• görseller

    • saçmalamak
    • saçmalamak
  1. örneğin..

    ne geyiği = ren geyiği
    ne ren = evren
    ne evi = dağ evi
    ne dağı = ağrı dağı
    ne ağrısı = diş ağrısı
    ne dişi = süt dişi
    ne sütü = inek sütü
    ne ineği = köy ineği
    ne köyü = kadıköyü
    ne kadısı = mahkeme kadısı
    ne mahkeme = askeri mahkeme
    ne askeri = türk askeri
    ne türk = göktürk
    ne gök = yergök
    ne yeri = iş yeri
    ne iş = ince iş
    ne ince = haince
    ne ha = deha
    ne de = evde
    ne evi = dağ evi
    ne dağı = yıldız dağı
    ne yıldızı = kutup yıldızı
    ne kutup = güney kutup
    ne güney = yılmaz güney
    ne yılmaz = cem yılmaz
    ne cem = ismail cem
    ne ismail = hazreti ismail
    ne hazreti = peygamber hazreti
    ne peygamber = son peygamber
    ne son = anason
    ne anası = deniz anası
    ne denizi = kara denizi
    ne karası = kömür karası
    ne kömürü = taş kömürü
    ne taşı = lüle taşı
    ne lülesi = saç lülesi
    ne saçı = arap saçı
    ne arabı = irak arabı
    ne ırak = kuzey ırak
    ne kuzeyi = ülkenin kuzeyi
    ne ülkesi = krizler ülkesi
    ne krizi = kalp krizi
    ne kalbi = çocuk kalbi
    ne çocugu = *rospu çocuğu
    ne *rospusu = ortalık *rospusu
    ne ortalık = ulu ortalık
    ne ulu = kokulu
    ne kok = mis kok
    ne misi = hacı misi
    ne hacısı = hristiyan hacısı
    ne hristiyan = katolik hristiyan
    ne katolik = eski katolik
    ne eski = baba eski
    ne babası = şan babası
    ne şan = ali şan
    ne ali = muhammed ali
    ne muhammed = hazreti muhammed
    ne hazreti = kral hazreti
    ne kralı = gol kralı
    ne golü = yılın golü
    ne yılı = yılan yılı
    ne yılanı = demir yılanı
    ne demiri = balkon demiri
    ne balkonu = mutfak balkonu
    ne mutfağı = osmanlı mutfağı
    ne osmanlı = son osmanlı
    ne son = en son
    ne en = kefen
    ne kef = çirkef
    ne çir = incir
    ne in = serin
    ne ser = kanser
    ne kan = soykan
    ne soyu = it soyu
    ne iti = biti
    ne b = kalb
    ne kal = bakkal
    ne bak = kabak
    ne ka = ford ka
    ne ford = henry ford
    ne henry = birinci henry
    ne birinci = onbirinci
    ne on = fedon
    ne fed = mosfed
    ne mos = termos
    ne ter = kanter

    (bkz. oha)
    (bkz. yuh)
  2. son derece gereksiz görünen ama aslında insan için son derece gerekli, elzem bir eylemdir saçmalamak. eğer herkes doğuştan en süper, en doğruları yapıyorsa o halde bu doğrular hangi yanlışlara göre doğrudur sormak gelir içimden.

    insanlar doğru davranmazlar ama hep yanlışları elerler, bir insan bir davranışı yapar ve onun işe yaramadığını görür ve onu eler ardından birini daha birini daha ve davranış uzayında kalanlar onun doğruları olur. bireysel evrim olsa olsa bu şekilde cereyan eder böylece saçmalamış ve kısıtlarımızı öğrenmiş oluruz, aksi bir öğrenme nasıl mümkün olabilir merak ederim ?

    hayatı boyunca doğru ahmeti oynayan insanların belli bir sınır durumunda kafayı yemelerinin sebebi, en müğhendis insanların yeri geldiğinde "mikerim böyle hayatı" demelerinin özünde yatan aslında hiç saçmalamadıklarını bundan dolayı doğru diye kendilerine hazır verilenleri artık kullanmanın bir gereğini hissetmeyip kusmaları, yanlışlarla doğrulara varamamış olmanın abukluğunu hissetmelerinden ötürüdür.

    olması gereken er ya da geç olacaktır iyisi mi erkenden saçmalamak, denemek yamulmak...
  3. -kendimi kaybettim hulusi, bulamıyorum.
    +ee çaldırsana olm.
    -şimdi saçmaladın işte.
    +neden ki?
    -olm şarjım yok ki.

    ...gibi bir şeydir.
  4. saklanmak için mi bu kadar uzun yürüdün. şemsiyeni çevirip durma öyle, hem gelmedi mi daha bahar? gelince bahar ellerini kaldırıp başına sürersin. hep sen mi kıskandıracaksın insanları?kim gitmiş düğüne, kimlerle eğlenmiş bilmem lazım, hem bilmeden geçmez ki bu dünya. nasıl dayanır, bu yürek pat pat çarpmak istemez mi hiç, yalan mı?

    dolabın kapağını açıp kafamı içine soktu, şakacıktan. karanlık oldu birden, hiç bilemedim kaç kişiliktir kenarı işlemeli sofra takımı. saklanbaçta ebelemeceye nazaran bir çekicilik var mı diye düşünürken düştüydüm ilk defa inşaat çukuruna tepe taklak. parlayan gözlük camlarımla fark edildim derinlerde. masanın tahtasıydı sanatımı icra edebildiğim, kulağıma batmayan duzgun nesne, tıkırtılarla eğlenirdim, müzik yoksa da olurdu. yürümek bile zor bana, aklımda çok şey var yapacak ama insanlar da ölüyor bi yandan. önemli insanların arasında bulundum, sırf bir iki bi şey yemek için, aç olmadığım halde yürüdüm o kadar yolu. bardağın içindeki yarım kalmış su ile yıkardım balıkları. öperdim tek tek salkım salkım üzümleri. şarabıma meze yapmadan ince ince keserdim kaşarı.kim çağırdı ki beni az önce, tuvaletteyken ben...

    karıncaları sayardı boş zamanlarında, ona kadar sayabiliyor çünkü boş geçerdi matematik dersi, ya da geçermiş bana öyle anlatırdı. hoca hep dersin sonunda gelirmiş. sınıfın kapısını kitlermiş. kapı yeniymiş kimse bilmezmiş marangozun kullandığı ağaç nerede yetişirmiş, ağacın yaşı kaçmış, üzerinde dolaşan sincaplar ilk defa neye şaşırmış. sanki güneş doğunca ölecek gibi olmuşlarmiş ama alışmışlarmış zamanla. güneş bi gün doğmamış o gün hep karanlıkmış, kuşlar hep uyumuşlar, hiç ağlamamışlar. yalandı biliyordum hepsi yalandı, asfalta yapışmış sincabı kim görse midesi kalkardı.

    sakız çiğnerdi hep gözleri kapalı. gözlerini açabilseydi ilk bana bakacaktı, söz vermişti ama gizlice açıp başkalarına baktığını görürdüm bazen. geçmedi yıllar veya çabuk geçti ne biliyim. ben matematiksel formüller içerisinde olayın fiziğine hakim olmaya çalışırken sakallı oğlan labudları çeviriyodu iki eliyle düşürmeden. bütün değildi hiç bir şey. az kalmıştı ama ne önemi vardı ki zaten...

    sıklıkla dans ederdim çesitli müzikler eşliğinde, çok ciddiydim figürlerimi sergilerken. üzerinde oturduğum sandalye gıcırdıyordu bugünlerde, evet evet, hakkaten sanki değişik bir frekanstı bu kulağıma gelen, sanki hep bir kez anladım mı gerisi gelecek gibi olurdu ama yine pencere açık kalmıştı. rüzgar kaçmıştı kulağıma ama olsun zararı yok, burnumu kaşımak için elimi kaldırdığımda kokuyu almıştım , temizlik kesin şarttı.

    ne zaman hırkamdan sıkılsam yenisini giyerken eskisine bakıp gülerdim kahkaha ile ama neden gülmek bu kadar saçma gelirdi bana bilemeden ayrılırdım evden. şimdi kimi görsem anlatayım istiyorum bu traji komik fenomenin bende yarattığı derin etkiyi, ama anlamazlar. beni anlamadan bana bakacaklar diye canımı sıkmak istemiyorum. kızmıyorum hiç, anlıyorum, telepati, sempati falan kurarım ben onlarla. kulaklarının arasında gidip gelen düşünceleri bana ışık hızının karekökü ile gelirken ben sakinimdir, öyle anlamsız hareketlerle kendimi elletmem kimseye. gözlerinin içine bakarım ki beni kaybetmesinler, yanı baslarındayımdır hep. ama bazen de uyuku basar, tatlı tatlı dalarım okyanusun yanındaki dağın yüksek tepelerine. kuşlar geçer, selamlaşırım. hatta kanatlarını çekelerim şakacıktan, korkarlar, düşecek gibi olurlar, gülerim. ey karabatak turna ol benim için iki dakika ne olur derim, bakar öyle saçma sapan. salak hayvan...