sözlük yazarlarının kimselerle paylaşamadıklarını itiraflarını ifşa etmesi durumudur. bir nevi iç dökme işlemidir, itiraf.com tadında.
çocukken, annemin bütün uyarı ve tehditlerine rağmen coca cola ile fanta'yı karıştırıp çılgınca içen bendim, evet. midem falan da delinmedi sonunda, nedir yani.
banyoda zamanın farkına varacağım hiçbir unsur olmadığı için tahminimden fazla vakit geçiriyorum (yaklaşık 45 dk-1 saat yeminle, rekorum ise 2 saat), bu sebeple gideceğim yere ve özellikle derslere geç kalıyorum. arkadaşlarıma ise uyanma problemi yaşadığımı, uyanır uyanmaz 5 dk. bir duş alıp çıktığımı söylüyorum. 5 dakikada duş alıp çıkanlara öyle özeniyorum, bir bilseniz.
22 temmuz'da akp'ye oy veren her iki kişiden biri ben değilim. oy verip de bu ikili kombinasyonu tamamlayan kim onu da bilmiyorum, ama bulursam hoş olmayacak.
tamamen seyir zevki için izlediğim, oynayan takımların başta hiçbirine sempati beslemediğim maçlarda bile, daha 5. dakikada bir tarafı içten içe destekliyorum. daha da garibi, desteklediğim takım öne geçtiğinde de diğer takımın gol atmasını istiyorum delice. ne olacak bu futbol manyaklığım bilmiyorum. içimdeki holiganı dizginlemem pek mümkün gözükmüyor yani.
hani o " o olmadan asla yatmam" dediğim oyuncak ayıcık necati vardı ya. itiraf ediyorum. işte ben onunla yaklaşık 6 ay süren düzenli ve bir o kadar seviyeli bir cinsel birliktelik yaşadım. tamamen sürtünmeyle gelen bir orgazm tecrübesiydi yaşadıklarımız.
ama bütün sorun sizin ona kız ismi takmama izin vermemenizden kaynaklandı. ona erkek ismi değil de kız ismi takmış olsaydım şimdiki şu eşcinsel ilişki pişmanlığını yaşıyor olmazdım. annem "olum ayı da olsa hiç kimseye kız ismi takamayız gelenek ve göreneklerimizde hede hödö..." diye diretmeseydi kendisine, pamela ismini takacak mutlu ve sıcak yatağımızda zevk ayinlerini bir şölene dönüştürecektik.
çok küçüktüm lan. ayıcığın anatomik yapısı(ağzı açılmıyordu) 69'a müsait olmasa da kendisi misyonerde gayet başarılıydı..konumuz bu değil biliyorum.zaten buraya itirafla gelen/gelecek huzuru tatmaya,
günahlarınmdan haberdar olmanızı sağlayarak onların getirdiği yükten kurtulmaya geldim..
ben bir hata yaptım..o masum oyuncak ayıcıkla beraber oldum..ama şerefsizim pasif değil aktiftim baba.
kızmamışsınızdır umarım..
edit:oğlum ben baban. acı dolu haberi aldık. seni hemen affetik oğlum. güçlü olmalısın. sen de unut olayı. ayıcığı da getir elimizi öpsün.
amsterdam'da mısın lan?? hemen eve gel şerefsiz.
birlikte olduğumuz sekiz, ve ayrı olduğumuz iki ay boyunca kendisinde ''pis'' bile demediğim, ama bu süre zarfında gayet ağzıma sıçan, en son ''oh be sonunda bitti bu kavgalar, arkadasız artık ahey ahey'' şeklinde sevinirken, çok abuk bir durum yüzünden ''seni görmek istemiyorum'' diyen eski sevgilime içimden ''eeeehh yeter be siktir git lan, yeter'' diye isyan ettim.hayır. hiç pişman değilim, eğer bunu o gerizekalı msn den değilde, yüzüme karşı söyleseydi, eminim aynısını söylerdim yüzüne.
bu başlığa bir itiraf yazarsam, yarın bir gün girimin "sözlük yazarların aslında demek istedikleri" başlığında ayar yemiş olduğunu görmekten korkuyorum. aslında bu başlık bir tuzak bile olabilir. ben kendimi feda ettim. kaçın kendinizi kurtarın.
ilkokul sıralarındayken ben ve kankam için çok önemli film olan "geleceğe dönüş" filminin 4.sünü izlediğimi söylemiştim kankam'a ( sallamıştım tabii ki ). aradan 17-18 yıl geçti "geleceğe dönüş 4"filminin çekilmeye başlandığını bu defa o bana söyledi.
hani şu lise 2'deyken hafta sonları " kankamla kütüphaneye gideceğiz" bu hafta buluşmayalım diyordum ya,yalandı onlar. gerçek şu ki: kankamın gazına geldim,sokak sokak dolaşıp atılmış boş bira şişelerini topluyor,sonra o şişeleri bakkala satıp,parasıyla günde üç seans porno oynatan sinemaya gidiyorduk. ama yemin ederim, hiç bir zaman otuzbir anında seni hayal etmedim,seni kirletmedim inan bana. ben seni hep çocuk gibi saf duygularla sevdim. o yüzden seni kenan'a kaptırdım ya.
daha yaşım 12, orta 1'e gidiyorum. bir kıza aşık olmuşum güya, şiirler yazıyorum. o zamanlar aşkı algılayışımız da farklı tabi, "saçların ne kadar sarı, ah ben tutuldum sana" türünden şeyler çıkıyor ortaya, komik oluyor ama ben tabi geceleri [gece derken orta 1'e giden adamın gecesi 20.00-22.00 arası elbette taş çatlasa] onları okuyup yarı heyecan yarı sevinç bir şey hissedip duygulanıyorum, atv'de hastane dizisini izliyorum fırsat kalırsa. bir şiir defterim var, her akşam "gözlerin ne güzel, günler geçmiyor sensiz" diye şiirler ekliyorum mutlaka, ertesi gün eş-dost okuyor, toplaşıp sınıfça ağlaşıyoruz.
bir gün bir şiir daha ekledim oraya ama o şiir benim değildi, yazın tanıştığımız bir gitarist abinin kendi sözleriydi, hatta bestesi de vardı şiirin, daha profesyonel bir şeydi. ertesi gün de sabahtan bir arkadaşa okuttum, çok beğendi. ben abartıp "müziği de var bunun" dedim, söyledim. daha bi' etkilendi. sonra önüne gelene yaydı bunu, belki engel olabilirdim ama benim de içten içten hoşuma gitmişti bu durum. sonuçta çocuk sayılabilecek bir yaştaydım ve bu ilgi beni çok mutlu ediyordu. ama sonra iş büyüdü, kontrolden çıktı ve müzik öğretmenime kadar ulaştı. öğretmenim hemen şarkıyı söyletti bana, çok sevdi şarkıyı da. beni okulun sene sonundaki gösterilerinde çıkarmaya karar verdi.
yanıma 3 vokalist kız verdiler, "charey'in melekleri" diye isim taktılar. (bkz: @2100948) ders çıkışlarında, öğle aralarında müzik odasında toplanır olduk. abilerin ablaların elinde bir enstrüman mutlaka oluyordu orada, piyano vardı orta yerde, hayatımda ilk kez davul seti görüyordum. müzik odasındaki derslerin bitiminde, sınıf dağılırken piyanoya yaklaşarak bir tuşuna -ve genellikle en kalın notasına- basıp da öğretmen "kim o terbiyesiz?" diye aranırken kalabalığa karışan sınıf arkadaşlarımın aksine, o piyanonun başına istediğim zaman oturuyor ve çalamıyor olsam da dilediğim kadar oynayabiliyordum onunla.
aslında önceleri doğruyu söylemeye pek çok kez niyetlendim ama hem çocukluğun verdiği korkaklık, hem de yakalamış olduğum şeylerden vazgeçmek istememe dürtüsüyle sürdürdüm yalanımı.
o sene sonunda konsere çıkamadık, yeterince iyi değildik. el ele tutuşmuş şarkı söyleyen kötü sesli çocuk koroları gibi oluyorduk. ben de utancımla hep geri durdum müzik odasından ve o abilerden, ablalardan. ta ki bir gün kendim beste yapmaya, söz yazmaya başlayana kadar da cesaret edemedim o müzik odasından içeri girmeye.
bir gün bir kompozisyon dersinde bu anımı yazıya döktüm, pek çok kişinin duymasını sağladım. bu olayı hatırlayan herkese de bana o şarkımı (!) hatırlattıklarında, gerçeği dürüstçe, utanmadan, artık o zamanki halimi, bu yalanı sürdürmek istemiş olan 'ben'i kabullenerek anlatıyorum onlara. biliyorum ki bugüne kadar yazdığım, yazıyor olduğum ve yazacağım bütün şarkılar, aslında o odanın tozlu havasını ciğerlerine çekmeyi -yalan söyleyerek de olsa- göze almış o çocuğun duyulmak istemesinin bir sonucu.