sıkıntı 

 sayfa  / 2
adana çık aradan

  1. (bkz. ukte açmak)
    (scar, 18.03.2004 22:22)
  2. "çünkü sıkıntı öldürür. ve ama sıkıntı öldürüyor. acı ve öfke değil, ama sıkıntı öldürüyor. çok geçici, anlık, masum, makul olabiliyor sıkıntı, ama öldürüyor. sıkıntı eğlence istiyor, tatil istiyor çünkü. tatil çoğulluğa, çoğulluk gövdelere, yeni kelimelere, yeni yüzlere yol açarak öldürüyor. sıkıntı davet ediyor, açıyor. acı ortak olmayanı defediyor, kapatıyor. sıkıntı çözüyor, öfke bağlıyor. sıkıntı plan program demek çünkü. program yazlıklara savuruyor, sayfiyelere, yumuşak içkilere, pahalı yemeklere yol açarak çözüyor. acı kendi yasasını durmadan fısıldıyor, öfke hatırlatıyor oysa : dağılmayın, unutmayın, yetinin, oturun oturduğunuz yerde. ama sıkıntı savuruyor, parçalıyor, gebertiyor. sıkıntı kutlamalar, şenlikler istiyor çünkü. sıkıntı ille de dans diyor, kahkaha diyor, acının da öfkenin de içini boşaltıyor. acı ve öfke korkuyu yeniyor, sıkıntı okşuyor. sıkıntı arzuyu kaşıyor, acı ve öfke terbiye ediyor. acı değil, öfke değil, sıkıntı öldürüyor."


    murat uyurkulak tol adam anlatmış...
    (hayatberbat, 15.09.2006 17:23)
  3. içimizdeki iki göğsümüzün arasındaki kötü his. uzaması halinde vücuttaki diğer bölgelere sıçraması da olası ..
    bizi bizden başkası sıkıntıya itemez. her şeyi biz yapmazmıyız zaten. direk olmasada dolaylı yollardan temelini kişi kendisi atmıştır. alt yapı bize ait belki de sonucunda çıkan şaheserde..
    (misbeliever, 14.01.2007 13:06 ~ 20:23)
  4. uzun süreli beklemenin sonunda yoğunluğu artan hissiyattır. insan ilk önce işinin en iyi olması için uğraşır sonra bekler, bekler, bekler.. ve o sıkıntı sonunda artık kişinin tek beklentisi bir an önce bir sonuca ulaşmaktır. hedeften de sapılmıştır. olsundur bitsindir. *
    (paternoster, 08.03.2007 09:41)
  5. geçen her gün için çizik atmak istemek, dahası saatleri-dakikaları saymaktan, küçük kağıtlara sıkıntıyı karalamaktan kendini alıkoymaya çalışmak. geçmeyecek lanet ruh hali
    (korkunç kertenkele, 20.04.2007 16:57)
  6. dikkati başka bir aktiviteye yönlendirerek üstesinden gelinebilecek ruh hali. psikolojide insanın aynı anda iki konuya yoğunlaşamayacağı söylenmektedir. bu bağlamda boncuk dizmek, dvdlerin listesini yapmak, evi temizlemek gibi zaman alıcı aktivitelerle kişinin söz konusu ruh halinden çıkması sağlanabilir.
    (pseudonym, 28.04.2007 03:12)
  7. ellerinizin çok kirli olduğunu düşünün.gözünüze de bir kirpiğinizin girdiğini ya da bi toz zerreciği.. o anda dünyada tek ona odaklanırsınız o toz yada kirpiği çıkarmaktır bütün derdiniz.başka hiç bir şey düşünemezsiniz.o bi çıksa rahatlıyacaksınız.işte onu hiç çıkaramama durumudur bu.yani kendi gözünüzdeki kendi kirpiğiniz kendinizsinizdir.sürekli kendinize sıkıntı veririsiniz.kurtulmayı çok ister ama kurtulamazssınız...böyle sakat bir durumdur işte.çıkarmak istedikçe daha batar sanki içinize de gözünüze de....
    (derya, 17.07.2007 18:58 ~ 18:59)
  8. paylaşarak harcanabilir.
    (yazar gibi, 04.08.2007 01:15)
  9. kimi bünyelerde vucuttan çıkan yaralarla kendini belli eden durum.sıkılırsınız,sıkıntılısınızdır ancak kimseyle konuşamassınız...hatta kendinizi sıkıntı içinde olmadığınıza inandırmaya çalışırsınız.burda vucudunuz tepkisini yüzünüzde çıkardığı yaralarla ortaya gayet güzel bir şekilde koyar.
    (chakıl, 18.08.2007 01:13)
  10. çağımızın hastalığı...
    (be anything, 27.08.2007 22:10)
  11. vücutta kasılma, istem dışı bağırıp çağırma, her şeye kızma sonra her şeye üzülme bad trip e benzer şekilde kendini kendimde hissettriren durumlar zinciri.
    (sinsemilla, 27.08.2007 22:16)
  12. geçmek bilmeyen durum
    (bouuww, 24.09.2007 01:49)
  13. zaman geçmeyip, bi türlü çekip gidemediğinizde hissedilendir.
    geçici bunlar demek bi anlık heyecana neden olur sonrasında tekrar "geçmiyor, zaman duruyor" deyip devam edersiniz arayacağınız boş vakitlerinizi öldürmeye.
    (mara despina, 24.09.2007 02:20)
  14. fazlasının bünyede saçma sapan tepkiler meydana getirdiği işkence.
    (nott, 27.10.2007 02:32 ~ 02:33)
  15. eğlenememek ya da mutlu olamamaya yol açar. bazen de öylesine gelip çöreklenir yüreğimize. o anda bir telefon, bir dost sesi derman olabilir dertlerimize.

    (bkz: pazar sabahı sıkıntısı)
    (bkz: pazartesi sabahı sıkıntısı)
    (gölge, 28.10.2007 02:42)
  16. son dönemde arkadaş ortamlarında, kimi kahvehanelerde, halka açık çay bahçelerinde, sadece ordu mensuplarının birinci, ikinci derece yakınlarının girebildiği çay bahçelerinde, denize kıyısı bulunan çay bahçelerinde, sayfiyelerde bulunan çay bahçelerinde, sadece bardakta çay içilen çay bahçelerinde, çay kupada içildiğinde 1 porsiyonuna 3 lira ödenen çay bahçelerinde; uzatmayayım çay bahçelerinin külliyatında, "niye bu kadar muhtelif çay bahçesini konu edindim" diye düşünüp çayımı yudumlarken uzaklara daldığım çay bahçelerinde, maç izlenebilen herhangi başka bir yerde sıklıkla bu kelimeyle karşılaşıyorum..

    böyle bir kitle peyda olmuş, rıdvan dilmen "gol olur" demeye yeltendikçe "sıkıntı" diyerek maç izleyen senin tüm konsantrasyonunu bozuyorlar.. genel itibariyle bu insanlar, müsabakadaki iki takımla da uzaktan yakından alakası olmayan, o gece müsabakası olmayan bambaşka bir takımın tarafgirliğine soyunmuş, aidiyetini o takımda hissedenler.. neden, bilmiyorum; her hücum yiyişinizde konuşuyorlar;

    -şimdi kontraatak şansı rizespor adına.. hızlı çıkabilir mi rize?
    +sıkıntı

    sıkıntı? ne sıkıntısı bilader, çaykur rizespor, genel itibariyle, iki yan pas, bir geri pas, iki ters bir düz, bir derinlemesine, bir boylumlama, iki teknik, üç-beş pas yapan bir ekip.. hangi tehlike, ne sıkıntısı? anlamlandıramıyorum bu gibi arkadaşları açıkçası.. tutmuyor bilader, sus artık.. [liverpool maçında tuttu, o ayrı.. öyle arkadaşın ta mnkym zaten]
    (hepinizin ağzına kırmızı biber sürerim, 04.12.2007 20:27)
  17. büyüdükçe varlığını daha çok hissedersiniz. heyecan verici arkadaş sohbetleri, bir zamanlar sadece lafı bile sizi coşturan bar akşamları yerini belli belirsiz artmakta olan bir doyumsuzluğa bıraktıkça, evrenin sıkıntıdan ve bıkkınlıktan ve mezar taşı kadar büyük bir boşluktan ibaret olduğuna yemin edebilecek bir durumda buluverirsiniz kendinizi. öyle ki, zamanla, "bu akşam nerde içelim?" sorusunun yerini, "evde battaniyeye sarılıp müzik dinleyerek sigara ve kahve içmek istiyorum!" cevaplarına dönüşür.

    sıkıntı süründürür, kötü bir sıkıntı yaratıcılığı öldürür, sizi agresifleştirir, asabi yapar. artık tanıştığınız insanlarla konuşacak yeni bir şey bulamıyorken, üstünüze üşüşen kara bulutlar hiç de eskisi gibi ilham ve büyü dolu değilken, yeni olan hiçbir şey söyleyemiyorken, hiçbir büyük felsefecinin ya da ölüme meyilli rus yazarlarının söylemiş olduğu o ihtişamlı sözler şimdi yine hiç de sizi kurtarabilecek gibi durmuyorken, sadece, "heyecan duyduğum, bir şeyler yapmaya çalıştığım günler vardı!" gibi sözler söylemenize yol açan meymenetsiz bir duygu.

    sıkıntı yayılabilecek bir alan bulursa, öyle bir genişler ve büyür ki, nefret etmeyi, ihanete uğramayı bile özler bulursunuz kendinizi. sokaklarda, kafelerde eğlenen insanlara bakıp lanet edersiniz. ve durduk yere hayatınızın arka fon müziği california dreamin'den how soon is now'a dönüşüverir.

    şapşala dönersiniz.
    (geber marla singer, 25.02.2008 20:26 ~ 20:28)
  18. birden nefesinizin gırtlağınıza yapıştığını hissettiren sanrı .
    (demesterizasyon, 21.03.2008 23:26)
  19. içinden çıkarma yollarının her birini deneyip daha beter içinde kaybolduğun ruh hali.
    (mandolina, 31.03.2008 00:05)
  20. özellikle depresyon durumundayken oluşan durum.
    (namref, 31.03.2008 20:58)
  21. özellikle sınav haftası gelen ne yapacağını bilememe durumu.birbiri ardına gelen uzun sınanma,sorgulanma,çalışma,ezberleme,uyumama,kusma,tırsma süreçlerinin sonucu olarak zihinde beliren saçma sapan kaygılar sonucu oluşan kötü ruh hali.
    hayatın diğer bölümlerinde ise genellikle belirsizlikler ve duygusal eksiklikler sonucu hissedilen hede.
    ayrıca sevilerek yapılan bir eylem bile rutinleşince bu hissi yaşatabilir.
    özetle ruhsal durumun ana bileşeni olabilecek geniş bir yüzdeye sahip hissiyat.
    ayrıca zamanın görece yavaşladığını,saatlerin durduğunu falan düşündüren etki.
    (sophia, 06.04.2008 23:10 ~ 23:19)
  22. ''hayatım ısrarla sonuncu gelen atlara oynayan bir altılı ganyan kuponuydu don kişot..herkes herkese yazdığı mektuplarla ünlenirmiş ya hani benim de mektup yazacağım değirmenlere saldıran çılgın bir ihtiyar olacaktı elbette... çünkü yağmurlarım asla geri gelmeyecek nasıl ki sen hep değirmenlere saldıran o çılgın ihtiyar olarak anılıyorsan ( ki buna ben de dahilim..) yağmurları asla geri gelmeyecek bir adam olaraktan mektup yazmaya en yakın seni buldum kendime...en çk neden tiksiniyorum biliyormusun don kişot vayy don kişot harikadır nasıl da saldırıyor değirmenlere yürü be çılgın ihtiyar diye alkışlayıp hayatlarını idame etirenlerden tiksiniyorum.. çünkü ben seni anlıyorum.. sıkıntı don kişot sıkıntı seni sürükledi o değirmenlere.. ya da her neyse.. her yer sanço panço ihtiyar.. her yer düzen... sen değirmene saldırırken hayatını satmıştın ve seni alkışlayanlar hayatını satmayanlardı.. çünkü hayatı satılmışların alkışlarının sesi yankılanmazdı localarda...ama ben hiç senin değirmenlere saldırmana takılmadım don kişot.. benim takıldığım senin inanman ve yüreğindi.. sen orda ben ve benim gibiler için devrim yaptın don kişot.. çünkü devrimi yapmaya çalışanlar hep kazanırken devrim olanlar hep kaybettiler don kişot...şimdi bir takım götünde branda açılmamış insanlar ne kazanması ne kaybetmesi o kendi tercihiydi gibi ukelaca açıklamalar getirecekler kendi kendilerine.. ama bilmiyorlar onlar don kişot.. yenilgi dünyanın her dilinde her yerinde sadece yenilgidir.....ne kadar içtiğin değil sızmadan kaç saat sürekli içtiğin önemlidir... nasıl ki kayaları aşındıran dalganın şiddeti değil sürekliliğiyse çekilen ızdırapın da şiddeti değil sürekliliği önemlidir... işte o yüzden her ölçüyü redediyorum donkişot... benim bütün meselem süreklilik..ben seni yaptıklarından dolayı değil sürekliliğinden dolayı seviyorum en yaşlı tutunamayan... ''

    sıkıntının yaşattıkları, insanı sürükledikleriyle başa çıkılabiliyor zamanla, ama meret gücünü sürekliliğinden alıyor o noktada biz nev-i beşer'i çaresiz bırakmaktan ilginç bir zevk alır sıkıntı..
    (hayatberbat, 29.05.2008 13:31)
  23. tüm derin nefesleri kesik soluklara dönüştüren, gözlerimi kapasam ve dilediğim rüyayı görsem dedirten, tam da içinde ve elini sokup çıkarman gereken bir topaç ama derinin üstünde bir deri, adeta en teslim olunası yaz sıcağı. "her siyahın bir beyazı, gecelerin gündüzü de vardır" diye içinde tekrarlayan da kendisi, seni sana soğutan da. ne kadar soğutsa da bir sıcak gün kendisi...
    (pipelette, 20.06.2008 20:00)
  24. son dönemlerde bu kadar yaygın kullanılmasının başlıca nedeni ahmet çakar olan kelime. efendim kendisi programlarında o kadar sık ve komik bir şekilde kullanıyor ki bu kelimeyi, dilinize alışıyor, siz birine alıştırıyorsunuz o da bir başkasına. misal büyük üstad ahmet hocamız şu şekilde kullanır bu kelimeyi,

    - kazım* bu gece sen de büyük sıkıntı görüyorum.

    * hocam siz ne diyorsunuz bu maç için?
    - sıkıntılı bir maç sıkıntılı bir eşleşme

    - gürcan* bu gece, genel olarak olduğu gibi, ikimizin futbol görüşleri arasında ciddi sıkıntılar var.

    velhasıl, artık hangi habere, olaya baksam, mutlaka bir yerlerde görüyorum bu kelimeyi, nasıl desem, "ab yolunda sıkıntılı süreç" gibi... işte ahmet çakar bu anlattıklarımdan dolayı bile bir lider ve fenomendir...
    (1925, 25.07.2008 20:19 ~ 20:21)
  25. "
    ...
    bugün, -ki bir yerden başlamalı ve ben bugünden başlamayı hiç denemedim. tamamıyle senin “bir gün”lere tutkundan kaynaklandı bu.- diğer günlerden tek bir şeyle ayrıldı: kağıt gibi duvarlarımın emdiği kuvvetli öksürük sesleriyle –elbette bu epeyi şahsi bir konu-. akşam uykusundaydın ve sen tadımı, hevesimi kaçıracak ayıklığa kavuşmadan, enerjimi körükleyecek bir koku bulabildim odanda. sen gün tayin etmeyi sevemedin, korku dolu, zayıf fikirlere beslediğin kuvvetli inançları payanda yaptığın hepi topu yumruğun kadar kalbin, biraz tüm bu deneyimsizliklerden, biraz büyümüşlüğün verdiği, az –hiçten biraz fazla- bilginin getirdiği cesaretsizlikten bir kez olsun bugünün kapısını çalamadı. ama işte... ben bir yolunu bulamadan o istikamet kendiliğinden önümde beliriverdi: senin, arasına –teyzenin isviçreden getirdiği- leylâk rayihası karışmış, uykudan yılmışlık kokun.

    ben oldukça pimpirikli ve detaylara can sıkacak kadar müptela bir insan olduğumdan, seni de incitmeden, yani hatırlamak ya da cevaplamak istemediğin her ne varsa, ki ben bir kısmına şehadet ettim vaktiyle, yeri, zamanı gelene kadar gözden kaybetmeyi becererek binbir türlü sonuç çıkardım bu kokudan.
    ...
    "
    (scissorshands, 14.08.2008 13:50)
 sayfa  / 2