kim çağırdı ki beni az önce, tuvaletteyken ben...
karıncaları sayardı boş zamanlarında, ona kadar sayabiliyor çünkü boş geçerdi matematik dersi, ya da geçermiş bana öyle anlatırdı. hoca hep dersin sonunda gelirmiş. sınıfın kapısını kitlermiş. kapı yeniymiş kimse bilmezmiş marangozun kullandığı ağaç nerede yetişirmiş, ağacın yaşı kaçmış, üzerinde dolaşan sincaplar ilk defa neye şaşırmış. sanki güneş doğunca ölecek gibi olmuşlarmiş ama alışmışlarmış zamanla. güneş bi gün doğmamış o gün hep karanlıkmış, kuşlar hep uyumuşlar, hiç ağlamamışlar. yalandı biliyordum hepsi yalandı, asfalta yapışmış sincabı kim görse midesi kalkardı.
sakız çiğnerdi hep gözleri kapalı. gözlerini açabilseydi ilk bana bakacaktı, söz vermişti ama gizlice açıp başkalarına baktığını görürdüm bazen. geçmedi yıllar veya çabuk geçti ne biliyim. ben matematiksel formüller içerisinde olayın fiziğine hakim olmaya çalışırken sakallı oğlan labudları çeviriyodu iki eliyle düşürmeden. bütün değildi hiç bir şey. az kalmıştı ama ne önemi vardı ki zaten...
sıklıkla dans ederdim çesitli müzikler eşliğinde, çok ciddiydim figürlerimi sergilerken. üzerinde oturduğum sandalye gıcırdıyordu bugünlerde, evet evet, hakkaten sanki değişik bir frekanstı bu kulağıma gelen, sanki hep bir kez anladım mı gerisi gelecek gibi olurdu ama yine pencere açık kalmıştı. rüzgar kaçmıştı kulağıma ama olsun zararı yok, burnumu kaşımak için elimi kaldırdığımda kokuyu almıştım , temizlik kesin şarttı.
ne zaman hırkamdan sıkılsam yenisini giyerken eskisine bakıp gülerdim kahkaha ile ama neden gülmek bu kadar saçma gelirdi bana bilemeden ayrılırdım evden. şimdi kimi görsem anlatayım istiyorum bu traji komik fenomenin bende yarattığı derin etkiyi, ama anlamazlar. beni anlamadan bana bakacaklar diye canımı sıkmak istemiyorum. kızmıyorum hiç, anlıyorum, telepati, sempati falan kurarım ben onlarla. kulaklarının arasında gidip gelen düşünceleri bana ışık hızının karekökü ile gelirken ben sakinimdir, öyle anlamsız hareketlerle kendimi elletmem kimseye. gözlerinin içine bakarım ki beni kaybetmesinler, yanı baslarındayımdır hep. ama bazen de uyuku basar, tatlı tatlı dalarım okyanusun yanındaki dağın yüksek tepelerine. kuşlar geçer, selamlaşırım. hatta kanatlarını çekelerim şakacıktan, korkarlar, düşecek gibi olurlar, gülerim. ey karabatak turna ol benim için iki dakika ne olur derim, bakar öyle saçma sapan. salak hayvan...
genelde yaptığım şey. ben yaparken eğleniyorum ama dinleyenler eğleniyor mu orasını bilemem. sonuç olarak;
saçmalamak ya da saçmalamamak, işte bütün mesele bu. (güzel örnek oldu sanırım)
saçmalamadan saçmalayanların saçmalıklarını kendilerine saçma sapan
yeğleyişlerinin en büyük saçmalık olduğunu düşünüyor, suni
saçmalayışların saçma sapanlığını kendi saçmalayışlarıma boyun
eğdiriyorum...
çünkü ben; saçmalamayı seviyorum........
o kadar ruha ferahlık veren bir şeydir ki, yerini uzak doğunun tüm felsefeleri toplanıp gelse tutmaz.. bir kere, literatüre geçmiş "saçmalama hakkı" diye bir hak vardır.. hiç abartmadan, zekalara ayıp etmeden tadında tuzunda kullanmak gerekir.. böyle olunca rahatlatır, çünkü aksi halde zaten saçmalamıyorsunuz, doğanızı yaşıyorsunuz demektir ki bu da, ziyandır.. kaale alınmaz..
"zenci bir aradan sonra tekrar sizlerleyim sevgi kelebeklerim.. hani atın sikine konanlardan..
seviyorum ulan!!!!! ne güzel de haykırıyorum boşluğa çılgınlar gibi.. bütün duygularım bir huniden sızıyor ruhuma.. çok çılgınım lan.. deli gömleklerim son moda inan ki.. cemil ipeksatan'ın kreasyonu.. kreasyon da çok sikertici bir kelimeymiş.. kullanıyorum böyle arada.. tıpkı... tıpkı tandans gibi..
neyse.. bu aralar ruhumda bir elektriklenme var.. saçlarım, tüylerim diken diken.. kaktüs havası var biraz.. kessen kolumu bacağımı ölümüne su çıkar.. ölümüne su çıkması da ayrı bir inceleme konusu tabi.. niagara gibi adamım lan.. çoştum mu bir kere durduramıyorum.. pardon bir de peter north var.. evet haksızlık oldu ona.. o niagara şelalesi gibi adam.. evet.. böyle şeyler de güzel ama güzel de olmadığı oluyor tabi..
öhö öhö.. işte diyorum ya.. bu aralar sanki bir kıpırtı var kalpcağazımda.. bozuk saatin doğru gösterdiği o nadir anlardan birindeyim belki de kimbilir? belki de değilim kendimi kandırıyorum yine içimdeki boşlukta.. evet içimde boşluk var.. gecekondu dolu bir sürü.. bekliyorum ilk gelecek belediye ekibini.. bir günde türemiş namussuzlar.. namusless var lan.. ahaha tamam berbattı.. oy acı çektim evet.. böyle ellerimle.. çok acı çekerim..!!!!!
en adi balgam çıkarışlarımdan birini gerçekleştirdim beni siktir edenleri hayatımdan silerek.. hmm evet sifon çekme işlemi başarıyla gerçekleşti tabi midemde ama hep bir tıkanıklık var gibi.. sokup elimi alasım var veya vidanjör çağırayım.. ama ya boru boğazımdan geçmezse.. heather brooke muyum lan ben.. olmak da istemem gerçi.. ne bileyim kadına marmaray soksan yine de bana mısın demiyecek gibi bir havası var.. derinlerden hırıltılar duyuyorum.. ne garip di mi?
ey aşk sen nelere kadirsin.. bazen mustafa, bazen ahmetsin.. ama en çok sen "o"yken seviyorum seni.. o işte.. yuvarlak diye aldanmayın.. o iyidir.. o hoştur.. birde bilse neler olup bittiğini.. biten güllerin ardından yenisini sipariş ettim demişti bir ara demet sağıroğlu.. demediyse bile demesini isterdim.. bazen istemek de yetmedi.. evet evet böyle bi şarkı vardı ama kimindi hatırlayamadım.. bira bu göbeğin altında bir de.. evet benim göbeğin.. mutluyum lan.. portatif sehpa gibi.. çok işe yarıyor bu meret..
her oyuna mağlup başlamak gibi bir özel yeteneğim var.. bir ryu bir de ben aduket atabiliyoruz şu dünyada.. ken hep bizi taklit ediyo zaten.. havuz'un minibüsü gibi adam.. saçlı bir tek.. bir de sarı lan ki sarışınlardan hiç haz etmez yüreciğim.. yüreğim dedim de aklıma geldi.. bizim çöp baya doldu lan.. bir ara gidip atayıp çöp kutusuna.. kutu iyidir bir de.. ne bileyim içine bir sürü şey sığar.. şey ne deme? güç içinde.. onu sen biliyorsun..
böyle işte canlar.. hayat her gün her umudu beraber getiriyor siktiri çektiği insanlara.. bağlılığa inancı
olmayanlara koca bir ironi sepeti benden.. karamürsel kadar olmasa da hediye hediyedir.."