kesinlikle akıllı bir dergi. o kadar akıllı ki, gidip almanıza gerek yok; o bir biçimde gelip sizi buluyor. bugüne kadar okuldan tutun apartman girişindeki posta kutusuna, parktaki banktan tutun da iş yerindeki masama kadar (e yuh artık) çok değişik mekânlarda ve çok değişik zamanlarda rast geldiğim bir dergidir (misal gece beton nöbetim var ve gündüz boyunca üzerinde herhangi bir neşriyat bulunmayan masamda bir sızıntı dergisi beni bekliyor!). kimse kusura bakmasın, bugüne kadar bir gazete bayisine gidip de "bir sızıntı alabilir miyim" demedim ama derginin beni bulmadaki azminin yarısını ben gösterseydim sanırsam bugüne kadarki tüm sayılarını okuma imkânım olurdu.
tirajının yüksekliği hususuna gelelim: bugüne kadar bu dergi bahis konusu olduğunda tanıdığım pek çok insanın "valla beni abone etmişler beleşten geliyor okuyorum", "beni biri abone etmiş ama her sene cüzi bir para ödeyip okuyorum", "yurdun girişine 10-15 tane bırakıyorlar ben de bakıyorum nedir diye" biçiminde beyanatlarına dayanarak ve biraz da kıçımdam aldığım destekle diyebilirim ki derginin tiraj rakamının hatrı sayılır bir kısmını bu zoraki abonelikler ve kimliği meçhul kişilerin sağa sola bıraktığı sayılar oluşturmaktadır. o yüzden kimsenin bu derginin türkiye'de en çok basılan ilim dergisi olmasıyla övünmemesini dilerim.
efendim, içeriği ile ilgili sanırsam yeterli bilgi itü sözlük'te mevcuttur. lâkin şunu eklemek isterim ki, okuduğum yazılardan gördüğüm kadarıyla bir yaratıcının varlığını ispatlama konusunda "ismi lâzım olmayan bir soytarının*" makalelerinden sadece birkaç adım öne gidebilmişler. misal, evrimi yalanlayan komik ötesi, sadece iki tane balık resmine dayandırılan, ilkokul çocuklarına yönelik bir makalenin altındaki profesör imzası gözlerimi yaşartmıştı. o zatın ne profesörü olduğunu hâlâ bilmiyorum ama ola ki konuyla az çok ilintili bir bilimde doktora yapmış ve zaman içindeki çalışmalar ile profesör ünvanı almış ise ben ona o profesörlük ünvanı veren her kişinin alnını karışlarım. yazık ki ne yazık.
bakın inandığınız bir şey vardır ve bunun karşıt görüşlerini de çürütmeyi kendinize düstur edinmiş olabilirsiniz; buna kimsenin bir itirazı olamaz. ancak, eğer ki kendi gerçeklerinizi savunurken içeriği ve tarzı "oya ılık süt iç" tarzından sadece bir kademe ileri götürüyorsanız bunun adını "ilim" koymak ne kadar doğrudur bilemiyorum.
haydi bunu geçtim; belki de yazdıklarınızla "biz bu kadarız kardeşim, ötesi yok işte, sana ne" diyebilirsiniz. eğer "bana ne" ise bu dergi beni veya herhangi bir insanı bu kadar rahat bulmayacak kardeşim. evimin önüne, kapımın eşiğine, masamın üzerine zoraki bırakmayacaksınız. gözümüze gözümüze sokmayacaksınız. kendi kendinize yazıp eğleşeceksiniz, peşinden de adam gibi bir dağıtım firması ile bu dergileri sadece gazete ve dergi bayilerine göndereceksiniz ve sadece isteyen okuyacak. bu kadar basit.
yok eğer "benim bu dergiyi çıkarmamdaki amaç bambaşka" diyorsanız biraz içeriğine dikkat etmeniz gerekir. bir iş bu kadar baştan savma yapılır mı? emeğinize hiç mi acımıyorsunuz? tövbe tövbe.
edit notu: yukarıda "ismi lazım olmayan bir soytarının" dediğim yerde bir insan evladının takma adı geçiyordu.
hukuken sakıncalı olabilirmiş; o yüzden giri çöpteydi. çöp kutumda düzelttim. arz ederim.