nermin bezmen'in ocak 2006'da basılan remzi kitabevinden çıkan kitabının ismi.
insanı sürükleyen 1800lerde yaşamış balkan harbi ve birinci dünya savaşının hemen öcesindeki türkiyenin içinde olduğu karışıklığı, üç kıtada birden yaşanmış sırlarla romantizm ve erotizmle dolu bir aşkı konu ediniyor..okuduklarınızın içinde kendinizden birşeyleri mutlaka bulacağınız enteresan bir kitap.bittikten sonra bile okuduklarınızın etkisinden uzun süre kurtulamayacaksınız.
herkese tavsiye ederim...
bir mustafa kutlu hikayesi. içerisinde "sır, tarihin çöp sepeti,politik-vizyon, her ne var alemde, aramakla bulunmaz,mürit,satılık huzur ve cüz gülü" öyküleri yer almaktadır. daha doğrusu alt-öyküleri demek daha doğru olur sanırım. diğer mustafa kutlu hikayelerinde olduğu gibi her hikayecik hem ana hikayenin,bütünün bir parçası hem de kendi başına bağımsız bir hikayedir. 1990 lı yılların başlarından siyaset-ticaret-tasavvuf-gelenek-değişim-yozlaşma eksenleri etrafında çizilmeye çalışılan ilginç bir türkiye portresinin tasviridir bu kitap. bugün okunduğunda temas ettiği noktalar daha da iyi anlaşılmakta ve insanı manalı bir hüzne sevk etmektedir.
nermin bezmen'in elinizden düşüremeyeceğiniz cinsten müthiş kitabı.insan hem ''bir an evvel sonuna geleyim ne olacak'' hem de ''hiç bitmesin öyle güzel ki'' diyor.hayrete düşmek,kızmak,duygulanmak,anlamak istemek,denemek ama bir türlü anlayamamak,kendini onun yerine koymak,utanmak,en yakın dostla kitap üzerine uzun uzun konuşmak.işte en güzel özet bu bence.deli gibi incilerin hikayesini merak etmek sonra bi sabah en yakın dosttan gelen ''aurora'nın incileri''çıkmış mesajını alıp soluğu kitap evinde almak.
varlığın ana espirisidir sır,henüz kendi çevremizi bile anlamlandırmakta ve tanımakta zorluk çekerken ve küllinin en zerresinde bile kendimizi aciz hissederken,kainat kimbilir nasıl bir muaamma,sır.nitekim sırlar evreninin efendisi hz muhammed bir hadis-i şerifinde dünyadan bahsederken;
"birinci kat semâ ikinci kat semâ içinde çöle atılmış bir yüzük halkası gibidir. ikinci kat sema ise üçüncü kat semâ içinde, çöldeki bir yüzük halkası gibi kalır… yedinci kat semaya kadar bu böylece devam eder… yedi kat semâ ise kürsî içinde bir yüzük halkası gibi kalır çöldeki" diyerek evrendeki acizliğimizi vurgular ve daha neredeyse hiçbirşeyini bilmediğimiz ve ufak bir düşünme de bile aklımızı oynattığımız bir aleme işaret eder,işte sır budur derim ve daha nice şeydir belki de.
nermin bezmenin okuyup da beğenmediğim kitabı. bakış açım yanlış gelebilir beğenenlere ama o ahım şahım anlatılan kiyafetler, odalar, süslemeler, ıvır zıvırlar.. avrupailiğe özenmiş bir hayatı yaşayan o aile.
okurken ben çok sıkıldım ve hiç empati kuramadım (ayrıca dikkat ederseniz empati dedim ahh ahh ne kadar entellektüelim)
öztürk'ün kendisi ile aynı ismi taşıyan albümünden bir parça..
sözleri şöyledir:
belli ki karışık aklın yüzündeki çizgilerden
yanlızlığı tatmış kadın kadar ürkek
kim yıpratmış seni
tanıştığın hüzün sanki
elinde değilse değişmek
sarılıp ona gitmek
karşıdan gelen var
elinde tatlı rüya
görürsen al
bilirim bedeli var
bu dünya kadar çıplak
kime ne hayatından
kime ne hayatından
sen sır ol kal
dikkatle ör sevgiyi, birleştir ilmikleri
şefkatle sev gülmeyi, sıkıştır düğümleri
yeniden, yeniden, yeniden durma
yeniden, yeniden, yeniden başla
bir daha, bir daha, bir kez daha
nerede, nerede, nerede sorma
orada, şurada, burada ara
bir daha, bir daha, bir kez daha
öyle güzel bir sır var, saklıyor tüm aynalar
her sevgide bin düş var, görüyor arayanlar
yeniden, yeniden, yeniden durma
yeniden, yeniden, yeniden başla
bir daha, bir daha, bir kez daha
nerede, nerede, nerede sorma
orada, şurada, burada ara
bir daha, bir daha, bir kez daha
bırak beni ki ''sırdan duvarlar'' örmeyeyim artık sana, azat et beni ki bir ''ismim'' olsun.
…..
büyüdükçe+denedikçe+kanıksadıkça=ruhta vuku bulan bişey. elbet söz olur çıkar, elbet içini sıkar da söylersin, ''evet ben bunu yaptım, sana da söylemedim!'' diye. neden saklanır ki sır… üzmemek için, gelecek tepkiden hoşlanmadığın için, o tepkiyle uğraşmak (savaşmak) istemediğin için, o tepkiyi veren insan ''seni olduğun gibi kabul etmediği için''. seni kendi şekillendirmek istediği için! inadına yapar da söylemezsin ve bunu yaparken de haz duyarsın ilk başlarda…
insan ne kadar birileriyle büyümüş, birileri tarafından yetiştirilmiş olsa da ''kendidir'' işte! bi şekilde onlar senin hayatında var. herkes kendi doğrusunu kendi bulmak zorunda kaderler aynı değil ki! yanlış da yapsa, ağlasa, pişman da olsa kendi cebindedir her şey insanın.. senin bu konudaki sorumluluğun ne olabilir! ne kadar ''o'' insanı yönlendirebilirsin.. sonsuza kadar?! bırak senin gözünde ben öyle olayım ama ben yaptıklarımın arkasındayım bana göre de hepsi deneyim, ''hepsi benim'' kararlarım, doğrularım… yoksa nasıl istediğim sulara boğulmadan yüzebilirim ki, sende akan sular benimkisine benzemiyor bile, benimki daha dalgalı, hortumlu….
bazen rahatsız da etmiyor ''bunu sen seçtin''..senin gözünde tıpkı senin istediğin gibiyim… ama farklıyız işte..benim de bir adım var ve adımlarım var, o adımlarda sendelesem, düşsem bile ayağa kalmasını öğrenmem gerek.. benim varlığımı kabul et ki kukla gibi hissetmeyim.. kabul et ki bir ''ismim'' olsun,
kabul et de beni tanıyabil! bilmezsin ki benim aslında kırmızıyı sevdiğimi, hep pembe yakışıyor sana göre bana oysa ben kırmızıyı istedim hep! sen istedin diye yanında pembelerleydim. ölüyorum seninleyken, oksijenimi, hayatımı emiyorsun sevmiyorum senin hastalıklı düşüncelerini, izin ver kendim nefes alabileyim, sende dolaşmıyor benim oksijenim. çıkar beni bu yoğun bakım ünitenden hastalanıyorum oysa hasta değilim ki ben! boğuluyorum (sende) görmüyor musun?
beni çalmaya çalışmaktan vazgeç artık lütfen… bunun farkındayım ve saklanıyorum senden bak, bağlıyorum gözlerini göremiyorsun bile beni… sen de farkına var da yalan söylemekten kurtar beni. inan ben bunu yapmaktan iğreniyorum aslında. özledim de seni. o kadar uzaksın ki artık sarılamıyorum bile. gel vazgeç bundan, artık (ka)bul (et) beni de tanışalım.